>bir iz

>

japonya’da 8. yüzyılda inşa edilmiş bir tapınak varmış. yüzyıllar sonra yapılan bir restorasyon sırasında kirişlerden birinin altında bir mürekkep hokkası bulunmuş. ustalar mürekkebi inşaattaki keresteleri numaralandırmak için kullanıyorlarmış. usta da işini bitirirken mürekkep hokkasını saklamış o kirişe… hayır, öyle sanat eserine atılan imza gibi değilmiş, herkesin görebileceği şekilde kendisinden bir iz bırakmamış, o mürekkep hokkası ustayla tanrı arasındaymış.
evet yine japon :) kamelyalı eski bir samuray filmi, çok romantik bir animasyon ve ev yaptırmaya karar veren bir japonun başına gelenler konulu çok tatlı bir komediyle günü bitirdim. film arasında edirne kırkpınar köftecisinden şişman köfteleri mideye indirdim, güneşli bir günde, levent’in o pek sevdiğim şarküterilerinin önünden geçmek, ıssız sokaklarında yürümek iyi geldi. üşenmezsem yarın da giderim belki… 
Advertisements

7 thoughts on “>bir iz

  1. >Neo, Kırmızı Fener'in Yükselişi, filmini seyrettin mi? Ben bu isimle izlemiştim, ama Kırmızı Fener ya da senin anlayacağın şekilde; Da hong deng long gao gao gua diye de biliniyor film:) Sabaha karşı, nöbette seyretmiştim, güzeldi. Bir de ustayla tanrı arasındaki 'şey'i çok sevdim. Sağol, alıntı için.Yarın akşam nöbetten sonra ben de yürüsem? Neyse. Bakalım.

  2. >justine, izlemedim o filmi, ama not ettim, hatta yarın da gidersem filmleri izlemeye, bir anket dolduruluyor, hangi filmleri izlemek istersiniz seneye diye, oraya da yazayım :)ben de çok sevdim o hikayeyi. yine boş çıkmadı japonlar. animasyonda da sevdiği çocuğa mektubunda sonbaharın geldiğini "okul çocukları hırkalarını giymeye başladı" diye anlatan bi kız vardı, sevdiği çocuk da kiraz çiçeklerinin o pembe küçük taç yapraklarının yere saniyede 5 cm hızla düştüğünü söylüyordu bi yerde. çocuksu bir romantizmdi biliyorum ama hoşuma gitti işte. yürümek iyidir, bazen üşeniyorum ama epey yürüyo sayılırım. iyi nöbetler sana…

  3. >üniversitede ana kuzusu bir erkek arkadaşımız vardı; uzun boylu, iri yapılı, kızılımsı dağınık saçlı. annesi ona mektup yazardı; "sonbahar geldi, hırkanı giy," diye. o mektup gelmeden hırkasını giymezdi:)aklıma o geldi neo'cuğum. bugün hava aydınlık ama nasıl rüzgarlı. sanki hareketlerinin aşırı sonuçlarını görmeyen bir çocuk gibi coşkuyla oynuyor hava. bu havada sinemaya gidip bir japon çizgi filmi izlemek gibisi yoktur. hem dönüşte o şarküteriden güzel bir peynir de alırsın belki.sevgiler çok.

  4. >peri, hırka ne güzel bi şeydir diy mi? ekşi sözlükte bir madde vardı, depresyon hırkası diye :) çok severim ben hırka, yaz sonu havalar serinleyince yanına almaya başlarsın ya, hoşuma gider. keşke hırka da örebilsem…dün keyfim yoktu hiç, öğlene kadar uyudum, sonra da karanlığıma karanlık katmak üzere winter's bone'u izledim :) ama sonra toparlandım biraz, güzel bir iri bulgurlu yoğurt çorbası yanına da yeşil salata yaptım. behzat ç. izledim, battaniye birleştirme işine devam ettim. bu arada söylemedim diyil mi, dörtgöz'ü tamirden aldım. hem fan ve hem ekran problemi çözülmüş, çok sevindim kavuştuğumuza.sevgiler çok çok :)

  5. >ekmekçi kız,aslında bildiğin yoğurt çorbası (yayla da denilen). pirinç yerine bir büyük çay bardağı (ajda mı aida mı nedir) iri bulgur koyuyorum, pek güzel oluyor. portakal ağacındaki tarifi esas alıyorum ama malzemeleri biraz azaltıyorum. bu kadar laf edeceğime yazayım en iyisi :)malzemeler:1 yemek kaşığı un1 yumurta1 büyük çay bardağı iri bulgur2 su bardağı yoğurt1 – 1.5 litre soğuk su (ben koyu kıvamlı seviyorum, su miktarını az tutuyorum, sen ayarlarsın artık)2 yemek kaşığı tereyağıyarım yemek kaşığı nanetuz 1. su, tereyağ, nane hariç tüm malzemeleri bir tencerede karıştırın. devamlı karıştırarak suyu ekleyin.2. yüksek ateşte tahta bir kaşıkla karıştırarak çorbayı kaynayana kadar pişirin. kaynayınca altını kısın ve bulgurlar yumuşayıncaya kadar pişirmeye devam edin.3. bulgurlar pişince altını kapatın. bu arada tereyağını eritip nane ile karıştırın. bunu çorbaya ilave edin. servis yapmadan hemen önce tuzunu ilave edin.

  6. >Neocum,Bak bu tarif ilginçmiş! Ben pirinçlisini yaparken, önce su ve pirinci pişmeye/haşlanmaya bırakıyorum,Pirinçler yumuşayınca yoğurt, yumurta, un üçlüsünü çırpıp, önce kaynayan sudan biraz ekleyip, sonra hepsini tencereye katıp karıştırıyorum.En son da yağ ve nane…Bu bulgurlu versiyon aklıma yattı, deneyeceğim.:)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s