>gün battı sokak…

>
· bazı akşamlar gün batarken beylerbeyi sırtlarındaki “gün battı” sokaktan geçtiğimi, bu yazının da sokağın adını fark ettiğim akşam yazılmakta olduğunu,

· bu aralar sahaf simurg’un tünel tarafındaki yeni dükkanından aldığım, simenon’un ünlü “komiser maigret” serisinden “hakimin evi” kitabını okuduğumu,

· yine aynı yerde budala’nın birinci cildini bulduğumu (nihal yalaza taluy çevirisi), “ikinci cildi nerde bunun?” diye sorduğumda “buralarda bi yerde cevabı” aldığımı, “peki o zaman bunu bi kenara ayırsanız, ikinci cildi de bulunca ben alsam” dediğimi, ikinci kez gidişimde aynı rafta bu kez ikinci cildi bulduğumu, “yaşasın! biri daha önce bi kenara ayırmıştık, şimdi alabilirim” diye sevindiğimi, ama bu sefer de sahaf ibrahim bey’in birinci cildi koyduğu yeri hatırlayamadığını, hep beraber onca kitap arasından birinci cildi aradığımızı ama bulamadığımızı, bu sefer de ikinci cildi bi kenara ayırdığımızı, bugünlerde birinci cildin bi yerlerden çıkmasını beklediğimizi,

· hemen hemen her gün neredeyse bir kiloya yakın yeşil erik yediğimi, beyoğlu, gümüşsuyu ve tophane’deki manav ve seyyar sebzecilerdeki erik fiyatlarına (3 ila 8 lira arasında dalgalanıyor) son derece hakim olduğumu,

· tijen inaltong’un sayfasından yaptığım yağsız-şekersiz kekin çok lezzetli olduğunu, ofiste “dilimi sadece 105 kalori” diye sunulan koca kekten beş dakikada eser kalmadığını,

· lost, the mentalist, dr house dizilerinin sona ermesiyle büyük bir boşluk içine düştüğümü, harıl harıl yeni dizi ararken, weeds’in 8, true blood’un 14 haziran’da başlayacağını öğrenerek yatıştığımı,

· badem’in bir süredir yediği light mama sayesinde yaza gayet fit gireceğini, lakin sahibesinin habire mideye indirdiği kuruyemişler, cheesecake’ler, dondurmalar sayesinde yarım dünya olma yolunda hızla ilerlediğini,

· anneleri ölmüş üç minik yavru kediye yuva aradığımızı, kedilere ofiste bakmak zorunda kaldığımız bir gün boyunca ofisin resmi kedisi uzunbacak’ı onlardan uzak tutmak için akla karayı seçtiğimizi,

· bu ara yazacak bir şeyler bulmakta epeyce zorlandığımı, biraz yan çizince “hayır hayır writer’s block hadisesine girmiycem hiç, yazmak disiplin işidir, yapabilirim, yazabilirim, acı yok rocky acı yok!” diye kendi kendime gaz vermeye çalıştığımı,

· şu bulıt bulıt yazıdan çok, fotoğrafları toparlamak ve şekil yapmakla uğraştığımı, yazıyı okumayı “bu ne be!” diyerek daha başından bıraktıysanız sizi anlayacağımı, daha enteresan şeylerden bahseden bloglar olduğunu bildiğimi, ama çoğunun da -takip ettiklerim dışında tabiy bunlar- aslında hep aynı şeylerden söz ettiğini düşündüğümü

biliyor muydunuz? :)

Advertisements

11 thoughts on “>gün battı sokak…

  1. >Ben bütün yazılarını çok seviyorum, bulıtları da okuması güzel, Simurg hep duyduğum ama hiç gitmediğim bir sahaf, yeri tam nerede Tünel’de?Cumartesi Beyoğlu’ndaydım seni de andım dolaşırken. Bütün kitapçılara baktım, Can yayınlarının ucuz kitapları arasında güzel kitaplar oluyor her gidişimde, yine aldım. 3-4 liraya kitaplar var.Tepedeki Yabancı’yı beğendin mi,yazarsın belki onu da.Ben şimdi Gizli Aşk Bu adlı şeker kitabı okuyorum.İşte böyle, sevgiler.

  2. >en çok sahaf bulit’ına bayıldım. oradan itibaren bir hikaye devam edip gidecek gibi, bir kitabın çok hoş bir parçası gibi okudum. bayıldım!neolitik hanımcığım ben her yazını zevkle okuyorum, kolayca da yazıveriyorsun gibi, yani öyle akıcı ki. gerçi ben de bu aralar yazamıyorum, içimden de hiç yazmak geçmiyor. herkeste de gözlemlediğim bu. mevsimsel bir şey galiba.geçer. geçsin!sevgiler.

