tam bir yaz kitabı :)

pop şarkıcılarının yaza doğru yaptıkları albümler için kullandıkları klişe var ya, “şekerim, tam bir yaz albümü oldu, bu sefer çok içime sindi vs”  ondan esinlenerek ben de bir yaz okuma listesi yaptım :) bir süredir kitap eklerinden, twitter’dan görüp merak ettiğim, çoğu yeni kitapları not defterime kaydediyordum. Epeyce bir şey birikti, belki sizin de eklemek istedikleriniz vardır, ya da aralarında okuduğunuz kitaplar varsa birkaç satır yorum yazarsınız. Bunların çoğu yeni kitaplar ama yaz hedeflerim arasında moby dick’i okumak da var -peri’ciğim ben de senin okuduğun çeviri var-, bu sefer bırakmıycam, azimliyim:)

Yaz Kitapları 

– Mobius Dick / Andrew Crumey

– Hanımların Dikkatine / Seray Şahiner

– Bazuka / Murat Uyurkulak

– Ambulansla Dünya Turu / Melida Tüzünoğlu

– Filedelfiya Hikayeleri / Yeşim Erdem

– Kutsal Aile / Fatih Altınöz

– Şaşaalı Şehir / Meltem Parlak

– Kaplanın Karısı / Tea Obreht

– Kitchen / Banana Yoshimoto

– The Summer Without Men / Siri Hustvedt

– The Possessed: Adventures with Russian Books and the People Who Read Them / Elif Batuman

Fotoğraf şurdan

Advertisements

23 thoughts on “tam bir yaz kitabı :)

  1. murat uyurkulak’ın kitabı dışında bilmiyorum diğerlerini. mobius dick hakkında da okudum galiba kitap ekinde, o da olabilir. nurdan gürbilek’in bir kitabı var; kaçak aldı, okuyacak. bana müthiş bir iltifat gibi gelebilen şekilde, “senin kitap analizlerine benziyor,” dediği tarzda analizler varmış sanırım. okumak lazım. ama ben bayıldığım moby dick’i bile boşladım bu aralar. varsa yoksa almanca çalışıyorum. almanca’yı rusça’ya benzetmezsem bu gidişle önümüzdeki haziran’da seninle berlin’e gidebilir ve tüm konuşmaları ben yapabilirim neocum. kendimi çok kararlı ve hırslı gördüm bu defa. rusça kalbimde yara tabii. almanca’dan sonra rusça’ya tekrar dönebilirim. geçen gün atze’ye bir kedi maması üzerindeki rusça bir cümleyi tercüme ettim; nasıl hoşuma gitti: “her porsiyonda daha fazla enerji” yazıyordu:)

    canım neocum, bir kadeh bol buzlu viski eşliğinde the killing’in son bölümünü izledim az önce. bu dizi beni nasıl etkiliyor, tuhaf bir şekilde nasıl hüzünlendiriyor. o iki tutunamayan polisin, hayatla tek tutarlı bağlarının o cinayeti çözmek olması ve bu konuda doğru adımlar atma çabaları beni nasıl etkiliyor. hiç kolaycılığa sapmadan, sakin ama derin yol alırken; hayatların, karakterlerin önümüzde telaşsız soyulması, soyulması… ve bu sırada en ufak bir ucuzluğa düşmemeleri… yani bir dizi, dizi olarak baştan savma, hızlı, kötü olanı derhal ayıklama telaşında olur ve bize geçici, ucuz bir rahatlama sağlar ya, burda yok. çok iyi bir dizi bu.

    hmmm… bu kitaplar çok tatlı, sevgili neocuğum. sen içinde biriktirdiğin, deneyimlediğin şeylerle hayatın hem neşesini yakalamaya hem de önyargısız olan o bakışınla baktığın her şeyde derinliği yakalamaya bir yetenek geliştirmişsin. senin bu sakinliğini, cesaretini ve kendine güveninden kaynaklı bu önyargısız yaklaşımını çok tutuyorum. bunu bana söyletmeye şu viski kadehi yol açmışsa da, insan sevdiğine onu niye sevdiğini hiç bayatlatmadan söylemeli.

    içten ve kocaman sevgilerimle.

