eskişehir, yine


bu sefer her zaman yaptığım gibi trenle gitmedim, kapadokya dönüşü tur otobüsünden ankara’da indik, yolumuza otobüsle devam ettik. ne zamandır ankara-eskişehir arasını otobüsle gitmemiştim, hızlı tren rekabeti nedeniyle sanırım, bi izzet bi ikram, güzel bi yolculuktu (bi kap dondurmaya tav olan neo :)

ablamla gittik, bütün aile bi araya geldi bu kez. hem güzel hem yorucu oluyor ne yalan söyleyeyim, eski mevzular açılıyor, sıkılıyorum bazen. ilk gün hep birlikte takılınıyor, özlem gideriliyor, sonra bizimkiler günlük rutinlerine dönüyor, hafiften bozuluyorum galiba. annem komşularına, babam apartman yöneticiliği işlerine, neyse ki erkek kardeşim var, başına ekşiyebileceğimiz :)

eskişehir de sıcak ama nem yok, nemsiz sıcağa o kadar söylenmiyorum, gündüz gölgeleri kollayarak dolaşılıyor hiç olmazsa, akşam tatlı bi serinlik çöküyor.

bu sefer de her zamanki eskişehir ritüelleri takip edildi. sıcak mıcak demeden öğle vakti pino’ya gidilip hamburger yendi, hamamyoluna kadar yüründü, venedik pastanesinden her gün dondurma götürüldü, porsuk kenarındaki banklarda oturup, gondollara, amsterdam usulü teknelere bakıldı.

twitter’da da yazmıştım, tamam venedik’ten gondol, amsterdam tekne, güzel ama şehre özgü bi şeyler de olsa keşke diye düşündüm bu sefer. hatta, işi sulandırıp dev bi çibörek heykeli felan önerdim :P şaka bi yana, ne bileyim şehrin frigya uygarlığına ev sahipliği yapmış olmasından ilhamla bi şeyler yapılabilir mesela. düşüneyim bunu biraz.

akşamları yemek sonrası trt’deki eski türk filmlerini izledik, annem çayı çok sever, çay eşliğinde ürgüp’ten getirdiğimiz oranın meşhur sütte bekletilip taş fırında kavrulmuş kabak çekirdeği ve kuru üzümü yedik, tabiy arada eklerdir, kurabiyedir yine şehrin her yerine yayılan pastanelerinden (başka bi şehirde bu kadar çok fırın, pastane var mı emin diyilim) alınmış nefis unlu mamüller de götürüldü.

bi gece tren bileti almak için istasyona yürüdük kardeşimle, dönüşte de eve yakın bi yerdeki bomonti brasserie’ye oturup, bira içip, dizilerden, filmlerden, badem’den konuştuk. bi ara saate bakıp “ay, eve geç mi kaldık” korkusu yaşadım :) liseden beri aklıma gelmemişti, o zamanlar hava kararmadan evde olmak gerekirdi, hayır, öyle sıkı bi disiplin filan olduğundan diyil ama kural öyleydi. “nerde kaldın?” sorusunu duymak istemezdik. üniversitede değişti tabiy, önce akşam yediye çekildi, sonra da sindirella misali gece 12’ye :)

ben üniversiteyi aile yanında okuyanlardanım, dışardan bu şehre gelip okumak daha farklı olurdu kesin, daha güzel hatta… başka şehirlerden gelen arkadaşlarımla buluştuğumuzda hepsi eskişehir’e özlemlerini dile getiriyor, eskişehir başkaydı diyolar. tabiy onlarınki kaygısız öğrencilik günlerine özlemle de karışık bi şey…

eskişehir’le ilgili son bi şey daha anlatıp bitireyim, şehrin hemen yanında -hatta artık içinde sayılır- askeri üs olduğundan, jetler günün belli saatlerinde şehrin üzerinde uçarlar ve o gürültü yüzünden kısa süreli de olsa başka bi şey duyamazsınız, derste felan hoca susar, öğrenciler boş boş bakar vs. ahali o büyük gürültüye alışkın olduğundan kafasını kaldırıp bakmaz, bakan birileri varsa şehrin yabancısı olduğu hemen anlaşılır.

