>kediş

>

izmir’den döndüm, artık uzun bir süre seyahat olmasın istiyorum. bir keyifsizlik var üzerimde, doğru dürüst fotoğraf da çekemedim.

ama gitmeden önce bizim ofisin sokağında dünya yaramazı üç yavru kediyi, birbirlerine sokulmuş otururlarken çekmiştim, benim gibi canı sıkkın birileri daha varsa hep beraber onlara bakalım derim.
Advertisements

42 thoughts on “>kediş

  1. >hah haaa… çok iyi. hem de ne sıkkın. off bütün gün bunaldım. ne kadar uzadı gün. evet, kurabiye de yaptım. mahlepli. güzel oldu. şimdi de film izleyeceğim, yorgun da değilim bu kadar çalışmama karşın. breaking and entering, hırsız diye çevrilmiş. (çevrilmiş derken bora sabahtan beri çalışıyor, evde sürekli bir klavye sesi. şimdi de bir makale çevirecek, “popüler kültür ve umberto eco” hımmm…)film dandik olabilir ama izleyeceğim. jude law oynuyor. hiç sevmiyorum onu. juliette bioche de var, onu da çok ciddi, çok rol keser, çok iddialı oyunculuğu yüzünden sevmiyorum. yönetmen, ingiliz hasta’nın yönetmeni, anthony minghella. hadi ben izleyeyim.bu hafta daha iyi hissedersin umarım ofiste.birileriyle birlikte çalışmak demek bir sürü sorun demektir, ama yapılacak bir şey yok. canını sıkmamaya çalış.bu arada kediler ne sokulgan şeyler. tina bugün onu istediği kadar okşamadığım için tırmaladı beni. (ayrıca, cümle düşüklükleri, harf kaymaları, noksanlıkları ile dolu oluyor yorumlarım. 2. kez okumaya vaktim ve enerjim olmuyor çünkü. bu aralar böyle işte)sevgiler.

  2. >peri, mahlebi de cok severim. ne guzel bu saatte film izleyebiliyor olman, ben hala ofisteyim. bak farklı düşündüğümüz bir şey çıktı, jude law’ı severim ben. o ingiliz aksani, kendinden emin halleri… ama juliette binoche konusunda haklisin. ofisteki meselelere takılmamaya uğraşacağım, “canını sıkmamaya çalış” demissin ya, o kadar iyi geldi ki! bu aralar etrafımdaki herkesin benimkilerden büyük dertleri var, benim de teselliye ihtiyacım oldugunu belli edemiyorum.sen de cümle düşüklüğüne, harf kaymalarına takılma pericigim. sevgiler

  3. >Haydaaa! Nasıl yani?Şarışın erkek sevmem, tek istisnası var; Jude Law!La Binoche’a gelince, en beğendiğim Fransızlardandır; “Breaking and Entering”de özellikle iyi, bence.Ayrıca Robin Wright Penn de var bu filmde.Ben, bu filmi sinemada iki kez seyrettim. Biryerlerde de yazdım. Okumak isterseniz, benim “sinema” başlığımı tıklarsanız iki-üç ay öncesinde bulabilirsiniz.Neyse işte, Candan’a katılıyorum; adam ayırmamak lazım!

  4. >tabii ayırırız kardeşim, nedir o büyük büyük oyunculuklar, (peri “ciddi” demiş ama bence daha çok abartılı bir coşku var oyunculuğunda) kah neşeye, kah hüzne o abartılı yuvarlanmalar? neydi o ingiliz hasta’daki şirin amelie halleri? eline aldığı koca makasla saçına bir dalıyor, ortaya deli saçı gibi bir şey çıkar diye beklerken şahane bir model! peh! :)o hintli arkadasla flörtöz haller ama bir yandan da ingiliz hasta’ya adanmışlıklar falan… (filmin esas hikayesini severim o ayrı, kont almasy ile catherine’ninki) “bunlar filmin senaryosu gereği kardeşim, kadının oyunculuğuyla ne alakası var?” diyebilirsiniz ama değil işte. köprü üstü aşıkları’nda fena değildir bak, iddialı oynamayı o zamanlar henüz keşfedemediğinden zahir.. bir de her filmde vardı bi ara yahu! güzelligine diyecek lafımız yok tabii ama sevemedik işte.neolitik the adam ayıran :P