  3. >Bilmiyorduk Neocum, tabiyatıynen! Sen anlatınca öğrendik.:))İyi de oldu anlattığın, bu sayede İstanbul’un şahane sokak isimlerinden birinden haberdar olduk. Buna çok memnun olduk.Gevezelik yapıp duruyorum, gezmekten yorgun düştüm, burada itiraf ediyorum; benim orda yazsam, “oh, iyi olmuş az gezseydin” derler diye korkumdan.İşte öyle.:)))

  4. >Metin Beyyyyyy!Yakaladım sizi!Küstüm size!:(Not: Dinlendim haftasonu. Yeni gezilere hazırım artık.Haa, Neocum hazır konu açılmışken; biz Eskişehir’e gitmeyecek miydik?:)

  5. >Bi gün ben de gideceğim Eskişehir’e, şöyle telaşsız, sakin… Kaç kere geçtim içinden de hep telaşlıydım. Bi türlü kısmet olmadı şöyle Porsuk’la muhabbet etmeye… Hep aklımda trenyolunun yanındaki yöresindeki kırmızı topraklar ve incecik yağıp duran yağmur…Kızmayın bana yav Gezginç Hanım!

  6. >şuleciğim,bulıtlarımı begendigine pek sevindim :) bazen öyle yazmaya bile üşeniyorum gerçi ama geçici bu haller. iş güç, çok üstüste geldi bu ara, biraz da ondan….serpil,simurg’un iki dükkanı var, birincisi pandora’yı geçince, sağa doğru devam eden sokaktaki, orası epeydir var. bu benim gittiğim tünel’e dogru olan, korsan cıkmazı’nda, yani turkcell’in hemen yanındaki ara sokakta. daha yeni oldugundan eski kitapları sınıflandırma çalışmaları devam ediyor. can yayınları’na ben de arada bakıyorum, iyi indirim oluyor gerçekten.tepedeki yabancı’yı sevdim aslında ama elimde çok fazla gezdirdiğimden biraz mesafe girdi aramıza :) şimdi bir arkadaşımın övgüyle söz ettiği tol’a başladım (murat uyurkulak), belki onu yazarım.aslında böyle “ay bu ara yazamıyoruuum” tonundan şeyler yazmak istemiyorum ama bu ara öyle bir dönem yaşıyorum n’abayım, yazdım ben de.. hem arada böyle hafiften mızıldanmasam, güzel şeyler duyacağım yok :P sevgiler :)…güneşli günler,oluyor bazen kitaplarla öyle bir soğukluk.. üzerine git derim, en sevdigin tür neyse (polisiye olur, biyografi olur, aşk romanı olur) birini seç ve hemen vazgeçme (ay böyle de motivasyon edici laflar eden yaşam koçları gibi oldu, yok, sen canın nasıl istiyorsa öyle yap, bakma bana)…periciğim,dogru diyorsun minik bir hikaye gibi oldu sahaf bulıt’ı, üstelik daha sonunu da bilmiyoruz, işten güçten uğrayamadım simurg’a. bu sefer de tavanarasında kimsenin bilmediği bir üçüncü cilt ortaya çıkmış meğer ve onu da esrarengiz bir adam almış! hemen yazdım yine, halbuki budala’nın iki cilt olduğunu biliyoruz diy mi:)bir kere başlayınca kolay ilerliyor sanki ama o klavyenin başına, bir yazı fikriyle oturmak mesele benim için.. ne bahaneler buluyorum, “dur şu siteye bakayım, dur şu diziyi izleyeyim! neyse, bence de mevsimsel ve geçecek!sevgiler…ekmekci kız,istanbul’un sokak isimleri ne güzel yazı konusu olur. hemen google’layayım bakayım, neler varmış :)bu ara ben çakıldım kaldım buralara, imreniyorum sana, hiç şikayet etme, çabucak geçer o yorgunluk.eskişehir’i unutmadım lakin bu ara işler pek çok, bir süre daha da öyle olacak gibi görünüyor. …metin bey,öyle bir cümleyi sizden duymak ne büyük saadet. hak ediyor muyum bilmem ama çok hoşuma gitti.ve de eskişehir’e mutlaka gidin, porsuk yazın pek hoş olur, şimdi temiz de üstelik, etrafı yeşillenmiştir.

  7. >Neocum bir de d&r ne alırsan 4 lira tezgahı yapmış, orada da güzel kitaplar buldum, haberin yoksa bir bak.Bir şey keşfedince sevdiğin bir blog yazarını hatırlamak ta ilginç aslında di mi?Sevgiler :))

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s