aynı hikâye

şimdi bu resimdeki kadın meyveleri filan düzenliyor ya, meşgul ve huzurlu görünüyor. o canlı renklerin içinde gösterişsiz renklerdeki giysileriyle gayet uyumlu vs. resmin adı “harmony in red” – kırmızıdaki uyum’muş… bana hepsi palavraymış gibi geliyor. karanlık tarafa geçince mi böyle oldu, ya da böyle hissettiğim için mi karanlık taraf geçtim, orası karışık… bence kadın da aynı hikayenin kahramanı olmaktan çok sıkılmış, belli sorulara aynı cevapları vermekten, minik detaylardan neşe çıkarmak için uğraşmaktan, üst üste gelen saçma sapan şeylerden, yüzeyde kalmak için çabalarken birden çarpan bir dalgayla sersemlemekten ve hemencecik toparlanamamaktan…

hafta sonu çalışmakla geçti, bugün ofise gitmedim. öğlen bir sandviçle geçiştirdim, az önce de bir tabak yeşil erik yedim, bol tuzla.. nohut haşladım, akşama taze soğan, nane, maydanoz bir nohut piyaz yapayım diyorum, çok severim. üşenmezsem çıkıp dondurma alırım belki.. hüzünlü bir roman var bu ara elimde, onu okurken bir akşamüstü şekerlemesine dalarım. gücenik uyanırım, odalara karanlık çökmüş olur. ayak ucumda uyuklayan badem’in mamasını tazeler, suyunu değiştiririm. hep böyleydi hayat, mutsuz diyildim, noldu bilmiyorum…

not: çok severim matisse’in bu resmini. bugün bir vesileyle karşıma çıktı, orijinali saint petersburg’daymış, aslında önce mavi ağırlıklı yapmış ressam, ama beğenmemiş kırmızıya çevirmiş. 

Advertisements

6 thoughts on “aynı hikâye

  1. canim neo”cugum benim,
    bunaliyoruz bu tanimlarin icinde. saniyorlar ki neyi goruyorlarsa cevap da o. ha kirmizi olmus bizi cevreleyen ha mavi; icimiz kara duman. idare ediyoruz, ezberlenmis her sahnede, kedisinin ayak ucunda aksamustu uykusuna yatan bir kadin, golgeler cekilirken nasil icine cekilir ve dert madencilerinin calistigi icinde, orada kendi derinliklerinden urkerek aslinda”hep böyleydi hayat, mutsuz diyildim, noldu bilmiyorum…” derken bir baska kadin onu bambaska alemlerde binlerce kilomtre oteden anlar ve ici titrer. ezberlenmis sahnelerin kederli suflorleri bambaska seyler fisildadamaktadir cunku ve cunku icinde ayni madenciler kazma sallamakta ve bir koygun derinligi nedensiz, amacsiz buyutmektedir.

    bu kisa, tatli, olagan yazin nasil olaganustu guzel ve kederli.

    canim… sarilir, operim seni.

  2. Peri’nin yazdıklarından sonra ben ne yazsam eksik kalır, peki hangi kitabı okuyorsun diye sorayım gelmişken :))

  3. Şimdi saçma sapan bir şeyle başlayayım mı lafa? Tamam, başlıyorum (sessiz kaldın, evet anlamına gelir bu); ben seni izlediğim bloglara almıştım ya, eski adresinmiş o, ee niye Neo yazmıyor acaba diyorum, durup durup. Arada buraya bakıyorum ama aynı kasvetli göl kenarı günlüğü’nü görmek üzüyordu beni. Neymiş; Neo yazıyormuş ve bu adres sık kullanılanlara güvenmeden, eklenecekmiş takip listesine.

    Anlatacaklarım bu kadardı.

    ;) Ben çok küçükken benden daha küçük kuzenim benim günlüğüme şunları yazmıştı; “hayvanat bahçesini gezdim, hayvanlar çok güzel, fil, maymun, şu bu harika”, ve sonunda da “anlatacaklarım bu kadardı”, cümlesi! Hah ha, ne, “bu kalbin kadar temiz sayfayı bana ayırdığın için teşekkür ederim” inceliği, ne de “beni unutma” dileği. Sadece hayvan sevgisi ve kısa, öz anlatacaklarının özeti.

    O olay beni çok etkilemiş. Böyle anlarda çıkıyor ortaya işte. Neyse, ne diyorduk; Matisse’in bu resmini ben de severim. Ama kırmızının burada delirtici olduğunu düşünürüm. Yakalamışsın, bravo;p Of ya, şaka yapıyorum, güldün mü bari?

    Bunca bunalımın içinde, böyle küçük sarsıntılarda yine de gülmeye çalışmak, olamıyorsa, yapamıyorsan artık, hayatında bir resmin karanlığa bakması o resme bakana cevap verme zorunluluğunu bile getiriyor beraberinde. “Eee, mutluydun, ne oldu da böyle hüzünlendin birden?”, bu soru beni delirtir. Sevdiklerine, işte iş arkadaşlarına, burada cisimsiz seslenenlere bir açıklama yapma ihtiyacı; “ama ben” diye başlayan cümleler kurmak.

    Keşke kuzenimden bir şeyler öğrenebilseydim, ama anlıyorum ben seni. En çok akşam dalmalarından, gücenik uyanmanı.

    Sarıldım.

  4. canım periciğim,

    uzaklardan ses verdiğin için çok teşekkürler. içimi döktüm işte… ben de seni kucaklıyorum, öpüyorum. özledim seni.

    ***

    serpil,

    :)) kitabın adı “sen dünyaya gelmeden”, italyan yazar, margaret mazzantini, kırık bir aşk hikayesi etrafında bosna savaşını anlatıyor, yan hikayeler de var tabiy… kederli bir kitap. bitireyim, yazarım belki buraya.

    ***

    justine,

    eski adrese bir pasaj koymuştum buraya geçiş için ama blogspot’lu adres duruyor tabiy bitakım yerlerde, o yüzden de yazmıyomuşum sanılıyor, halbusi hergün yazıyom :) yalana bak!

    “anlatacaklarım bu kadardı” hikayesi çok güzelmiş. tam henüz bozulmamış çocuk sadeliği :)

    beni anladığını biliyorum, ben de seni okuyunca “evet budur” diyorum hep :)

    ben de sarıldım, öptüm bi de…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s