  5. >halid’i dinler gibi oldum tekrar. :P geçen bana geldiklerinde evervefeverbey’le, yok yok ondan önceki gelişinde pardon! zebaha kadar sharon ston mu, binoche mi diye tartışmıştık. ne alâkaysa..bi de yönetmen olacak. :P binoche şeyde iyi değil miydi ama üç renk: mâvi’de? çikolata filmini de ayrıca severim. kesinlikle çok iştah açıcı.

  6. >ah neolitik hanım çok iyi demişsin. binoche’u evet bu nedenlerle sevmem. ekmekçikız haklı ama hırsız filmi gayet güzeldi. gerçi bu çok uluslu insanların birarada yaşama sorunları çok popüler oldu bu aralar ama… hayır soruna parmak basılması derdim değil, bu sorunun sömürülereke para kazanılması beni iten. hani, bir de bir sevişme sahnesi attıralım şuraya filan demek gibi… aslında ben çok iyiniyetli bir izleyiciyimdir. demiştim; film bana ağla der, ağlarım, gül der, gülerim. müthiş uzlaşmacı bir izleyiciyimdir. ama film bittikten sonra bana bir haller oluyor. jude law da iyi oynamıştı bu filmde. çok yakışıklı çocuk, eyvallah. ama metalik bir mükemmellik sanki. insan sarılmak ister mi böyle mükemmel birine bilemiyorum. canlı değil gibi. hele o nedir kusursuz güzellikte ondan aşağı kalmaz robin wright penn’le çift olmaları! adolf hitler, neredeyse mezarından fırlayım çığlık atacak, “işte benim aradığım tam da buydu!” diye.sarışınlık meselesi ayrı bir konu. annemim kabuslarının öznesi sarışın bir adam olduğu için biz hep sarışınlardan hoşlanmayız sandık ama ben hoşlanıyorum sanırım biraz. öyle n’apiim? belki anneme pislik olsun diyedir filan ama… adam ayırmak gibi olmasın ama, bana sorsanız şimdi, peki hangi artiz yakışıklıdır filan, bilemem. bu konuda eğer neolitik hanım, artiz fotoğrafları seçip koyarsa, bakar, tartışırız.şimdi ben ne yazdığımı bile bilmiyorum. okumayacağım 2. kere.hah, neolitik hanımcım, ben dün gece, uzuuuuun bir cevap yazdım bendeki yorumuna ama bir anda siliniverdi. artık, halid iyice sisteme yerleşip sevmediği yazıları siliyor mu, bilmiyorum. şaka şaka, ben de ne nankörüm. bir daha yzacağım. belki ayrı bir yazı olarak. çünkü simenon ayrı apayrı bir konu gönlümde. bu kadar benzememiz korkutucu geliyor. gerçekten.sevgilerimle.

  7. >Hanımlar,Bence La Binoche’a (Fransızlar böyle diyorlarmış) haksızlık ediyorsunuz.Hakikaten iyi oyuncudur. Sizin bu zıtlığınızın sebebi Fransız oluşu olmasın?Tabii ki ille de sevin demiyorum da, kötü olmadığını kabul edin bari!:)Bence abartılı olmadığı gibi gayet doğal bir oyunculuğu var, üstelik komediyi de dramı da becerir.Jude Law da farklı rollerin altından kalkabiliyor, ilk gençliğinden beri hem de. Neyse canım, hatırınızı mı kıracağım, beğenmeyin. Hem belki ben de sizin daha çok beğendiklerinize biraz gıcık oluyor, olabilirim. En iyisi bir artist galerisi yapıp, beğendim-beğenmedim yapalım.Hımm, iyi fikir, ben bu işe başlayayım.

