>“hayatımın üç kadını: annem, karım ve jane austen”*

>
geçtiğimiz haftalarda ekmekci kızın jane austen yazısının altındaki yorumlarda colin firth’in küçük çapta bir heyecan fırtınasına yol açtığını görünce (bugün de elektra’nın sayfasında love actually filmi vesilesiyle adı anılmıs kendisinin) “dur ben şu adam hakkında bir şeyler yazayım, hem blog dünyasına magazin hizmeti de vermis olurum” dediydim, kısmet bugüneymiş :) biz kadınlar bu adamı neden seviyoruz, jane austen’ın gurur ve önyargı (pride and prejudice) romanı bu adamın hayatını nasıl değiştirmiş, bridget jones’un günlüğü’nden sonra neler olmuş vs.

aslında colin firth’ü beyaz perdede bridget jones’tan önce ingiliz hasta’da izlemiş ama hiiç farkına varmamışız. tabii orda çılgın bakışlı, etkileyici ralph fiennes varken kimi, nasıl fark edebilirdik? :)firth, o filmde ralph fiennes tarafından baştan çıkartılan sarışın kadının (kristin scott thomas) silik kocasını oynuyordu. colin firth hayranlığı başladıktan sonra ingiliz hasta’da tekrar rastlayınca dikkat ettim de kendisine, o filmde harcandığı kanaatindeyim.


colin firth’ü oyunculuk hayatına başladıktan epey sonra şöhrete kavuşturan pride and prejudice olmuş. kitaptan uyarlanan ve bbc tarafından çekilen tv dizisi 1995’te yayınlanmaya başladığında büyük ilgi görmüş. bir yıl sonra yayınlanan tekrarı bile çok yüksek rating almış (pazar akşamları yaklaşık 13 milyon ingiliz, mr. darcy ve ms. bennet’in romantik hikayesini izlemek için televizyon başındaymış). dizinin final bölümünün iki kasetlik VHS seti yayından bir hafta önce piyasaya çıktığında iki saat içinde 12 bin adet satmış, bu rakam bir hafta içinde 70 bine ulaşmış [wikipedia, “neredeyse 200 yıldır piyasada olan kitabın sonunu seyretmek için aldı insanlar bu kasetleri” diyerek konuya enteresan bir noktadan yaklaşmış :)]

bridget jones’un günlüğü romanını okuyanlar bilir, oradaki hayali köşe yazarı da bahseder bu ilgiden, bridget akşam eve dönerken yolları boş görünce milletin pride and prejudice’ı izlemek için erkenden evlerine gittiğinden söz eder. tabiy colin firth tarafından canlandırılan mr. darcy’e hayranlığını da bol bol dile getirir. mr. darcy’nin gölden dönüşte elizabeth’e rastladığı sahne tv tarihinin unutulmaz anlarından biridir. (youtube’dan colin firth –bbc diye aratınca bulmak mümkün ilgili sahneyi, ehehe) zaten kitaptaki (b.jones’u kast ediyorum) mark darcy karakteri yaratılırken jane austen’ın kitabındaki mr. darcy’den esinlenilmiştir.

1995’teki bbc dizisinden beri pek çok filmde oynayan firth, hala mr. darcy olarak anılmaktan biraz şikayet etse de hayatına etkisi konusunda jane austen’ın romanına hakkını veriyor. 2006’da madam figaro dergisinde yayınlanan röportajında gazetecinin “hayatınızdaki kadınlar kim?” sorusunu “annem, karım ve jane austen” diye yanıtlaması firth’in austen’a minnettarlığının göstergesi… 2007 yılının eylül ayında the times’a verdiği “colin firth’ün darcy dilemması” başlıklı röportajda da mr. darcy olarak anılmayı, “okulda size takılan ve de bir türlü kurtulamadığınız bir lakabınızın olmasına” benzetiyor. karısı da bazen evde “mr. darcy” diye takılıyormus kendisine..

bbc’nin dizisini daha sonra dvd’den izlemiş biri olarak jane austen’ın mr. darcy karakterini colin firth’ten daha iyi oynayacak birini tahayyül edemiyorum. firth, mr. darcy’nin başlangıçta elizabeth’e olan gıcık tavrını, soğukluğunu, uzaklığını ve bütün bunlar giderek aşka dönüşürken yaşadığı duygu karmaşasını çok güzel yansıtıyor. daha sonraki sinema filminde darcy’i canlandıran cocugu (matthew macfadyen) pek inandırıcı bulmamıstım bu manada.

colin firth bridget jones’un ilk filminden sonra love actually ve girl with a pearl earring filmlerinde oynamış. love actually’deki o kalbi kırık ve de sonrasında şaşkın aşık halleri pek bi hoştu :) bu aralar ingiliz yazar blake morrison’un hayatından uyarlanan bir filmi tamamlamış, memleketimize ne zaman gelir bilemiyorum ama illa ki izlenecek tabiy ki…

gelelim firth’in özel hayatına: 10 eylül 1960 doğumlu firth’in anne-babası öğretmenmiş, çocukluğunun bir kısmı anne-babasının işi nedeniyle afrika’da geçmiş. oyunculuğun ilk yıllarında amerika’da yaşamış ve amerikalı aktris meg tilly ile ilişkisinden bir oğlu olmuş. halen italyan film yapımcısı livia giuggioli ile evli, italya’da iki oğlu ve güzel karısıyla (öyle valla, sezar’ın hakkı sezar’a) yaşıyor. Bu aralar sığınmacıların sınırdışı edilmemeleri için yürütülen çalışmalara destek veren firth, hem yakışıklılığı, hem iyi kalbi, (hem de o şahane aksanıyla) kalbimizdeki yerini sağlamlaştırıyor.

