>Before Sunrise / Gün Doğmadan Önce – 1995

>Amerikalı Jesse ve Fransız Celine, Paris’e giden bir trende tanısır, trendeki kısacık konusmada birbirlerinden etkilenip Viyana’da trenden iner ve bir günlük bir aşk yaşarlar. İki gencin bütün hayatlarını etkileyen bu hikayeyi anlatan Before Sunrise, iflah olmaz bir romantik olarak en sevdigim filmlerden biridir. Bir de dokuz yıl sonra tekrar karşılaşmalarını anlatan Before Sunset var. Onu da severim çok. Aşağıda ilk filmden bölümler var.

BEFORE SUNRISE

Jesse:
Hiç çiftlerin yaşlandıkça birbirlerini duyma yetilerini kaybettiklerini duymuş muydun? ?

Celine:
Hayır.

Jesse:
Erkekler tiz sesleri, kadınlar da pes sesleri duyma yetilerini kaybediyorlarmış.

Celine:
Birbirlerini etkisiz kılıyorlar herhalde.

Jesse:
Herhalde. Doğa, çiftlerin birbirlerini öldürmeden birlikte yaşlanmalarını bu şekilde sağlıyordur.

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *


Jesse:
Çocukluktaki bütün bu tür saçmalıklara rağmen çocukluğu büyülü bir zaman olarak hatırlıyorum. Annemin bana ölümden ilk defa söz ettiği zamanı hatırlıyorum. Büyük büyükannem ölmüştü ve ailecek Florida’ya, onları ziyarete gitmiştik. Ben üç, üç buçuk yaşlarındaydım. Neyse, bahçede oynuyorduk ve kız kardeşim bana bahçe hortumuyla suyu güneşe doğru fışkırtıp gökkuşağı yapmayı öğretmişti. Ben de öyle yapıyordum ve buğunun arkasından büyükannemi görebiliyordum. Oradan gülümseyerek bana bakıyordu. Uzun bir süre orada tutup ona baktım. Sonra hortumun ağzını bıraktım Ve hortumu elimden düşürdüm… ve kayboldu. Ben de içeriye girip bunu bizimkilere söyledim. Beni oturtup, insanlar öldüğünde onları nasıl bir daha göremediğimizi ve benim bunu nasıl hayal ettiğimi uzun uzun anlattılar. Ama ben ne gördüğümü biliyordum. Onu gördüğüm için mutluydum. O zamandan beri hiç öyle bir şey görmedim. Ama, bilmiyorum. Her şeyin ne kadar belirsiz olduğunu anlamamı sağladı. Ölümün bile.

Celine:
Ölüme bu şekilde bakabildiğin için şanslısın.

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

Celine:
Sanırım burası Viyana.

Jesse:
Evet.

Celine:
Burada iniyorsun, değil mi?

Jesse:
Evet, ne sıkıcı. Keşke daha önce karşılaşsaydık. Seninle konuşmak çok hoşuma gitti.

Celine:
Evet, benim de. Tanıştığımıza çok memnun oldum.

Jesse:
Peki, çılgınca bir fikrim var, ama sana sormazsam bu hayatımın sonuna kadar aklımdan çıkmayacak.

Celine:
Ne?

Jesse:
Seninle konuşmaya devam etmek istiyorum. Durumunu bilemiyorum ama aramızda bağ gibi bir şey hissettim. Tamam mı?

Celine:
Evet. Ben de.

Jesse:
Evet. Harika. O zaman şöyle yapıyoruz. Sen de benimle iniyorsun ve birlikte şehri dolaşıyoruz.

Celine:
Ne?

Jesse:
Hadi, eğlenceli olacak. Hadi.

Celine:
Ne yapacağız?

Jesse:
Bilmiyorum. Tek bildiğim yarın sabah 9:30 uçağına yetişmem gerektiği ve bir otele yetecek paramın olmadığı, ben de dolaşacaktım ve benimle gelseydin çok daha eğlenceli olurdu. Sapık filan çıkarsam, bir sonraki trene binersin. Tamam. Şöyle düşün. 10-20 yıl ileri git, tamam mı?Evlisin. Ama evliliğinin eski heyecanı kalmamış. Kocanı suçlamaya başlıyorsun. Hayatında tanıştığın tüm erkekleri düşünmeye başlıyorsun ve onlardan birini seçseydin ne olurdu diye düşünüyorsun. İşte ben onlardan biriyim. Bunu ne kaçırdığını öğrenmek için bir zaman yolculuğu gibi düşün. Bu kocanın ve senin birşey kaçırıp kaçırmadığınızı öğrenmeniz için büyük bir fırsat olabilir. Ben de en az onun kadar sefilim. Hedefsiz. Sıkıcı. Doğru seçimi yaptın. Mutlusun.

Celine:
Çantamı alayım.