  8. >”Ay ay ay yerim ben bu kedicikleri!:) Gönderen sağolsun” diye konuşmaya dahil olacaktım ki baktım Juliette Binoche hakkında düşünüyorum! (Jude Law hakkında pek düşünmedim ne yalan söyleyeyim: sevdiğim tek filmi “Gattaca”dır. O kadar. Ha, “Gattaca”nın da ne kadar Jude Law’ın filmi olduğu da tartışılır!) (Peri Hanım haklı: metalik bir mükemmeliği var sanki Jude Law’ın. Evet kaşı gözü yerinde, ama fazla yerinde! (Peri Hanım iyiliğini göstermiş “metalik” demiş:) ben “ruhsuz” derdim!…)Juliette Binoche bence de pek “artiz” fazla rol kesiyor, rahatsız ediyor beni. Ama “Les Amants Du Pont-Neuf”de öyle değildi! (O filmin herşeyi pek bir güzeldi…) Hatta o salak ama pek sevdiğim “A Couch In New York” filminde de pek doğaldı sanki… Yok ya, düşündüm de orada da “artiz”lik yapıyordu. Ama doğaldı da!… Yaaa hem doğal hem artiz miydi o filmde??? Neyse ben bu işin içinden çıkamayacağım, kedi bebeklere bakayım en iyisi:) Kedişler için teşekkürler Neolitik Hanım:)

  9. >candan, sharon stone mu juliette binoche mu tartışmasına ikisi de değil diye kıl bir cevap vermek isterim ehehe :) gerci zebaha kadar tartışma açısından verimli mevzu, o ayrı. çikolata filmi çok iştah açıcıdır, doğru dedin. mavi’nin müziklerini sevmiştim. (bak binochet’un adını anmadan uzlaşmaya doğru yol alıyorum, böyle de bir insanım işte :) neo the uzlaşmacı

  10. >peri, “bir arada yaşama meselesi” filmlerinin pek bir revaçta oluşu dikkat çekici gerçekten. iyi niyetlerle yapılmışlardır belki ama bir şablon kokusu da var sanki: “şimdi esas kız miami’de yaşayan bir kübalı olsun, sonra bu kız iranlı bir çocuğa aşık olsun, bu iranlı çocuğun eşcinsel kardeşi de çinli bir çocukla dostluk kursun, sonra bunlar uyuşturucu mafyasına bulaşsınlar vs.” abarttım tamam ama anladın sen beni :)jude law denilen arkadaş kusursuzdur, metaliktir ama güzelliği de burdadır zaten. o sarılmayı hayal edebileceğiniz birinden ziyade size aşk acısı çektirecek, sizin de bunu seve seve çekeceğiniz biridir zannımca…sarışın denilince robert redford üzerine tanımam. şimdi yaşlandı tabii ama hala çekici. “spy game”, “out of africa”, daha önce “akbabanın üç günü” (ki o film de yazacaklarım arasındadır, süperdir) robert redford’un sevdiğim filmleri arasındadır. aslında mevzu yakışıklılıktan çok bir hava, -sevmediğim bir laf ama- bazen karizma meselesidir. (bugün pek bir iddialı gördüm kendimi, “şöyledir, böyledir!”) yani anthony hopkins için yakışıklı diyemeyiz ama shadowlands’teki kadının yerinde olmayı isterim şahsen :) ya da michael caine, tuhaf bakışları, acayip saç kesimiyle itici görünür ama soğukkanlılığıyla çeker insanı. bu listeyi uzatırım ben daha ama artık işimin başına dönmem lazım :Psimenon’a yazdığın yorumun kaybolmasına çok üzüldüm, ben öyle bir aksilik yaşamamak için önce notepad’de yazıyor, sonra siteye yüklüyorum. hadi bir an önce yaz da okuyalım simenon’u. bu kadar benzerlik beni korkutmaktan ziyade, bir oyun duygusu yaşatıyor :) bakalım daha neler bulacağız diye heyecanlanıyorum. oyuncu bi insanım vesselam.sevgiler

  11. >ekmekci kız, binoche’un fransız oluşuyla bir derdim yok benim, catherine deneuve de mesele canımı ye :) kadının oyunculuk tarzına ikna olamıyorum ben. bak meral de bizim gibi düşünüyor (gerci sonuna dogru kafası karışmıs ama olsun), yalnız kaldın ehehe :) diger bloglara haber salalım mı, “koşun juliette binoche’a laf ediyorlar!” :Pşaka bi tarafa, artist galerisi çok iyi fikirmiş. sen başla devamını getirelim beraber. meral purple, kedişleri begendiginize sevindim. sinirlendikçe, mutsuz oldukça bakalım, yumuşayalım hep beraber :)