*colin firth – namı diğer mr. darcy

Advertisements

12 thoughts on “>“hayatımın üç kadını: annem, karım ve jane austen”*

  1. >Neocuğum,Nasıl şahane bir iş yapmış olduğunu söylemeliyim, öncelikle. Süper! Eline sağlık, bayıldım. Hatta, ağzımın suyu aktı diyebilirim. Yok canım, C.F.’ye değil, o da nerden çıktı.:))Ben, şu an hemen kulağıma geliveren o ses tonunu, o yumuşak ama, bazen uzak ve ulaşılmaz oluveren bakışlarını pek beğeniyorum. Bu anlattığın filmler içinde benim favorim, İnci Küpeli Kız’daki rolü. Yaa, işte böyle.:)

  2. >neolitik hanimciim, magazinsel boyutu ufak, gayet bir akademik calisma olmus bu. ellerine saglik. allah sahıbısına bagislasin gozum yok tabii )))) colin fırt’ı tanımıyorum ama ask ve gurul gurul’daki elizabet olmak da istemez miyim. hem de nasil gercek hayatta ne oldugunu bilemem, yalniz su siyah beyaz fotograftaki estetik guzelligi fark etmemek icin kor olmak lazim. hmmmpfff..(ic cektim)

  3. >ah neocuğum, ellerine sağlık. arada böyle “yaşayan seksi erkekler” serisini yazalım tamamlayalım diyorum ben :) people dergisi matt damon’u seçmiş bu yıl, ben de onu yazmayı düşünüyordum bu akşam. kıl olurum da kendisine. neyse. ah, colin’den bahsederken nanny mcphee’yi de anmak lazım yahu, emma thompson ile. hani karısı ölüp de nasıl olduğunu anlayamadığım bir şekilde hepsi aynı yaşta gibi görünen bir sürü kızıl saçlı çilli çocuğuyla şaşkın kalıveren gözde bekar adam rolü :)) sevgiler.

  4. >yazı güzel ama c.f için hiç bir tutku beslemiyorum, hiiiiiç. yani mesela russel crowe için şuursuz bir beğeni geliştirdiğimi söyleyebilirim. nerede görsem sanki baktığı kadın benmişim gibi gülümsüyorum, ister deli olsun (beautiful mind) ister çete başı (3.10 to yuma)hiç farketmez, o benim için onu ilk gördüğüm şövalye ruhlu gladyatör:)onun için de yaz. hatta saçını hiç sevmediğim şekilde alnına yapıştırdığı fotoğrafları bile koyabilirsin boy boy. seviyorum onu, nedeni yok:piyi tatiller neo hanımcığım.

  5. >Sevgili Neolitik Hanım,Bu tam bir hizmet olmuş. Colin Bey’le bendeniz ingiltereyken’de tam da dediğiniz dizi yayınlanırken tanışmıştık. Evinde kaldığım 50’li yaşlardaki ingiliz hanım, akşamları ayak altında dolanmamı pek istemezdi. Ama nedense birgün bana kalıp diziyi onunla izlememi teklif etti. Müthiş gölden dönüş sahnesini ben de unutamam. Elinize sağlık, Celerone

  6. >Sevgili Neolitik Hanim,Ne keyifli bir yazi bu boyle, beni lise yillarima goturdu.Perdeler gunese karsi cekilerek puslandirilmis sinifimizda, ogle tatillerinde izlerdik BBC’nin dizilerinden kirpip filmlestirdigi edebi eserleri. Colin Firth’e sinifca Pride and Prejudice’ta boylece asik olmustuk. Hakikaten de Darcy’nin – yasi kac olursa olsun ruhu genc tum kizlarin yureklerini pir pir ettiren- soguk ama tutkulu karakterini cok guzel oynamisti. (Benzer sekilde de Wuthering Heights’da Heathcliff’i oynayan Ralph Fiennes’a vurulmustuk, ama o film BBCnin miydi hatirlamiyorum, degildi muhtemelen.)Dusununce, manzara hala gozlerimin onunde. Arkadan gelen yuzlerce cocuk ugultusu, perdeler yuzunden bal rengine donmus, bir saattir kapilari siki siki kapali oldugundan hafif havasiz bir sinif ve Jane Austen ile kendinden gecen kirk kiz. Hepimiz hayata daha sonra umutsuz romantikler kadrosuyla yerlestirilmissek, suc bizim mi yoksa Colin’le Jane’in mi? :)

  7. >neolitik hanım, bu adamda beni çeken şey, bakışları sanırım. böyle, kırılganlığını saklamak için soğuk olmaya çalışan bakışlar falan demek istiyorum ,ama anlatabildi mi kelimeler bildiğimi bilemem? takdir ediyorum (!) kendisini.ingiliz hasta noktası beni şaşırttı. varmıymış orada? allah allah???