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

Celine:
Bugün birkaç yıl içinde tepkilerini önceden tahmin ederek veya kendilerine özgü davranışlarından sıkılarak çiftlerin birbirinden nefret etmeye başladığını söylemiştin ya? Galiba benim için tam tersi. Sanırım biri hakkında herşeyi bilirsem tam anlamıyla aşık olabilirim. Saçını nereden ayırdığı… o gün hangi gömleği giyeceği… Belli bir durumda hangi hikayeyi anlatacağı… O zaman gerçekten aşık olduğumu anlayacağıma eminim.

Advertisements

7 thoughts on “>Before Sunrise / Gün Doğmadan Önce – 1995

  1. >ben de, ben de cok severim iki filmi de. kurgusu ne kadar da basittir di mi bu iki filmin? guzel bir genc kiz ile yakisikli bir genc erkegin, sehri dolasirken aralarinda gecen sohbetten ibarettir konu. olaylar yoktur, sadece sehir etrafinda yururken yapilan konusmalar vardir. diyaloglardan ibarettir iki film de ama hic sikmaz beni bu. guzel bir sohbetin nasil da tatmin edici oldugunu hatirlatir bana hep. yeniden izleyesim geldi simdi bu filmleri…

  2. >yillar once ben de severek izlemistim, sonra youtube’dan bolumlerini tekrar bulunca ne sevinmistim :-))simdi butun finalleri bir yana birakip, dersi mersi unutup tren ile seyahat edesi geliyor insanin.

  3. >OOO!Bütün Jesse ve Celine fanları burda.:))Neo, sen aklınla bin yaşa!Nasıl iyi oldu hatırladığın, anlatamam.Sevmek ne kelime, bayılırım bu iki filme, iki karaktere ve iki oyuncuya…Fikir şahanedir: Bir yolculukta yanınıza oturan, karşınıza çıkan yabancı, ya aşık olabileceğiniz, hayatınızı beraber yaşayabileceğiniz birisiyse?:))

  4. >Ben de pek severim!söyle bir yerde gösterimi olsa, hepimiz dolussak salona, tekrar izlesek beraber, iki filmi arka arkaya. Arada kahve, cikolata molasi yapip sadece. ne güzel olurdu di mi :)

  5. >müzi,dediğin gibi kurgusu basit ama diyaloglar insanı alıp götürüyor. tabii şehir faktörünü de unutmamak lazım, viyana aslında pek parlak, insanı heyecanlandıran bir şehir degil ama filmde dünyanın en romantik şehri gibi görünüyor. …şule,ben de yaş itibariyle ikincisine yakınım ama ikisinden de ayrı ayrı etkilenmistim :) ikincisinden de sectigim bölümler var, bi ara onu da koyacagım sayfaya….new york muhtarı,dersler, bitirilecek işler varken bir yerlere gitme düşüncesi ne kadar cezbedicidir. yıllar önce bir arkadaşım vladivostok’tan moskova’ya uzanan transsibirya hattından söz etmişti. günler süren bir yolculukmuş, karlı düzlükler üzerinde kilometrelerce yol gidiliyormuş. aklımda fena halde yer etti bu transsibirya, hatta gecen festivalde bu isimde bir film de izledim. filmi çok sevmedim ama transsibirya hakkında bir fikir veriyordu, pek tekin bir yolculuk degil tabii ama kesinlikle göze almaya deger. …ekmekci kız,evet evet, bu filmin sevenleri pek çok :) “Fikir şahanedir” demissin ya, bir yandan da korkutucu diy mi, “bir yolculukta karşınıza çıkan yabancı, ya aşık olabileceğiniz, hayatınızı beraber yaşayabileceğiniz birisiyse” ve sen onu fark etmezsen? bizim filmde yine bi seyler yasiyorlar falan, ya öyle gecip gitseler? gerci bu sacma bir korku, böyle yaşanmaz ki, sokakta yanından gecen biri de olabilir. geri aliyorum sorumu :)ikinci filmde jesse ne kadar zayıf diy mi? nerde o dokuz yıl önceki gürbüz oğlan, nerde bu sıskacık adam :) gerci filmde kızın ne kadar zayıfladıgından söz ediliyor ama jesse’ninki daha belirgin bence. …tt,hep birlikte izleme fikrine bayıldım! valla şahane olurdu, arada durdurup üzerine kritik yapardık :P “kız hakkaten nevrotik ama diy mi?” “insan bi telefon numarasi almaz mi vs”

  6. >Eh, bravvo Neo!Tersinden düşünmek diye buna denir.:)) Farketmezsen, hiçbirşey olmuyor ki; sadece bir şaka, felsefi bir jimnastik olarak adeta havada asılı kalıyor bu düşünce. (Zaten sen geri almışsın sorunu.)Doğrusun, Jesse çok zayıf 2.de, zavallı çok aşk acısı yaşamış olsa gerek. :) (Gerçek hayatta iki çocuğun üstüne Uma Thurman’dan ayrılmıştı, belki ondandır.)Aslında her ikisinin de gençlik tazelikleri solmuştu, ikincide. Bence bu, 2. filmin gerçekmiş gibi algılanmasını sağlıyordu.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s