  12. >hah haaa çok güldüm.beğendiğin erkekleri ben de çok beğeniyorum. ilkokul arkadaşları gibi olduk böyle.robert redford ve akbabanın 3 günü hakkında yaz ve bil ki hepsine katılıyorum şimdiden ve hayatımın o noktasını durağan olarak izleme şansımız olsaydı dalga saptar bir cihazla, beni robert redford’a deliler gibi aşık bulurduk.out of africa filmini yine gökhan’la yine batı sinemasında izlemiştim ankara’da. filmden çıkmış, kızılay’a doğru yürüyorduk, sohbet filan bile ediyor olabiliriz. ben ağlamaya başlamıştım, film yüzünden. gökhan öyle şaşırmıştı ki, bu duruma. ben kelalaka bir konuda 5 saat öncesinin bir olayı yüzünden ağlamaya başlayabilirim yani. tuhafım. beni yine de seviyor musun?anthony hopkins konusunda da haklısın. geçmiş zaman biri sormuştu da o zaman demiştim en beğendiğim erkek artisttir diye. shadowlands’teki en muhteşem sahne hangisidir? elbette, emma thompson ‘un (bu artisti çok beğeniyorum ekmekçikız. listeye alabiliriz:), onu köşeye sıkıştırıp okuduğu kitabın adına baktığı sahnedir. Ah!!!michael caine ve onun casus olduğu ve olmadığı tüm filmleri bir numaradır. çok, çok beğenirim. bora’nın bazı durumlarda, bir açıdan bakışları ona benzer:pbenzerliğimiz, nasıl desem, aynı tonlarda olması algımızın ve tepkilerimizin… şaşırtıcı olan bu. yani artık bana mesela, ahmet altan’a bayılırım desen (demeyeceğini biliyorum. der misin yoksa!?)bile fazla bir şey değişmez aramızda. hımm?ben bugün çok yoğunum. geldim, gidiyorum.candan, bence halid, üçkağıt yapmadığı için, neyse o tavrı delikanlıca gösterdiği için sharon stone’dan yana oy kullanmıştır, diyorum. yani, 1. sınıf görünmek konusunda çok kasanların şerrinden korunmak için, “şeffaf”olduğunu bildiğimiz birini tercih ederiz, etmeliyiz, değil mi? değil mi!:)) sevgiler herkese.

  13. >’diğer bloglara haber salalım mı’ yı hissettim sanırım ve koştum geldim. ben juliette’e ta varolmanın dayanılmaz hafifliğindeki teresalığından beri bayılırım. mavi de nefistir, çikolata da endorfindir, ingiliz hastada hastasıyızdır,köprü üstü aşıkları’nı ahhhh! anmasam olmaz. o güzeldir, durudur, tendir. beğenirim ben onu. peki jude? bilmem, çok yer etmemiş aklımda.

  14. >neo,bence vermelisin.. üzüldüğüm nokta, sharon stone karşısında savunmak zorunda kaldım binoche’u. yoksa ben faye dunaway üstüne kadın tanımam. gerçi şimdi ibişlik de yapmamak lâzım, binoche aynaya yakışıyor kardeşim. bu kadar çekememezlik de ne anlayabilmiş değilim.:P burda sanki herkes bu işin kompetanı filân gibi konuşmuş binoche’un oyunculuğu hakkında. e bu yönetmenlerin alayı mı salak, yoksa kız torpilli filân mı, onu mu demek istiyorsunuz. bilelim de cevâbımızı ona göre verelim di mi şekerim. :)ayrıyetten ben senin bu uzlaşmacı tavrına hasta oldum (hasta olmak lâfını da nâdiren ederim, pek kimse duymamıştır ağzımdan,kıymetli bir lâfımdır)onu da demeden geçemeyeceğim. :))