  8. >kızlar,bu yazının altına yorum yapan bir beyefendi olmadigindan ve olmasi pek de beklenmediginden size boyle hitap edebilirim diye dusundum :) yaziya gosterdiginiz ilgi ve teveccüh beni ziyadesiyle mutlu etti. “colinfirthseverler kulübü” olarak epey kalabalık oldugumuzu tahmin ediyordum, yanilmamisim. -dadı mcphee filmini gormemis idim, derhal izlemem gereken filmler listesine aldım kendisini. -madem romantizm, jane austen, ingiliz klasiklerinden gidiyoruz, ugultulu tepeleri ve de jane eyre’i de göz ardı etmemek lazım. onları da ayrıca ele almalı. bi de gecen gun guardian’da jane eyre’e gönderme yaparak (kitabın 160. yılıymış bu arada) “niye günümüzde gotik romantik romanlar yazılmıyor, ‘kız adamla tanısır, adam kızı çatıya kilitler ve olaylar gelisir” türü romanlar niye yok artık” diye şikayetlenen bir yazı vardı. gönülden katılıyorum yaziya, icinde perili evler, yarı-deli kadınlar, ruhu yaralı erkekler girince o roman okunmaya doyulmaz yahu :)-ekmekci kız, evet o dedigin noktalarda (yumusak ama bazen uzak ve ulasılmaz oluveren bakışlar vs) seninle tümüyle aynı fikirdeyiz :) inci kupeli kızı ben bi daha izleyeyim bu durumda. -kecilerin cobani, aslinda baktim da magazinsel boyutu zayif kalmis biraz hakkaten ama yazılacak bir seyi de yok adamımızın, sıfır skandal, örnek aile tablosu. peh!-gülçin, o dedigin seriyi yapalım bence de. senin sayfada da yazmistim ben bu ara tudors’da oynayan cocugu pek bi begeniyorum. bu listeye bir de lost dizisinde desmond karakterini de eklemek isterim. adam baska nerelerde oynadı bilmiyorum ama lost’taki “aklı başına sonradan gelen aşık adam” tipinde çok başarılı ve tabii o ağır iskoç aksanına bayılıyoruz.-peri, hay allah demek firth’i begenmiyorsun, yapacak bi sey yok tabiy :) russel crowe’u “suursuzca” begenmeni anliyorum ben, sahsen cok sevmem ama sinir de olmam kendisine, gladyator filmindeki hali her kadını etkiler zannımca. bir russel crowe portresi yazayım ben sana, bol fotograflı :)-lilium, inci küpeli kız’ı bir daha izleyecegim ben. ekmekci kız da yazmis, sart oldu yani :)-celerone, bir minik bilgi daha vereyim, aslında tv senaristleri tarafından o sahnenin önce mr. darcy’nin tamamen soyunarak cekilmesi planlanmis ama sonradan vazgecilmis eheh-passive, ne guzel anlatmissiniz jane austen’la kendinden gecen kızlari. insanın ögrenci olup izleyesi geliyor valla. ugultulu tepeleri de yazı listesine aldım, kitabın, sinema uyarlamalarının hikayesini yazıcam en kısa zamanda. -elektra, evet ekmekci kız da ayni vurguyu yapmis, bakislar bakislar ve bakislar! bizi colin firth’e ceken onlardir yani ve de aksani tabiy.

  9. >Sevgili Neolitik Hanım, Gülçin’deki linkten geliverdim:)) Çok güzel anlatmışsınız, yorumlarla daha bi zenginleşmiş. Onu BBC’de ilk yayınladığı zaman seyretmiş ve binlerce hayran kitlesi arasında bulmuştum kendimi. Kendisinin iyi bir aktör olduğunu düşünüyorum ama dizinin başarısında Jane Austen’in hikayesi, Elizabeth Bennett’i canlandıran Jennifer Ehle’in tamamlayıcı oyunculuğu ve BBC’nin teknik olanakları ve dönem dizilerinde ki ustalığını ve makyaj artistlerinin hünerlerini unutmamak gerekli sanırım. Ekmekçi kızın dediği o ‘yumusak ama bazen uzak ve ulasılmaz oluveren bakışları’ makyajcıların karartıp, belirginleştirdiği o kaşlarla daha bir etkili olmuştu sanırım. Gülçin’in internette benim için bulduğu kopyasını, teknik problemler yüzünden hala seyredemedim ama tekrar izlediğim de aynı duyguyu verecek mi diye çok merak ediyorum.Bu arada Eksi sözlükten kısa hikayeler de yazdığını öğrendim:)) Sevgiler

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s