>cepten yiyen neo’nun hali ne olacak?

>

– hanıım, hanıım, ne olacak senin bu bu blogun hali böyle? bak şu birkac zamandir yazdiklarina, neymis efendim, bi böyle herkesin gönlünde yer etmiş filmlerden diyaloglar almalar, mutfaktan görülen ağaçları, eminönü’nden alınan ıvır zıvırları karalayıvermeler, sıkışınca zavallı kedicayızı sepete tıkıştırıp fotoğrafını çekmeler! olmuyo valla. nerede şöyle, bi nebze edebi lezzet içeren yazılar kardeşim! bırak bu ucuz numaraları, insanı afallatacak, şöyle bi durup düşündürecek şeyler yaz. ha baktın yazamıyon kapa tükkanı git, makaron pişir, beyaz dizi felan oku. uğraştırma bizi.

– ama, ama!

– hadeee, git biraz malzeme topla, yaratıcı bi seyler düşün. bi ara bi dedektiflik romanına başladıydın nooldu? ha bi de ada’da gecen eski roman tarzında bi sey vardı. noldu onlar?

kem küm…

– git git, gözüm görmesin. şöyle iyi bir fikir, sıkı bir metinle gelene kadar sana blog mlog yok.

– e ama böle kedili sepetli mi kalsın sayfa, bi sey koyaydım gitmeden. şu dedektiflik şeysi vardı ya, onu şeyetsem?

– hangisi, istanbul’da gecen, huysuz-sarkastik dedektif klişesinin oldugunu mu diyosun? bi numara yok onda ama neyse koy bari. belki millet bir-iki eleştiri bi sey yazar. koy hadi koy.

– eheh, peki.

—————

-1-

Yine yılbaşı geldi diye hayıflandı Yavuz. Pencereden, gri göğün altında renksiz ve artık ezberlediği hareketlerle devinen İstanbul parçasına baktı. Yine aynı vapurlar, aynı martılar, iskelelerden kente boşalan aynı sıkıcı kalabalıklar. Sabah gazetede “1999’dan kurtuluyoruz, artık bitiyor” yazıyordu, insanlar ne kadar da umutluydular yeni yıldan! Sanki 99 bitince bir daha hiç deprem olmayacak, hiç fırtına çıkmayacaktı. “Şaşkın bunlar” dedi kendi kendine, “hiç birşey öğrenmiyorlar”…

Saat neredeyse 10 olmuş, sekreteri Nuran hala gelmemişti. Yine uyuyakaldığını düşündü, neden hala onu kovmadığını bilmiyordu. Aslında biliyordu. Nuran’ın hayata ve işe karşı takındığı o kayıtsız haller gizli gizli hoşuna gidiyordu. Geç kaldığı için özür dilediğini hiç hatırlamıyordu, sadece neden geciktiğini söyler, mutfağa geçip çayı hazırlamaya koyulurdu. Evet, arada sırada gecikiyordu ama güzel çay yapıyordu. Hem şimdi kızıp kovsa, yeni birini bulmak zaman alırdı. Yeni tanışan insanlar arasındaki sıkıcı ve gereksiz bulduğu nezaket diyaloglarına girmeyi göze alamıyordu, napalım varsın geç kalsın! dedi kendi kendine…

Pencereye arkasını döndü, etrafına şöyle bir baktı. Üç yıldır buradayım diye düşündü, üç yıldır neredeyse her sabah pencerenin önünde durup niye hala burada olduğunu sorguluyordu. Sık sık hissettiği “şu anda başka bir yerde olabilirdim duygusu”nu sevmiyordu hiç… Üstelik “nerede olmak isterdim” sorusuna bulduğu hiçbir cevabı da sevmemiş, benimsememişti. Yine de artık birşeyler yapmalı, önünde kıpırtısız uzayıp giden zamanı dalgalandıracak bir şeyler bulmalıydı. Gözleri vapurların üzerinde pike yapan martılara takılıyken çalan telefonla bürosuna geri döndü.

Telefondaki ses heyecanla, “Ali ben. Yavuz, Yavuz Bey’le görüşebilir miyim?” diye sordu. Ses tanıdık gelmemişti, Yavuz kim olduğunu sordu ama istediği cevabı alamadı: “Çok önemli, onunla konuşmam lazım.” Bir an durakladıktan sonra, “Yavuz benim, konu nedir?” dedi. Telefondaki ses telaşlı bir şekilde devam etti,
-Nuran işe gelmedi değil mi? Cuma gününden beri ona ulaşamıyorum.

-Nuran’ın arkadaşı falan mısınız, neden arıyorsunuz onu?