  2. periciğim, tam şu sıra o nurdan gürbilek’in kitabını okuyordum, hatta bu sabah bitirdim tramvayda. kaçak çok doğru tespit etmiş, senin analizlerine çok benziyor. metinler arası bağlantıları bulmak, onları o edebi metinlerin yazarları kadar usta bi şekilde tasvir etmek, senin kitap yazıların da öyle işte. çok seviyorum ben, romanları, yazarları karşılaştıran, birini diğeriyle anlatan kitapları, nabokov’un edebiyat dersleri, nurdan gürbilek, jale parla kitapları…

    almanca haberine çok sevindim! gelecek haziranda berlin fikri de şahane :) o zaman ben de lise almancamı parlatayım biraz, çok severim almancayı (ne kadar pozitif bir yazı oluyor bu, viski de içmedim görüyosun, herşeyi seviyorum :) o her durum için yeni kelimeler icat etmelerine hastayım. “ich spreche ein bisschen deutsch”

    killing’le ilgili olarak söylediklerin benim de hislerime tercüman olmuş, gerçekten çok iyi bi dizi, mükemmel desek yeridir.

    canımsın, ne güzel şeyler yazmışsın yine, bence de insan sevdiğine onu niçin sevdiğini hiç bayatlamadan söylemeli :) ben de seni başka bi sürü sebebin yanında övgülerini cömertçe dile getirdiğin için de seviyorum. sadece kendimle ilgili değil, etrafındaki insanlara şefkatin, esirgemeden, sakınmadan iltifat etmen, sevdiğini, beğendiğini söylemene bayılıyorum. artık pek rastlanan bir özellik diyil bu.

    kucaklıyorum seni, sevgiler çok.

  3. Hey, yaşasın kitap listesi! Hayatta en sevdiğim şeylerden birini yapıyoruz, kitaplar hakkında dedikodu! Bol ünlemli bir yorum olabilir bu, şimdiden uyarayım. :)

    Listede Mutfak’ı görünce çok heyecanlandım Neo! Seneleeeer, seneleeeeer, seneleeeeer önceydi, daha lisedeydim (hmm, bir seneleeeeer daha katabilirim buraya sanırım, eheh) Kadıköy’de sahafları dolanırken elime geldi Mutfak, birden için ısınır ya hani, seveceğinden emin olursun bir kitabı, öyle, attım çantaya. O gün ilginç bir gündü ama arkadaşım söylemese fark edemeyecektim ilginçliğini. Üç kitap almıştım ve bu kitaplar sırasıyla şunlardı: Kendine Ait Bir Oda, Başka Sesler Başka Odalar ve Mutfak. Arkadaşım aldıklarıma bakıp “Ev mi kuruyorsun, hayırdır?” diyene kadar tema bütünlüğünden habersizdim. Bilinçsiz bilinçli tercih :) Mutfak’ı çok severim ben, o dil, Allahım o tercümeyle bile yitip gitmemiş dil.. Nasıl mahzun, nasıl sade, nasıl insanda ağlama hisleri uyandırıyor, nasıl oyunsuz. Büyük konuşma derdinde olmadan nasıl da derinden yaralıyor. Geçenlerde Cem Hoca’nın da Banana Yoshimoto’dan bahsettiğini gördüm sitesinde, şimdi de sen. Çıkartayım tekrar, ben de okuyayım Mutfak’ı tekrar. Yalnız, hatırladığım, insanın karnı çok acıkıyor onu okurken, haberin olsun :) Bir iki sene önce bir de romanını okumuştum Yoshimoto’nun, dur bakayım, ismi Goodbye Tsugumi. O da çok güzeldi ama Mutfak’taki kadar coşkulu değildim onu okurken.

    Gürbilek’i hatırlattığın ne iyi oldu. Almıştım kitabını, ilk bölümü -Kafka/Dosto kıyaslamalı bölümünü- de okumuştum aslında. Atay’lı kısım da iyiydi. Ama, sanki, Gürbilek’in üslubu biraz, ne bileyim, kurumuş mu ne, ne dersin? Daha lezzetli yazıyordu sanki önceden? Bir kenara koymuştum sonra devam ederim diye, tekrar alayım elime.