  15. >peri,sen daha halid’i tanımıyorsun anlaşılan. bir keresinde de türk bayrağının renkleri üzerine tartışmıştık. ben kırmızı-beyaz olduğunu söylediğimde, hayııır, üzerinde yeşil puantiyeler var filân diye benle iddialaşmıştı. öyledir yâni kendileri, alişan’a falan benzemez.karıştırmayalım lüften :)şeffaf birini tercih etmek hususunda da üzülerek çekimser oy kullanacağımı beyân edeyim. ben görünsün isterim şahsen. mal mülk meydanda olsun derim hep. :Pekmekçıkız iyi ki varsın. nasıl bir yay tavrıdır o öyle, helâl olsun! sağol arkadaşım.:)cümleten sevgiler efem, iyi geceler!jude law da yakışıklı çocuktur ama biraz yumuşak görüntü veriyor. o melânkolik bakışları da yabana atılmaz hanımlar! gayadam olsam kesin âşık olurdum.

  16. >bak neo yalnız kaldım. yorum konusunda canıım. olsun ben azimliyim. aktör kısmısından John Malkovich derim. başka demeye gerek bilem duymam. duyarım da ”birinci belli,…” diyerek devâm ederim söze. tamam ikinci de Daniel Day Lewis. ona da ayrı hastayım.

  17. >peri,o şahane filmin hakkını verebilmek için, akbaba’nın üç günü’nü tekrar izleyip yazayım diyorum. “ben kelalaka bir konuda 5 saat öncesinin bir olayı yüzünden ağlamaya başlayabilirim yani. tuhafım. beni yine de seviyor musun?” demişsin periciğim, sırf bunun için bile severim seni :) ahmet altan’a bayılmıyorum endişelenmeyesin :) ha okumadım mı, okudum ama benim yazarlarımdan biri olmadı hiç. bu arada bir küçük düzeltme, anthony hopkins’le emma thompson’un oynadığı film remains of the day’di. shadowlands’te anthony hopkins’le oynayan kadın debra winger’dı. remains of the day’de bir malikanedeki uşaklar arasında geçiyordu hikaye, shadowlands’te ingiliz bir yazarla amerikalı bir kadın şair arasında. senin dediğin o güzel sahne hangisindeydi aceba?neolitik the atilla dorsay :)bugün de yoğun musun peri?

  18. >candan,faye dunaway dedin can evimden vurdun, has kadınlardan biridir benim gözümde de… binoche konusunda bence yönetmenlerin alayı salak evet ehehe :) uzlaşmacı tavrımdan da aniden cayarım, böyle bir insanım evet :) burayı yorum manyaği yapalım demişsin gece, bilgisayar başında olmadığıma çok üzüldüm. yapalım evet. malkovich’i çok beğenmekle birlikte ürkütücü bulduğumdan mütevellit biraz mesafeli yaklaşırım. daniel day lewis’e beraber hasta olabilir miyiz ? :)

  19. >gece hatırladım. tuhaf, tantanalı bir geceydi, evet ama aklıma bir ışık patlaması ve salıncakta yukardan aşağıya inerken hissettiğin o eziklik duygusuyla hissettim ki, dediğim sahne remains of the day’de geçiyordu. nefis bir sahneydi.hı hıı, shadowlands’de debra winger oynuyordu. anthony hopkins C.S Lewis miydi, Narnia Günlükleri’ne gönderme yapılıyordu o gardrop kapağı ile filan. ama bak o kadar da yaşlı değilim, hatırlayabiliyorum. yok yok yaşlıyım, hem de bu aralar dikkatim çok dağınık. sanki yaşamsal organlarımla ve yaşamsal sözcüklerle idare ediyorum. bu aralar böyle.bugün biraz yoğunum. zihinsel olarak da ayvayı yemiş durumdayım ama çaktırmıyorum.hoşçakal.

  20. >Ay Candan, sağol valla! Görüşlerimi destekleyen görüşlerin için.:)Bu arada Elektra da bizden.:)Yorum manyağı yapmak için çok geç kaldım, artık bitmiştir bu muhabbet sanıyordum. Aa, bir baktım ki, coşmuş.Neyse, şu artiz muhabbetine yine katılayım, hiç kaçıramam!Evet, neyse ki, Daniel Day-Lewis’de anlaştık hep beraber!Eski zamanların Robert Redford’unu da severim. Yaşlanınca harita suratlı oldu, gözümden düştü!Neyse, bu kadar şimdilik.

