savulun! neo karanlık tarafa geçti!

– şu minnacık üç şapşiye yuva bulamadık ya, kafam çok bozuk! tamam kediyle yaşamak alması zor ve üzerinde düşünülecek bir karar, inkar etmiyorum ama istanbul’dan okuyan insan arasından bir kişi bile yok mu kedi isteyen? ya isteyecek birilerine haber yollayacak? yokmuş.

– kendime de gıcığım son zamanlarda, bi uyuzluk var üzerimde. yapmam gereken işler varken boş şeylerle uğraşıyorum. bugün mutlaka halledeyim dediğim şeyler yine ertesi güne kalıyor. günlerdir evdeki saatlere pil almam gerek, karaköy altgeçite inicem alt tarafı, her seferinde üşeniyorum. durmuş saatlerle bakışıp duruyoruz. tamir ettirmem gereken, çok sevdiğim bir yüzüğüm var, o da günlerdir çantamda… eminönü’ne de bi türlü gidemedim, bir tür ithaca’ya dönüştü benim için! ne biçim bi insanım ben ya!

– “comfort eating” tuzağına düşmiycem diyorum, bir hafta gereksiz kaloriden uzak duruyorum, meyveler, sağlıklı kuruyemişler, sonra canımı sıkan bi şey oluyor, hoop gelsin çitliyo çekirdekler, gitsin nestle parmak çikolatalar!

– daha önce de söylemiştim, sabahları açık radyo dinliyorum, memlekette her şeyin nasıl da boktan gittiğini bilmediğimden değil tabii bir de onlardan duymazsam içim rahat etmiyor, acayip canım sıkkın bi şekilde ofise doğru yola çıkıyorum, tramvaydan inenlere yol vermeyenlere artık hiiç söylenmiyorum, aralarından omuz ata ata geçiyorum.

– değişip duran seyahat planlarına da gıcığım! biri diğerine bağlı, önce zagreb, sonra kapadokya gibi bir ihtimal var. ablama son durumu yazıyorum, “bana o tarih uymaz” diye tek cümlelik bi mail yazıyor, kuzum hangi tarih uyuyor, onu da yazsana! yok!

– havaya da kılım. nooldu, iki gün çorapsız gezebildik, hop yine bulut, yine soğuk! belki güneş istikarlı olsa, yardımı olucak, belki bütün bu öfkeli, “hayattan alacağım var” hallerim bi son bulacak! o da yok.

– gıcık olduğum başka şeyler de var ama artık kamuya açık bi alan oldu burası, yazmasam daha iyi. hoş eskiden de yazdığım yoktu ya, yine de…

– öyle işte. neo bi süre karanlık taraftan bildiricek, haberiniz olsun!

Advertisements

15 thoughts on “savulun! neo karanlık tarafa geçti!

  1. reader ve blogroll düzenlemeleri yapıldı. arz ederim.

    karanlık tarafta güle güle otur sevgili neo. oradaki gücün tadı da başkadır yaaaaaneee:)

  2. neo’cuğum senin karanlık haberlerin d eçok tatlı. ama ne tesadüf, bu sabah gözümü açıp duvardaki saate baktım, 12! yuh, dedim, fırladım yataktan. mutfağa kahve suyu koymaya gittim, ordaki saate baktım 8:) meğer durmuş. bir paket saat pili almıştım, aradım taradım yok. yarın tekrar alacağım.
    ben de sanki ciklete basmışım gibi seri hareket edemiyorum, işleri bitiremiyorum, neo’cuğum. belki baharı ve başka şeyleri çok bekledik ve gelince de ne yapacağımızı şaşırdık.

    öpüyorum çok seni. badem’i kucağına al, bir de fındık fıstık, aptal bir dizi izle bence. the event diye bir dizi var, lost sonrası furyadan, merakla izleniyor ama. modern family’yi izliyor muydun? çok, çok komik, bayılırsın, mutlaka izle.

    sevgiler.

  3. Hee, unutmuşum! Reader da düzeltilecekti.
    Eyvallah JoA! :))

    Bence bizi bu havalar mahfetti Perihan.
    Hayır hayır, o başka filmin repliğiydi, şunu diyecektim; ikide bir bahar gelmiş gibi yapıp hatta yaza dikey geçiş yapan hava, vazgeçip kendini kış sandığından, ruhumuz da sürekli dengesiz oldu. Budur yani…
    :)

  4. -Senin şapşikler için yarın konuşacağım canım, arkadaşım çok yoğun, bir ben boşum yahu, ne saçmalık!