    Hanımların Dikkatine’yi sevdim. Çok büyük edebi yetkinlikler beklemezsen, güzel bir kitap. Dili akıcı, kolay okunuyor. Yalnız, konu itibariyle biraz moral bozucu :) Birkaç gün kendime gelemedim ben. Bir de, bir hikaye kitabı daha varmış Şahinler’in, ilki, onu da alacağım bir ara, unutmazsam.

    Melida Tüzünoğlu’nun kitabına şöyle bir baktım, arkadaşımın elindeydi. Beğenemedim ilk bakışta, nedenini de kestiremiyorum. Fazla dağınık geldi sanırım. Sen oku, beğenirsen ben de bakayım tekrar, biliyorsun senin kitap zevkine çok güveniyorum.

    Uyurkulak’tan Har’ı almıştım geçen sene, olmaz önce Tol’u okuyacaksın dediler. Eh, bu sene de onu aldım elime, birkaç sayfa okudum, bıraktım sonra. İçim sıkıldı. Sanırım Uyurkulak için hazır değilim henüz.

    Aaa, Neo, Fransız Teğmenin Kadını’nı okudum geçenlerde! O ne muhteşem bir kitap ya! Nasıl da iyi geldi, nasıl da elimden düşürmedim, bir yandan hep okumak istedim diğer yandan hiç bitmesin! Nasıl teselli oldu o kitabın varlığı. Böyle iyi kitapları okuyup bitirdiğimde öyle üzülüyorum ki bir yanımla. Tüh, keşke okumasaydım, o ilk heyecanı ve şaşkınlığı tekrar yaşayabilseydim diye.

    Elif Batuman’ı okurken çok eğlendim, tez yazma sürecini çok keyifli anlatmış. Gülüyorsun epey. New Yorker’daki yazılarını, blogunu falan da takip ediyoruz arkadaşlarımla, sevimli bir tarzı var. Burada, İstanbuldaymış aslında, Koç’da resident writer mı neymiş, belki bir toplantısı olur, gideriz biz de.

    Bu aralar ben de büyülenmiş gibi Tanpınar’ın Mektupları’nı okuyorum. Büyülenmiş gibi, çünkü, Allahım, o ne muazzam bir huysuzluk! O şikayetlenip mızmızlandıkça –hii, koskoca Tanpınar’a!– ben de iyice keyiflenip eheheh diye gevrek gevrek gülüyorum. Biliyorum edebiyata ve edebiyatçıya ayıp ediyorum böyle yaparak ama napayım, dayanamıyorum. Utanmasam, fiziksel olarak da uygun olsa, koskoca Tanpınar demeyip o öyle huysuzluk ederken saçını karıştırıp sarılıp “Geçti, geçti canım, geçti” diyeceğim neredeyse.

    Başkaaaa, Zadie Smith okuyorum bir de, denemelerini: Changing My Mind. Fena değil. Romanlarını çok beğenmiştim, düz yazıda da eh, fena değil.

    Ay, ne uzattım! Mevzu kitap olunca çenem düşüyor. Affedin efenim, çok öpüyorum.

  4. PA’cığım,

    ne güzel, uzun yorumlara bayılıyorum! kitap dedikodusu yapmayı ben de çok seviyorum. bi de bu twitter sayesinde bi sürü gazetenin kitap köşesini takip eder oldum, banana’yı, elif batuman’ı falan öyle keşfettim. batuman’ı bi arkadaşım getirdi bu öğlen, bi de melida tüzünoğlu’nu aldım, bakalım, güzelse söylerim.

    elif batuman’ın röportajlarını okudum, “orhan pamuk”u okuyamadım falan demiş :) patavatsız fekat sevimli bir hali var.

    gürbilek’i öteden beri severim, bu kitabında da dediğin gibi dostoyevski/kafka, oğuz atay yazıları güzel. tanpınar/w. benjamin de öyle ama peyami safa’dan sonraki doğu-batı, orhan koçak yazılarını ne yalan söyleyeyim tamamlayamadım. kuru geldi biraz ya da ben artık hep fiction okumaktan, bu tür makale türü şeylere tahammül edemez hale gelmişim :) bilemedim.

    tol sert bi kitap, zaten kötü hissettiğin bi dönemde okumak iyi olmayabilir ama seversin bence. ben de har’ı okumadım henüz.

    iyi kitapları okuyunca aynı şeyler hissediliyor, sevinç ve keder. nabalım, artık, yeni iyi kitaplar bulucaz.