-Yavuz Bey, Nuran üst komşum, ve biz, nasıl desem, anlarsınız işte.. Nuran’la bir süredir birlikteyiz. Başına bir şey mi geldi acaba diye korkuyorum. Ben iyisi sizin oraya geleyim de karşılıklı konuşalım. Müsait misiniz?

-İyi olur, söylediklerinizden pek bir şey anlamadım. Hemen gelebilir misiniz? Birazdan çıkmam lazım…

-Tamam, 15 dakikada ordayım.

Hafta hızlı başladı dedi içinden. Nuran’ın bir sevgilisi olduğunu bilmiyordu. Gerçi böyle şeyleri konuşmazlardı ama kızın halinden bir sevgilisi olduğu izlenimini edinmemişti. Adamın telaşı, kızın başına kötü bir şey geldiğini düşündürmüştü. “Neyse birazdan anlarız bakalım” dedi.

…………….

“Nuran’la üç aydır birlikteyiz. Altı ay önce alt katındaki daireye taşındığımda tanıştık. Önceleri kadın cinsinin “soğuk nevale takımından” biri gibi gelmişti bana, ama değilmiş. Bir akşam anahtarımı kaybedip, kapıda kalınca mecburen zilini çaldım. Onun balkonundan benimkine inip inemeyeceğimi sordum. Pek umudum yoktu ama şaşırtıcı biçimde sıcak davrandı ve içeri girmeme izin verdi. Neyse fazla uzatmayayım…”

Telefonda Nuran’ı soran adam şimdi karşısına oturmuş, nasıl tanıştıklarını anlatıyordu. Biraz geveze diye düşündü Yavuz, hala esas konuya gelemedi. “Nuran’a ne oldu? Niye üç gündür haber alamıyor?” Hafiften sinirlenmeye başlıyordu, sözünü keserek sordu: “Ali Bey, onu en son ne zaman gördünüz?” Lafının ağzına tıkılmasına pek de aldırmayan genç adam cevap verdi:” En son Cuma sabahı birlikteydik. Onu buraya bıraktım. Akşam buluşmak üzere sözleştik. Sekizde kapısını çaldım ama yoktu. Ev ve cep telefonundan defalarca aradım, ev cevap vermedi, cebi de kapalıydı.”

Yavuz cuma gününü hatırlamaya çalıştı. Sabah İngiltere’den gelen bir arkadaşını karşılamak için havaalanına gitmiş, büroya öğlene doğru gelmişti. Geldiğinde Nuran masasında sandviç yiyor, bir yandan da elinden düşürmediği polisiye romanlardan birini okuyordu. Arayan birkaç kişinin notunu Yavuz’a vermiş, biraz erken çıkmak istediğini söylemişti. Zaten o gün büroda yapacak fazla bir şey de yoktu. Bir gün önce zorlu bir teknik metnin çevirisini bitirmiş, son bir okuma için Nuran’a teslim etmişti. Öğleden sonra odasında çalışmaya dalmışken Nuran’ın kapıyı aralayıp “ben çıkıyorum” dediğini hatırladı. Masadan kafasını bile kaldırmadan “iyi haftasonları” demiş, o zamandan beri de kızı görmemişti.

O bütün bunları zihninden geçirirken Ali’nin kendisine bir şeyler sorduğunu farketti. “Yavuz Bey, onu herhalde en son siz gördünüz. Nereye gitmiş olabilir?” Yavuz o gün olanları anlattı. Nuran erken çıkmak istemiş, ama nedenini söylememişti. Belki de bu Ali denilen gevezeyle araları bozuktu, biraz kafa dinlemek için bir arkadaşına falan gitti diye düşündü. Sonra da Ali’nin böyle düşündüğünü anlamasından korkarak endişeyle yüzüne baktı. Ama hayır, Ali sevgilisinin nerede olacağına dair tahminler yürütüyor, ona dikkat etmiyordu. “Çok tuhaf, Nuran bana haber vermeden bir yere gitmez ki! Acaba başına bir şey mi geldi? Ne dersiniz? Polise mi gitsek? En yakın arkadaşı Serap’ı aradım, o da bir şey bilmiyor. Zaten pek fazla arkadaşı da yoktu.” Yavuz biraz sakin olmasını, belki de onun tanımadığı bir arkadaşına gittiğini söylediği sırada Ali’nin cep telefonu çalmaya başladı. Telefonun ekranında arayanın numarası belirmemişti. Ali telaşla telefonun yes tuşuna bastı, “Alo? Evet, benim. Kim? Emniyet mi ?”
Yavuz Emniyet lafını duyunca, Ali aradığında kızın başına bir şey geldiği ihtimalini aklına getirdiğini ve belki de bunda haklı olduğunu düşündü.

Advertisements

2 thoughts on “>cepten yiyen neo’nun hali ne olacak?

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s