  21. >neocum,kız torpilli değil yâni ha? eh bu da bir şeydir.ben senin cayma ihtimâlini de sevdim. ;)daniel sana fedâ olsun be! ben malkovich’i alayım. mesâfeli yaklaş tabi. enişten o senin. :Pe.k.ciim,ni dimek! her zaman yanındayım. daniel’i sevelim koruyalım hep berâber. arkadaşlar sevdikleri şeyleri paylaşamalı değil mi? :Probert çopur ama havalı adamdır. severim gendüsünü.burası yorum manyağı olabilir hâlâ. bitmiş olan ne ki? bu gece vakit buldukça manyatacağım ben. neo’ya heves gelsin istiyorum, ilhâm versin sözlerimiz. candan the nuriş

  22. >onu zâten lâf olsun diye yazmış. kendisi söyledi valla. o yüzden burayı bi manyatalım ondan sonraki yazıyı da manyatırız.. diycem beeen. :Pcandan the nurişdeısrarlı

  23. >candan,ben de ara ara burdayım, bi yandan da yarına yetişecek excellerle boğuşuyorum. robert redford dedigin gibidir tam.. madem mesaj manyagi yapılacak burası, yeni isimler atmalı ortaya: bir edward norton olsun -ki pek bi severim kendisini, peri’nin onunla ilgili bir şeyler yazmışlığı vardı sanırım-, bir jeremy irons olsun -yaşlı maşlı, iyidir o da- hep sevdiğimiz arkadaslardır.

  24. >Hımm, meşgulsünüz galiba.Müsadenizle ben de huzurlardan ayrılıyorum, ekmek mayalandı ona bir el atayım, pişireyim ve de çocukları yataklarına sıpıtıp biraz kitap okuyayım.

  25. >bak clive owen’ın farklı bir cazibesi var, kaba saba lakin sevimli de. george clooney elde bir zati. ben en cok one fine day’deki halini severim, michelle pfeiffer’la çok tatlı bir ikili olmuşlardı. kadının, içinden acayip şeyler çıkardığı (o çantadan çıkanlarla oğluna süper kahraman kıyafeti yapmıştı, düşün artık)koca bir çantası vardı, clooney böyle mırıldanır gibi “nerden alıyosunuz bu çantaları” falan diyodu. (allahım ne abuk subuk şeyleri hatirliyorum :) solaris’in yeniden çevriminde de hüzünlü ve tatlıydı. tabii bir de ER’ın asi ve şefkatli doktoru hali vardır ki ilk orada keşfedilmiştir kendisi..

  26. >gary oldmanımı kimseye kaptırmayayım bâri! onu kimselerle paylaşamam. ben kingsley’in de ayrı bir yeri vardır gönlümde. bu arada anthony hopkins’in instinct’ini seyreden var mı? gülmeyin ama ben o filimde çok ağlamıştım.

  27. >candan,gary oldman da süperdir, bayılırım diyeceğim ama sen öyle sahiplenince tırstım :) instinct hopkins’le nicole kidman’ın oynadığı film miydi? hatırlayamadım. bugün pek kimse uğramamış buralara, pek ıssız…

  28. >Neolitik Hanım ve Sevgi Hanım,İşyerindeki klavye berbat bir klavye. Bazı harfleri çift yazıyor, bazılarını hiç yazmıyor, boşlukları bırakmayabiliyor falan filan. u’yu ve bir adet tıkı atlamış. Yukarıdaki cümlelerden biri şöyle olacaktı:Sharon Stone’u da severim.Neyse, bu vesileyle bu kutsal cümleyi bir kez daha tekrarlama fırsatını yakalamış oldum! Hatta burada yer olsa bin kere tekrarlardım. Özüne sabun ve naylon çorap olasım gelen Monica Belluci Hanım bunu duymasın! O dediğiniz hanım umrumda değil!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s