    ya tanpınar çok acayipmiş! gürbilek’in makalesinde okudum, hiç bilmiyordum bu mızmız, sürekli yakınan hallerini. hakkaten insanda şefkat uyandırıyor, ben onu böyle cool falan biri sanıyordum. o saatleri ayarlama enstitüsü, o huzur, yani ne bileyim, meğer büyük romancı ruh halinde diyilmiş hiç. ahmet haşim’i huysuz bilirdim, tanpınar da o gruptanmış :)

    zadie smith’i ben de severim, düzyazılarını okumadım.

    evde bi sürü kitap var (sahaftan polisiyeler aldım, arkadaşlardan ödünç aldıklarım vs) , bu yeni listeyi yaptım, vicdan azabı çekiyordum, evdekiler nolucak diye, karar verdim, bi yeni bi eski kitap okuyacağım. hep eskilerden okursam aklım yeni çıkanlarda kalıyor, böyle bi dengeye oturacak inşallah.

    okudukça yazarım artık yeni-eski..

    ben de çok öptüm.

  5. hu huu, yok mu başka yazlık kitap önerisi olan? geçen twitter’da “okuyan kedi” blogların eski tadı kalmadı, kimseden ses çıkmıyo diyodu, haklı galiba? bu blogspot kapanıp açılınca mı olduu, yoksa twitter felan mı rol çalıyor, bilemedim. yakında dutluğa dönecek la buralar :)

  6. Neo, canım!
    Dur hemen kapatma bu bahsi, ben de yazacağım bir şeyler. Ama İzmir’e bir döneyim, şu tatil havasından kurtulup “yazlık kitap” önerisi için ciddi, günlük halimi takınayım, ondan sonra;p
    Liste bizim buralarda itinayla yapılır şekerim, ada rehavetiyle geçiştiremem seni.

    Sadece bir tane yazıp kaçıyorum; ben buz gibi bira eşliğinde, yüzdükten sonra o tatlı yorgunlukla ve büyük bir zevkle okumuştum “Buz Odasındaki Ölü” kitabını. Sen polisiye seversin, çoktan duymuşsundur, Minette Walters adını. Okumadıysan aklında olsun, hafif ama tatlı bir roman.

    Çok öptüm.

    p.s.: Uyurkulak’ı biliyorum, hiç yaz işi değil o, fakat diğerlerini duymadım valla. Of ne çok yazar var ya, “herkesler” yazıyor;p

  7. justine şekerim :)

    minette walters’ı sevin okyay’ın cinayet masası radyo programında duydum, okumadım hiç. madem sen de öneriyorsun listeye ekleyeyim. güzel güzel listeler yaptım, iki de kitap aldım ama gel gör ki yoğunluktan bi sayfa bile okuyamadım daha.

    gerçekten de herkesler yazıyor, bi biz duruyoz :)

    ben de öptüm.

  8. Neo, sana yazdığım yazıyı gönderemiyorum. Defalarca denedim, anlamadım sorunun ne olduğunu. Üç tarayıcıdan da göndermeye çalıştım ama inat etti. Sinir oldum ben de, o kadar yazmaya uğraştım. Neyse, kopyaladım, sonra tekrar deneyeceğim.

  9. Canım,
    Şimdi idefix hesabımdan önceden vermiş olduğum, eski siparişlere baktım, onların arasından gerçekten “yaz” kitabı olacakları seçmeye çalıştım. Çoğunu okumamışım, duruyor işte kitaplıkta, ama özenle seçildi hepsi, belki faydası olur birilerine;)

    Ailede Bir Ölüm (bunu Poliş seçmişti, böyle duyulmamış şeyleri iyi bulur o, ya da ben duymadım, öyle de olabilir;p)

    İyi ki Doğdun Türk; Bir Kayankaya Romanı (yine Poliş’in seçimi, polisiye. Kemal Kayankaya yalnız ve hüzünlü bir dedektifmiş, severiz biz böylelerini!)