    -Oblomov travması bu yaşadığın, sakin ol, geçer;p

    -Ben de Açık Radyo’ya gıcığım. Eskiden dinlerdim, şimdi sinir oluyorum, ama neden bilmem;p

    -Oblomov’u çok severim.

    -Benim ablam ne yapar biliyor musun? Neredeyse emekliliğim geldi, on yedi yıldır memurum ve izin tarihlerini çok rahat belirleyemiyoruz yıllardır. Hâlâ ve inatla bana; şu şu ayda boş musun, gelebilir misin, hadi gidiyoruz, neden gelmiyorsun, vs. vs. der. Kızım, benim işim belli olmaz, nasıl şimdiden konuşayım diyorum, o ısrarla, bu ayın sonunda gelsene diyor! Hah ha, beni deli etmek için mi yapıyor acaba?

    -Karanlık aydınlık fark etmez sen çok tatlı, çok hoş yazıyorsun, hiç durma hep yaz lütfen.

    Ah, Oblomov oldum ben! Durumumum özeti budur, bana bakıp haline şükret canım;p

  5. öyle acelem var ki, ama ben ne yapıyorum? burda durmuş, “justine, açık radyo’ya niçin gıcıksın, bunun nedenini sanırım anlıyorum,” şeklinde bir cümleyle oyalanıyorum. eğer bir robot yapsak ve o robota doğru fikirleri yüklemek istesek, karşımızda açıkradyo’nun insanlaşmış halini bulurduk. öylesine steril, öylesine öfkesi, tepkisi, siniri ölçülü biçili, öylesine insani zaaflardan uzak. kötü değil tabii, ama gıcık işte. doğru insan şablonu gibi. hani justine konuşmuştuk seninle, intihar edecek adam tişörtünün rengine uygun çorap aramaz, diye. sanki açık radyo adamı biraz öyle. katil olsa, küvetindeki cesedi asitle eritirken, salınan gazın atmosfere etkisini düşünür gibi. insanın derisinin içinde sadece kalp, beyin yok, bok taşıyan bağırsaklar da var, safra da var, yahu (neo’cuğum karanlık tarafa geçtin diye, burada bok mok lafı edebiliriz, diye hesap ettim;).

    ama tabii bunlar seni niye anladığımın ve böyle hissetmenle seni takdir ettiğimin lafları. böyle hissetmekle birlikte ben bir duygu belirteceksem, “açık radyo’yu severim, dinlerim,” derim. iyi müzikler var, doğru bir politik duruşu var… şiddete, her tür ayrımcılığa karşı, çevreci… tek hatası, hatasız olması:) onu da affedebiliriz.

    öpüyorum ikinizi de. sevgiler çok.

  6. bu arada neo’cuğum, kedicikler için yapabileceğim tek şey, benim sitede de durumu haber vermek. tina nevrotik bir kız olmasa eve alırdım gerçekten bir tanesini, tanıdığım da yok sanki hiç. arçil’e söylerim, o da facebook’unda yayınlar. biraz daha düşüneyim bakayım.

    öpüyorum çok.

  7. Al benden de o kadar. Nerdeyse son bir aydır o kadar sinirim tepemdeki seri katil olabilirim. Herkes ve herşey batıyor. Sadece evime girip orada oturmak istiyorum. Geçer mi bu haller acaba?

  8. Periciğim, ben yalnız size böyle diyorum, yakınız ya. Yoksa kol kırılır yen içinde kalır misali, başkalarına Açık Radyo muhteşem diyorum tabii;p

    Bir de insan sevdiğini yerden yere vururmuş, ben onları severim, bir İnsel olsun, bir Madra olsun, şeker insanlar hepsi;p Eskiden sabahın köründe, karga kahvaltısını yapmadan konuşur dururlardı, ben de hiiiiç kaçırmaz, dinler dinler dinlerdim.

    Karanlık taraf=bok lafı arasındaki korelasyona bayıldım, çok güldüm valla;))

    Hadi kızım Justine, bu kadar geyik yeter, çayı koydum, acıyacak, ben buralarda oyalanıyorum.

