asıl yolculuk geri dönüştür*

başlığı yine arakladım :) bu sefer ursula k. le guin’den. uçak saatlerine ilk baktığımda, uçuş süresi bir saat görünüyordu, 12.40’da kalkan istanbul uçağı bir saat sonra zagreb’de oluyordu. “aa kısa sürüyomuş, demek o kadar yakın” diye sevindim saf saf. sonra uçakta pilotun “uçuşumuz yaklaşık bir saat elli dakika sürecek, yerel saatle 13.40’da varmayı planlıyoruz” diyince aydım duruma, zagreb meğer bi saat geri diyilmiymiş! zaten sevmiyorum uçağı, üstüne bi saat eklenmesi süper oldu. neyse, pek sarsmadan, korkutmadan rahat geçti. ayağımın tozuyla otele vardım, toplantı öncesi bir saat vakit vardı, interneti açtım, ofisten arkadaşım wasfiye’ye gtalk’tan dedim böyle böyle oldu, saati bi saat geri aldım burda deyince, o da boşver, ursula ablanın dediği gibi “asıl yolculuk geri dönüştür” dedi :)

zagreb’e 16 kişilik kalabalık bi grupla gittik. aslında epey sıkışık bi programdı ama otelin şehrin merkezinde olması biraz olsun şehri görmeyi kolaylaştırdı. ilk gün akşamüstü toplantı vardı, yol yorgunuyuz, hava sıcak, baktık uyukluyoruz, bize sert bi kahve servisi yaptılar. kahvelerin servis edildiği tepsiler, bildiğin bizim börek tepsisi gibiydi. zaten böreğe de bürek diyolar. hoşuma gitti bu detaylar.

su büreği :)

akşam bizi yakınlarda şık bir yere yemeğe götürdüler. restoran yerel tatları deneyebileceğimiz bi yer değildi ne yazık ki, bildiğiniz, salata, biftek, makarna gibi evrensel menüler sunuluyordu. bürek’i otelde kahvaltıda denedim, bizim su böreğinin üzerine de peynir konmuş haliydi, lezzetliydi epey. otel 1800’lü yılların sonunda inşa edilmiş, gayet iyi bakılmış, tertemiz bi yerdi. labirentimsi koridorlarında odamın yerini kaybolmadan bulmam üç günümü aldı, o gün de dönüyorduk zaten :) bi de koridorlardaki sıra sıra kapılar, loş ışıklar, bana kubrick’in meşhur shining filmindeki dağ otelini hatırlattı. gece geç saatte odaya dönerken hafif tırsmadım diyil, yüz yıllık otel, kimbilir ne hikayeler vardır o koridorlarda.

ikinci gün o caanım uykumdan feragat edip erken kalktım, hafif bi kahvaltı yapıp kendimi sokaklara attım. otelin hemen karşısındaki parkta dolaştım, fotoğraf çektim. sonra baktım benim gibi erken kalkmış birkaç arkadaş daha var, hadi hep birlikte yakınlardaki katedrale ve hemen dibindeki pazara gidelim dedik. katedral epey görkemli bir yapı, 1200’lü yıllarda yapılmış, bizimkiler (tatarlar yani) gelip yakıp yıkmış bi ara, depremler, yangınlar atlatmış, şimdi de kulelerinden birinde tadilat yapılıyor. içerde ayin vardı, biraz dinleyip, mum yakıp dilek diledim.

sonra da pazarı dolaştık, erkenden kurulup öğlene doğru bitiyormuş. nefis çilekler, böğürtlenler gördük, tahta oyuncaklar, peynirciler, lavantacılar, bir örnek kırmızı şemsiyeleriyle çok şirin bi yerdi. 10 kuna’ya (yaklaşık 3 lira) son zamanlarda tattığım en nefis çileklerden bi kase yedik.

türk dizilerinin hırvatlara ettiği

öğlene kadar resmi bir ofiste toplantıdaydık, şehir merkezine uzaktı biraz, yolda taksi şoförüyle sohbet ettik, türk olduğumuzu anlayınca hemen dizilerden bahsetmeye başladı, orada epey bi izleyeni varmış, binbir gece, ezel, yaprak dökümü… karısı izleyip izleyip ağlıyormuş :) altyazılı yayınladıklarından türkçe kelimeleri de kapmışlar hemen, “tamam tamam” deyip durdu bizim şoför.

