>"kelimeleri ver bana"

>

“kelimeleri ver bana

bana her seyi anlatan kelimeleri

kelimeleri ver bana

bana hiçbir şey anlatmayan kelimeleri”*

ceviriye -hele ki sarki sozu mevzu bahis olunca- belki hic kalkismamak en iyisi ama karaladım işte bir şeyler. bu aralar sık dinliyorum bu sarkiyi. sessizlikle anlatılan seylerden, kelimelerin ötesindeki duygulardan bahsediyor, yumusak ritmiyle tekrar tekrar dinletiyor kendini. ve sessizlik uzerine dusunduruyor ki ikiye ayrılır bana kalirsa; ilkinin uzayıp gitmesinden, o sessizligin icinde her ne yapıyorsanız yapmaya devam etmekten memnunsunuzdur, karsınızdakinin de yaptıgı seye dalmıs olması kıymetini artırır o anın. hersey yolundadır, soylenmesi gereken bir seyler yoktur, arada çaktırmadan sessizligi paylastiginiz kisiye bakarsınız, kitap okuyorsa mesela okumaya devam ediyordur, yuzunde okurken gittigi yerlerin belli belirsiz izleri, soylemeye hazırlandıgı bir seyler olmayışı (illa kötü şeyler olması da şart değil, söyleyeceği guzel şeyler de bu sessizliği bozmasın istersiniz) içinizi rahatlatır, onun yanınızdaki huzurlu, sessiz varlığından kendinize pay çıkarır, mutlu olursunuz.

bir de ağır, huzursuz edici sessizlikler vardır. sessizliğin uzayıp gitmesi iki tarafı da paniğe sürükler, bir şeyler söylemiş olmak için konuşursunuz ama söyledikleriniz bir türlü ilerlemeyecek bir sohbeti ite kaka sürdürme çabasından öteye gitmez. böyle sessizlikler arttıkça, esas söylenmesi gereken ama bir türlü dile getiremeyen şeylerin yükü havayı daha da ağırlaştırır. sessizliğin kendisi üçüncü bir kişi gibi sizi izlemeye başlar. dilinizin ucuna gelenleri bir türlü söyleyemez, sessizliği bozanın karşı taraf olmasını istersiniz. önce konuşanın kaybedeceği ve zayıf görüneceği bir oyuna dönüşür. ne yazık ki bu oyunu sonlandırmanın acısız bir yolu yoktur.

geriye, herşey olup bittikten sonra böyle şarkılar dinleyip, yazmak kalır…

*şarkının adı “in a manner of speaking”. aslında tuxedomoon’unmus ama benim dinledigim nouvella vague versiyonu. ben bloga muzik koyma isini çözene kadar asagidaki linkten dinlenebilir: (köşenin delisi sagolsun, öğrendim şu müzik işini)

http://stat.radioblogclub.com/radio.blog/skins/mini/player.swf

Advertisements

6 thoughts on “>"kelimeleri ver bana"

  1. >Haddim olmadan yardımcı olabilirim isterseniz şarkı ekleme konusunda :))http://www.radioblogclub.com/ adresine giriyorsunuz, şarkı ya da sanatçı adını karşınıza çıkan arama motoruna yazıyorsunuz; eğer varsa, bir liste çıkıyor. Listedeki şarkıların yanında mavi kare içinde beyaz bir “play” butonu var, istediğiniz şarkının yanındakine tıklayınca sayfa değişmeden yan tarafta bir html kodu beliriyor. Renklerini istediğiniz gibi seçip, kodu kopyalıyor, blog yazınızı yazdığınız yere dönüp “html düzenle” kısmına tıklayarak yapıştırıyorsunuz (yazının istediğiniz yerine)… bu kadar!! :) Görüşmek üzere.

  2. >sevgili neolitik hanım, evet öyle, dediğiniz gibi. sessizlik, arkadaşlık için olsun sevgililik için olsun ilk parametrelerimden biridir. birlikte, huzurlu huzurlu sessiz kalamayacağınız biri arkadaşınız da sevgiliniz de olamaz, mümkün değil. *hopper’ın resimlerindeki sessizliği elbette farkettiniz.*yazın, parkların havuz kenarında oturmuş, suskun vakit öldüren, sıkılan sıkılan çiftler bileğimi kestirecek kadar kederlendiriyor beni. çok konuşan zevzek çiftler de diğer bileğimi kesmeme neden olur gerçi. (hımm… çok huysuzum, değil mi?)*benim şu evden çıkmamama sebep biraz da korkunç sessizliklere kapılıp boğulma ihtimalidir. çünkü çoğu ilişki, sessiz kalma, konuşamama ihtimalinin korkunç tehditi altındadır. o ihtimal beni çoğu tanışmalardan alıkoyar. (eh, münzevi olmak konusunda kararlığımla, bir tür ruh hastalığına hızla yol alıyorum sanırım, ama hiç değilse kendi sessizliğim içinde deliriyorum:)sevgilerimle(sizinle konuşmalarımdaki şu siz, sen karmaşasını bir süre sonra yoluna koyacağım.)

  3. >sevgili endiseli peri,o kadar iyi anliyorum ki seni, o kadar olur. münzevilik bir tür ruh hastalığı diyorsan, seninle oda arkadası olma ihtimalimiz cok yuksek :) kendimi dizlerimde ekose battaniye ve kucagimda kitaplarla, bir bahcede gunu hic konusmadan gecirirken hayal edebiliyorum. korkutucu biraz :) mesela iki gün boyunca, dört kişilik bir grubun içinde çok da eğlenerek vakit geçirdim ama dönüş yolunda da evime varsam diye sabirsizlandim durdum. haftasonunda da annemin anneler gununu kutlama ve manavdan erik alma konusmasi dısında kimseyle konusmadım. (benim profil, seri katilliğe dogru gidiyor bu arada, :) bitirmem gereken bir düzelti işi vardı, daha çok onunla uğraştım, yokluğumda coşup bir sürü çiçek açmış petunyalarla ilgilendim, bloglarımı okudum, bir şeyler yazdım. telefonuma gelen mesajlara bile cevap vermedim. ancak pazar aksamı bu aralar bosanmanin esigine geldigi icin kendini cok kotu hisseden bir arkadasimi arayip teselli etmeye calistim. kisacasi zaruri konuşmalar dışında sessiz kalmak hoşuma gitti. bu arada ben “siz-sen” karmaşasını çözmüş gibiyim, umarım sakıncası yoktur? sevgiler

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s