    Daha Çok Bira (aynı yazar, Jakob Arjouni’den, polisiye polisiye polisiye. her şey, Neo için;))

    Kanlı Miras (Minette Walters’ı seviyorum. bana harika bir yaz tatili yaşatmıştı Buz Odasındaki Ölü romanıyla. zeki, akıllı, eğlenceli, hafif bir yazımı var ve ben eğleniyorum onu okurken. ama bu romanını okumadım;p)

    Tekmeyi Yapıştırmak (Dan Kavanagh romanı, Kara Ayrıntı serisinden. Kavanagh’ın kim olduğunu hepimiz biliyoruz, ee, okunur yani;))

    ………………..devam edecek;p

  10. Çulsuzlar (aynı seriden, aynı yazar)

    Yanık Portakal (bunu Poliş okudu sanırım, idare eder diyordu. yine polisiye. çünkü yaz, benim gibi saflar dışında herkes için polisiye okuma mevsimidir;p)

    Kör Atış (Jeremiah Healy, romanı. John Cuddy serisi, çok aldım ben bunlardan. ne zaman okunacaksa?!)

    Yüksek Mevkilerdeki Dostlar (adına vurulup aldığım bir polisiye. Donna Leon’dan.)

    Big Sur ve Hieronymus Bosch’un Portakalları (Henry Miller’a bayılmam ama yazdıklarını ilginç bulurum. ünlü Seksus, Neksus ve Pleksus’unu Big Sur denilen yerde yazmış yazar. Ressamın tablosundaki portakalları orada görmüş ve o şaşkınlıkla bu kitabı yazmış. (biraz yalan elbette;p) bir de ben Bosch’un resimlerini çok çok severim. Eee, o zaman okunmalı tabii bu kitap.)

    Yabancı Kucak (Ian McEwan romanı. ben hatırlayamadım ama kesin okumuşsundur sen. bu yazarı sevdiğini biliyorum.)

    Golgota’dan Canlı Yayın Yeniden Yazılan İncil (bu kitabı vakti zamanında aldım ama ne zaman okurum tam bir muamma. konusu ilginç, yaz kitabı neden olmasın o zaman;p)

    ………. tefrika halinde devam edecek;)

  11. Edebiyatta Çalıntı (a, bak bu eğlenceli işte. eski evimde, uyumadan önce kesik kesik okumuş ve beğenmiştim. basit bir inceleme fakat yine de şaşırtıyor. Kara Kitap hakkında da çok şey var içinde. roman olmadığı için bitirme derdi de yok, bölüm bölüm açılıp okunmalık.)

    Tıpkı Uyku Gibi (Jeremiah Healy, polisiye, aynı seriden)

    İnancın Ölümü (Donna’dan. bak, listenin sonuna doğru nasıl da samimi oldum yazarlarla;p)

    Heykeltıraş (Minette Walters romanı. Ayhan’a almıştım ben bunu. okudu mu acaba, merak ettim bak şimdi?)

    Kedilere Dair (Doris Lessing, kedilerle ilgili yazmış, kaçar mı?)

    Dalga (Ayhan’a, Heykeltıraş’ı alırken kendime de bunu almıştım. Poliş okudu fakat Buz…… kadar beğenmemiş.)

    A, yoruldum. Şimdilik bu kadar. Sarıldım canım.

    (Bitti!)

  12. tolga,

    çok teşekkürler kitap önerisi için.

    ….

    justine,

    canımsın, ne güzel bi liste bu! bazıları var evde ama henüz okumadım, bazılarını hiç duymadım (hayret diy mi :P) ellerine sağlık, bence şahane bi liste oldu senin bu eklediklerinle, yaz için daha iyi bi hizmet düşünemiyorum :))

    ben de seni kucaklıyorum. sevgiler çok.

  13. Neo,

    Noldu Behzat Ç.de ya öyle! Ekşi’de insanlar …’den şüphelendikçe “yok artık!” diyordum, o yan unsur gibi bi şiydi sanki. Şimdi kafam da karıştı, Rus romanı okuyor gibi oldum bir an (bunda Behzat Ç.yi izlemeye 30. bölümden başlamış olmamın etkisi de var tabiiy, eheh), bi şiy sorucam: Mine kimdi? :D

    Sevgiler, öpüyorum.