öğlen yemeği için bizi misafir eden ofisteki arkadaşların önerisiyle toplantı mekanına yakın, avlu içinde sevimli bir restorana gittik. bisiklet fotoğrafını orada çektim. salata, sandviç vs vardı. insanlar güleryüzlü, mekanlar çok hoş ama servis çok yavaş. nasıl açız, öyle önden zeytinyağı, ekmek banma adeti de yok. bi de kahve istedi bazı arkadaşlar, sadece “espresso” ve “kave with milk” diye iki seçenek var. sütsüz olmuyo mu kave dedik, olmuyomuş :) kola da yoktu, sadece taze sıkma meyve suları. neyse, çok açtık, takılmadık tuhaflıklara…

öğleden sonraki görüşmeler erken bitince yine kendimi sokaklara vurdum. elimde harita, önce botanik bahçesinin yolunu tuttum. ama önce bi büfeden kartpostal alıp ofisteki arkadaşlarıma kısacık bi şeyler karaladım ve otele yakın bi noktadaki büyük postaneden yolladım. gişedeki görevli istanbul yazdığını görünce, “oo istanbul!” diye tezahürat yaptı, thanks to türk dizileri :) birkaç zamandır ofisten yurt dışına kim giderse kart gönderiyor. alcatraz’dan gelen bi tane var, en son atina’dan geldi, benimki de onların yanına eklenecek.

botanik bahçesini kolayca buldum. beklediğimden küçüktü ama çok çeşitli bitki türleri vardı, kuytu köşelerde öpüşüp koklaşan birkaç çift ve de bir anne-kızdan başka kimseye rastlamadım. zaten fotoğraflardan da anlaşılıyordur, pek kalabalık bi şehir değil. o da ayrıca hoşuma gitti. banklardan birinde oturup biraz dinlendim. şehirde öyle soluklanma, kitap okuma alanlarının olması ne büyük nimet…

çay yok mu çay?

şehir merkezine yürürken bi süper markete girdim, yazmışımdır daha önce de ahalinin neler yiyip içtiğini görmek için marketler gibisi yok. kiev’deki marketlerde bi sürü çay çeşidi vardı mesela, burdaysa kahve… çay yok gibi bi şey, restoranda isteyince afallıyolar. yöresel knor çorbalara baktım, abur cuburlar, peynirler, mantarlar.. trüf mantarının özel bi yeri var zagreb’de. o akşam trüf mantar soslu nefis bi makarna yedim. marketten toti hanıma üzerindeki resimden frenk soğanı kurusu olduğunu tahmin ettiğim bi baharat aldım :)

şehir merkezinde arkadaşlarla buluşup restoranların, barların olduğu sokağa gittik. hırvatların meşhur biralarından içtik, bi de rakiya denilen meyve likörü benzeri bi şey denedim, hem buruk hem şekerliydi, pek leziz. yemek konusunda grubun erkekleri muhafazakar çıktıklarından pizza yemeye gittiler (öğlen de bi kısmı mcdonalds yemişti, hey yarebbim!) sokakta müzik yapan gruplar vardı, latin, caz… kızlarla etrafta ne hoş tipler olduğundan söz ettik, yani kızlar da güzel ama ben bu kadar hoş adamı bi arada görmedim ne yalan söyleyeyim. uzun boylular, renkli gözlüler bi kere, e güzel giyiniyorlar, kibarlar, güleryüzlüler daha ne olsun? ;)

zagreb’deki son sabahı meşhur kırık kalpler müzesine ayıralım dedik. yine elimizde harita, yollara düştük. aslında o mavi şirin tramvaylara da binilebilirdi ama çok uzak mesafede değildi. tramvaylar, katedralin şehir merkezindeki konumu falan bana viyana’yı hatırlattı. müzeye giderken, pazar yerinden geçip ordaki dükkanlardan minik hatıra eşyaları aldık.