  9. joa,

    aferin! :) karanlık taraftayız ya, böyle bi emir kipleri, sert hitaplara alışmak lazım :)

    burdaki gücün tadını alırsam, artık geçmem başka tarafa diyorum. her zaman beklerim.

    ***

    periciğim,

    ha, benim karanlığımdan nolucak diy mi? daha çok kendine dönük bir öfke, etrafa da bir-iki minik çemkirme :) olacağı odur.

    bu işleri bitirememe yaygın bir sendrom bugünlerde, az önce öğlen yemeğinde arkadaşımla buluştuk, aynı dertten o da muzdarip, geçer inşallah.

    akşam tam da dediğin gibi yaptım, feyruz’un armutlusundan içip, fındık yedim, bi de private practice izledim, badem her zamanki gibi yanımdaydı. modern family’i biliyorum, çok komik gerçekten, bi de cougar town izliyorum denk gelirsem, ordaki tipler de çok komik.

    açık radyo konusunda yüzde yüz haklısın, “katil-küvetteki ceset-salınan gaz” benzetmene de çok güldüm :) ve tabiy ki burda bok diyebiliriz, hatta diyelim sürekli :) vakit bulursam mail yazacağım açık radyoya, sizi neden seviyorum, neden gıcık oluyorum minvalinde.

    kediler konusundaki yardımın için çok teşekkürler, facebook’um yok benim, ordan bi şey çıkar belki.

    çok öpüyorum seni.

    ***

    ekmekçi kız,

    reader tez zamanda düzeltile! ihmal edilmeye! :)

    havaya bu kadar takık olmamama da gıcığım. güzel olsa ayrı takıyorum, “hava ne güzel, ben ofisteyim pöf!” diye, kötü olsa, “ay ne kötü hava, moralim bozuluyo, çalışamıyorum”… dayak istiyorum o kesin!

    ***

    justine,

    konuşursan çok sevinirim. içime dert oldu şapşikler :(

    ablamdan hala cevap yok, hangi tarih uygun yazmadı, ben de inat ettim sormuyom sms’le.. her e-mail attığımda “mailine bak” diye uyarmam gerekiyor, bakmıyor çünkü. ah ablalar!

    oblomov teşhisine katılıyorum, öyle bi şey oldum kesin. silkinip kendime gelmem lazım.

    yazdıklarıma tatlı mı diyosun gerçekten, komik geliyo bana sonradan okuyunca, naif, bazen fazla çocuksu..

    ben de çay içeyim, yemek sonrası çayı gibisi yok. öptüm çok.

    ***

    gamlı baykuş,

    demek sen de bizim taraftasın? ;) geçer diye umuyorum, yoksa dexter’a bağlıycaz, kötü olucak!

  10. Ayhan’la konuştum canım. Amerika’ya gidiyormuş, hem de gezmeye değil, yaşamaya! Sayende en yakın arkadaşımın gelecek planlarını öğrendim, sağol;p

    Soracakmış tanıdıklarına, bilmem ki çıkar mı bir şey? Benim de facebook adresim yok, Poliş face sayfasında linkini versin olmazsa, dur ona da sorayım.

  11. Neo, Poliş face’inde senin sayfanın linkini verdi, kedi haberinin. Bakalım bir şey çıkacak mı?

    hamiş; Ayhan’a hâlâ kılım, orada bir değişiklik yok;p

  12. justine,

    çok teşekkürler sorduğun için. demek amerikaya gidiyormuş, orda güzel kediler var mı ki? söyle gitmesin :P

    ayhan’a ben de kılım :)

    poliş’e selamlarımı ilet, çok teşekkürler şapşiler adına :)

    ***

    peri,

    çok sevindim bu habere! atze’ye de yazdım hemen, sapancadaydım, dünden beri giremedim internete. detaylar için e-mail yazarım ona.

    sana da çok teşekkürler, bak, karanlık tarafa geçtiğim iyi oldu diy mi? ;)

    ben de öptüm. arçile selamlar.

  13. Merhaba Neo. :)
    Burada mail adresimin görünmesi gerekiyor. Görünüyorsa, oradan ulaşır mısın bana?

    Sevgiyle çok. :)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s