  14. Passive, ben özellikle seyretmedim dün, ama şimdi her şeyi biliyorum! Tüm bölümleri indirmiştim netten, bir zaman bulursam, biram ve keyfimle beraber peş peşe seyredecektim güya. Tüm karakterleri tanıyorum, aralarda seyrettiğim bölümler oldu (yedi sekiz bölüm seyretmişimdir) tabii, ama son bölüme kıymayayım şimdi demiştim. Yanlış düşünmüşüm. Hakan (abim) hiç dizi filan seyretmez, Behzat’ı seyrediyordu, kaçırmadan. Dün aradı beni, nasıl seyretmezsin, benim bile tüylerim diken diken oldu, çok heyecanlandım, böyle final görülmemiştir, vs. vs. diye kafa ütüledi. Melike (eşi) ile hiç soluk almadan seyretmişler. Rüya uyumasa o bile seyredecekti diyerek aşağılayıp kesti görüşmeyi;p

    Yanlış yaptım sanırım. Eee, sürprizi de biliyorum şimdi. Hay allah.

    (Mine kim, o konuda bir şey demeyeyim, bana laf düşmez;p)

    Sevgiler, selamlar, Neo sana da canım.

  15. PA’cığım,

    valla bunca yıllık polisiye okuruyum, hiç ihtimal vermediğim bi şey oldu dünkü final! şaşakaldım. millet bi süredir mavi saç’tan kıllanıyordu ama ben hiç oralarda diyildim, derin devlet işleri işte, berna’yı da onlar öldürmüştür diyordum. vay ki vay! ben başından beri izliyorum ama mine meselesini hatırlamakta zorlandım valla, öyle bi hikaye vardı, geçmişte behzat’ın sevgilisiymiş, intihar etmiş, ortalardaki bi bölümde geçti herhalde mevzu.arada kaçırdığım oldu tabiy.

    o diyil de adam nasıl toparlanacak, yeni sezonda neler olacak, bu yaz nasıl geçecek, ben onun derdindeyim :)

    sen diğer bölümleri de izlersin şimdi, özellikle, 10, 20 ve 30 çok güzeldi, emrah serbes bizzat yazdığından. genelde cinayet bölümlerini zayıf buluyorum ben ama napicaksin, karakterlere hastayız :)

    sevgiler, ben de öptüm.

  16. justine,

    mutlaka izle, finali bilerek izlemek daha zevkli bile olabilir. behzat ç tam birayla izlenicek dizi :) ben genelde öyle yapıyordum.

    kıskanıyorum seni, ama olsun benim de başka dizilerim var. good wife’a başladım, pek güzel. kuzey polisiyeleri var. sonbahara kadar eyliycez işte kendimizi :)

    dizi izlemeyen bi sürü insan behzat’ın hastası oldu, o da enteresan.

    sevgiler, öpüyorum seni.

  17. Justine :) Dün, internetten sadece son 10 dakikasını izledim Behzat Ç.nin, bakalım neymiş finali diye. Dayanamam öyle beklemelere, gerilimlere hiç, hemen olsun bitsin, bilelim isterim. Lost’u da ondan sevip izlememiştim, sırf ve durmadan izleyenin merakını kaşımalarından, temellerinin bu olmasından hoşlanmamıştım. :) Şimdi de Behzat Ç.nin final bölümünü sabahtan beri yavaş yavaş izliyorum başından sonundan. Leyla ile Mecnun ve Behzat Ç bu sezonun fena dizileri değiller, izliyorum ama yerli diziler gerçekten yersiz uzun. Bir kerede izlemeye kalkarsam sıkılıyorum izlerken. Daha kompakt yapsalar, daha iyi.

    Dizilerle böyle bir ilişkim var, herhangi bir sezonun da ortasından yahut sonunda başlayıp izliyorum. Bir diziyi izlemeye sezon finalinden başladığım çok oluyor. Mesela geçenlerde Killing ve Games of Throne’un sezon finalleri varmış. Sevgilim onları izleyeceğim dedi. E, tamam, ben de seninle izleyeyim. Ama nasıl olur, hiç izlemedin ki onları. Olsun, şimdi başlarım izlemeye. Olurdu olmazdı derken hayatı belirsizlikler ağına dolanmış olsa da kuralları, prensipleri, sınırları çok belli biri olduğundan pek aklı yatmadı ama sonunda anlaştık, Games of Throne’u beraber izledik -sondan izlemeye başlasam da onu, bi şiy olmazmış- ama Killing’e geçecekken “hoop” dedi, “dur bakalım, o olmaz işte.” “ya neden?” “çünkü her sezon sadece bir cinayet çözülüyor, finalinden başlarsan izlemeye bir anlamı kalmaz.” Aman ne olacak diye direttim ama işler rast gitmedi bu sefer de, izleyemedik, kalbi pek temizdir kendisinin sağolsun. Neyse, bana izletmedi ama, Killing’in de sezon bölümü pek bir şeye benzememiş, heheh, Allah’ın sopası yok. :)