doğru geldik mi, kayıp mı olduk yoksa derken müze bi merdiven bitiminde karşımıza çıktı. zaten uzattım, müzeyi de ayrı bi yazıda anlatayım.

fotoğraflarda otel odasından da bi kare var ya, şık bi yazı masası, bahçeye bakıyor falan, onu görünce kendimi böyle yüz yıl önce falan, avrupa kentlerini dolaşarak seyahat yazıları yazan bir edebiyatçı gibi hissedip, hafiften havaya girdim :) ahmet haşim’in frankfurt seyahatnamesi varsa neolitik hanım’ın da zagreb notları olabilir yani, diy mi?

Advertisements

5 thoughts on “asıl yolculuk geri dönüştür*

  1. zevkle okudum baştan sona, neocum. eh, o bürek, çaysızlık, hatta kahve diyince doğrudan ulusal içecekleriymiş gibi espresso getirmeleri ve dizi hadisesini ben de biliyorum. rusça ya da çok yakın dilleri ama farkında değiller. ben iddia edip hatırladıklarımı diyordum, eh bakın anlaşıyoruz, diyordum:) knorr un yöresel çorbaları yoktu bosna civarında ben bizzat ondan yapmak için aranmıştım. sonraki kış mevsimi gidişlerimde de knorr çorbamı kendim götürmüştüm. bosna bizim 15-20 yıl öncemiz gibi, az şey var ve istanbul, türkiye onlar için müthiş gelişmiş, her çeşidin bol bulunduğu yerler. hırvatistan da euro yu kuna ile bozdurunca sana bir çanta dolusu para veriyorlardı, sanıyorsun ki, oleyy, yaşadık, çok paramız var. ama pahalıydı, bosna’ya göre epey.

    bense kızları çok güzel buldum da erkeklerde iş yok, dediydim. biraz rusya d a olduğu gibi. kızların hepsi upuzun, düzgün hatlı, sarışın, renkli gözlü, fıstık gibilerdi. gel gör ki, bir arkadaşımın dediği gibi “charme”ları yoktu, o kadar güzellik, süs püs… gel gör ki ya bunun farkında değillerdi, ya savaştan yılmış, yorgun bir halktı da ondan.

    son olarak ofiste öyle her memleketten gelen kartın olduğu bir pano fikri çok hoşuma gitti. kız arkadaşım ufuk la üniversitedeyken dünyayı gezme hayalleri kurar ve gittiğimiz her yerden birbirimize kart yollamaya söz veriridik:)

    çok beğendim yazını neo’cum. uzattım lafı da, sıkıcı bir gün. pazartesi sanırken pazar değil miymiş bugün!

    sevgiler.

  2. neocum,
    hoşgeldin, şişhaneden bi leylek uçtu da biz o esnada ayakta mıydık acep? frenk soğanı kurusu ile neler yapılır araştırayım ben biraz, şimdiden saol. ben de okyanus aşırı gidip artık en acayip şeyler neler ise onları getireceğim.
    sevgiler.

  3. Neo hoş geldin, ne güzel yazmışsın öyle, bana hep derler, ballı mahmut gibi anlatıyorsun diye, aklıma o laf geldi, suratımda bir gülümseme ile seni okurken. Sakın sorma Mahmut kim diye, bilmiyorum valla. Öyle bir laf var işte. Yazını okumak için çoook önce açtım, bekledi bekledi bekledi, sonra başlarım böyle dağınıklığın ızdırabına dedim, okudum. Ben güzel şeyleri hep, biraz bekletirim, ondan böyle oluyor.
    Yazını çok sevdim, gezmiş, görmüş kadar oldum inan. Otel gerçekten The Shining filmindeki (çok çok severim o filmi, en iyi korku filmi sıralamasında gönlümün birincisidir) otele benziyor. Kaybolmana da çok güldüm, ben de hemen hemen her yerde, kaybolurum. Yer yön duygusu hak getire.
    Canım senin yediğin çileklerden yemek istedi. Bir de börek, sanırım acıkıyorum. Oranın erkeklerini de merak ettim bak şimdi, hayır benimkisi sadece merak, neye benziyorlar acaba, filan dediydim;p
    Kırık Kalpler Müzesi izlenimlerini merakla bekliyorum. Ve son olarak, Neolitik Hanım’ın Zagreb Notları, kitabı basılsın, ilk ben alırım. Demem o ki; olur tabii şekerim, neden olmasın?;p

    Bu güzel yazı için tekrar teşekkür ederim, sevgiler canım.

  4. yazınız da yorumlar da çok güzel.benim de her tatil sonrası eve dönüşte nedense içim burkulur.bir hafta sonra arkadaşlarla ege’ye gideceğiz.son post
    olarak sizin için, çok sevdiğim bir ‘sokak çalgıcısı’ nın müziğini koyacağım:)

    sevgiyle.
    tolga

  5. periciğim,

    beğendiğine çok sevindim. yazarken emin olduğum yazı çok nadir, hep “ay takır tukur mu oldu, sıkıcı mı bu detaylar acaba?” diye düşünüyorum :)

    bosna’yı da görmek isterim, belki bi gün bi fırsat çıkar.

    kartpostal henüz gelmedi, heyecanla bekliyoruz. kart olsun, mektup olsun geleneksel haberleşme yöntemlerini seviyoruz. geçen gün de bir arkadaşıma mektup yazdım, dolmakalemle, beyaz kağıda, ondan da cevap bekliyorum, bakalım…

    pazar – pazartesi karışması tatsız olmuş, ikisi de pek sevmediğim günler.

    sevgiler çok.

    ***

    toti hanım, toti hanım,

    çok iyi oldu bu isim, birine böyle seslenmek hoşuma gidiyor :) sen muhtemelen hala yollardasın, okyanusu aştın büyük ihtimal ama montreal’e vardın mı acaba? bulduğun ilk fırsatta yaz, haberdar et bizi.

    frenk soğanı paketi üzerinde ingilizce hiç bi şey yok ama tostlar, etler felan diyo galiba :)

    evet evet, bi leyleği havada görme durumu oldu hakkaten. perşembe akşamı da kapadokya’ya gidiyoruz ablamla.

    sevgiler.

    ***

    justine,

    çok seviniyorum yazdıklarım beğenilince, çok teşekkürler övgüler için.

    ben de bekletirim bazen güzel şeyleri. halbusi ne gerek var?

    yön duygusu bende de sıfır, o şehirde dolaştığım harita sürekli bakmaktan paralanıyor inanır mısın? harita üzerinde nerede olduğumu bi türlü anlayamıyorum. bazen bi bakıyorum varmak istediğim yerin tersine yürümüşüm. otelde de öyle oldu. hep yanlış kata indim bi noktada :)

    ya o kadar bahsettim ama bi fotoğraflarını çekmemişim hoş dediğim arkadaşların, çekindim biraz anlaşılırsa diye :) ama bi arkadaşta var, en azından birinin fotoğrafı, dur istiyim ondan.

    müze izlenimlerini birazdan yazacağım, fotoğraflarını toparlamam lazım. etkileyiciydi epey ya da bana öyle geldi.

    sevgiler çok.

    ***

    tolga,

    çok teşekkürler, bence de yorumlar çok güzel :)

    eve dönüş hüzünlü oluyor dediğiniz gibi, ama ben geri dönmeyi de seviyorum. evi özlemiş oluyorum.

    size iyi tatiller, dönüşte yazarsınız belki. müziği de bekliyorum. acaba tahmin ettiğim sokak çalgısı mı? bu ara çok dinleniyor hani?

    sevgiler.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s