  18. Neo :) Behzat Ç.’yi izlemeye 30. bölümde başladım, herkes her yerde savcı Esra’dan alıntılar yapmaya başlayınca, neymiş bu diye merak ettim. :) (O da ne kadın öyle ama, her an patlayacak gibi geliyor bana yürürken falan. Bir yandan da çok sevimli) Yoksa bana chick flick olsun, romantik komedi olsun, ama illa şekerli ve pembe olsun, insanlar TRT Çocuk Korosu şarkıları söyleyip ellerinde kurdelalarla koşsunlar, ancak o zaman izleyebiliyorum bir diziyi, bir filmi gönül rahatlığıyla, eheh. :) Laf aramızda, kimseler duymasın, diziyi izlemekten ve beğenmekten kendimi alamasam da, karakter olarak Behzat’ı sevmiyorum aslında, çok, çok dümdüz, özelliksiz bir adam gibi geliyor bana. Öyle olmasında bi sakınca yok tabii de, sanki troubled soul gibi davranıyor, belki başını izlemediğimden dizinin, o hallerine ikna olamıyorum pek (insaf PA, adamın kızı öldürülmüş!). Bu adamın ne derinliği var ki hem bu kadar acı içinde olmasına sebep olacak şeyleri yapmaya zorlamış onu, hem de şimdi böyle acı çektiriyor ona diye düşünmeden duramıyorum izlerken, bilmiyorum kitabında da öyle mi? Üstüne üstlük Behzat, çok kaba, sebepli sebebsiz şiddete başvuruyor ve küfrediyor, (çorba içerken o bıyıklar ne oluyor, düşünmek bile istemiyorum miheheh), şu kızdığımız polis tipinden ne farkı var, hiii yani çok kaka, evlerden ırak. :) Gerçi Emrak Serbes de demiş anti kahraman diye Behzat Ç. için, diy mi? O dizideki favorilerim en başta Hayalet, sonra Akbaba ve savcı Esra. Şimdi artık Şule’yi de seviyorum, eheh. Bir de son olarak, bu son bölüm Hayalet bi türkü söylemiş ya hani, çok güzeldi o, değil mi, içim acıdı. Harun danasına bile içim acıdı. :)

    Sana da, Justine’ de çok sevgiler ve selamlar :)

  19. Bu arada ben Justine’in listesindeki Kedilere Dair hariç hiçbir kitabı bilmiyorum! Nasıl kitaplar acaba, vakti olduğunda, isterse Justine biraz biraz anlatsa bir ikisini, ne güzel olur.

    Kedilere Dair aşırı derecede sevimli bir kitap Neocuğum, Lessing kedileri ve kedilerin insanlarla ilişkilerini öyle güzel anlatmış ki. İngilizcesinin kapağı ve boyutu da çok güzel, cep kitabı gibi ama değil de sanki:

  20. pa’cığım,

    benim de favori karakterim hayalet. çok tatlı ^-^ türküyü de ne güzel söyledi, canım ya.

    kitaplarını okumanı tavsiye ederim, behzat neden o kadar acı bi karakter insan anlıyor. gerçi kitapta o kadar küfür ediyor muydu hatırlamıyorum.

    aa killing’in sezon finali çok helecanlı diy miydi? çok pis bi yerde bıraktı bi kere, games of throne’u da merak ettim, herkes çok övüyor.

    çok sevgiler.

  21. pa’cığım,

    bir yorumunu nedense spam kutusuna atmış wordpress. şimdi fark ettim, kedilere dair kitabı bende var, henüz okumadım, metis’ten çıkmış. bu yaz hangi kitabı okuyacağımı şaşırdım vallahi :) justine’nin liste de süper, çoğunu ben de bilmiyordum.

    sevgiler.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s