dönüşte yine trenle geldim, bizimkilere istasyonda el sallarken içim buruldu yine biraz ama uzun sürmesine izin vermedim, yine gelirim, nedir ki dört saatlik yol nihayetinde… koltuğuma yerleştim, gazeteleri, kitabımı, ipodumu çıkardım çantadan.. babamın yol için aldığı haşhaşlı çörekler ve petiförlerden hangisini önce yesem acaba diye düşünürken vedalaşmanın hüzünlü havası dağıldı gitti.

not: kapadokya fotoğraflarını yüklemeye zaman kalmadı bu gece. haftasonu artık…

Advertisements

6 thoughts on “eskişehir, yine

  1. Sonbaharda Eskişehir gezisi yapsak ya!? :))
    Çocukluğun gençliğin şehrine gitmek, insanı duygusal olarak da o günlere götürüyor sanki, anakucağına dönmek gibi…

  2. neo, ne tatlı yazmışsın. sahiden diyorum. çok hoşuma gitti. keşke daha sık eskişehir’e gitsen, keşke daha sık okusam bu yazılardan. yine hamburger yensin, yine porsuk aksın, yine istasyondan el sallansın… bu tekrarlara ben bile bağlandım. ben bile hiçbir şey değişmesin istiyorum.

    aburcuburla dikkati dağılan neo imgesine insan sarılmak istiyor:) üniversiteyi eskişehir’de okuduğunu yeni öğrendim. çok hoşuma gitti neden bilmem.

    demişimdir, geçen yaz bizimkilerle konuşmuştuk, hava kararınca evde olma hadisesi hakkında. kimse kızmaz vs ama evde olursun işte. ablam apartmanın içinde üst kat komşudayken bile havanın karardığını görüp apar topar eve dönüyormuş. evde, nerde kaldın diyecek kimse olmamasına rağmen, yine de telaşla dönüyorum eve, diyor. eskiden hiç değildi ama şimdilerde arkadaşlarımın buluşma önerilerine karşı geliştirdiğim bahanelerden biri bu; ev uzak, dönüş vaktinde hava kararır, olmaz. haklı olarak bahane uydurduğumu düşünüyorlar ama dediğimde doğruluk payı var aslında.

    ayrıca mesela açıkradyo’ya, eskişehir il genel meclisine mektuplar yazıp, öneriler sunma sorumluluğunu da çok sevimli buluyorum:)

    çok, çok sevgiler.

  3. ekmekçi kız,

    böyle ballandıra ballandıra anlatmakla olmaz, götür bizi diyosun? :) kısmet valla, sonbaharda güzel olur.

    ve dediğin gibi çocukluğun, gençliğin geçtiği yere dönmek bi yolculuk daha yapmak gibi.. duygu yükü ağır bir yolculuk.

    ***
    periciğim,

    aceleye geldi biraz ama beğendiğine çok sevindim. ofiste biriken işleri eve de götürüyorum akşamları, iki arada bi derede yazdım.

    ben de istiyorum daha sık gideyim eskişehir’e… olmuyor bi türlü, bu sonbahar ve kış yapabilirim umarım.

    bi de yazıda bahsedicektim unuttum. bu gidişimizde ablamla ilk gençlik dönemimizde kitap kiraladığımız bir kitapçıyı hatırlayıp, onu aradık ama bulamadık. adı “kitap-bank”tı, al götür-oku getir ilkesiyle çalışıyordu. Video kaset kiralar gibi alıp okuyup, geri veriyodun. yazları ne çok polisiyeler, beyaz diziler, klasikler okumuştuk ordan, gayet ucuza geliyordu. şehir çok değişti tabi yıllar içinde, bizim kitap-bank da o değişimin içinde kayboldu herhalde.

    açık radyo mektubum işe yaradı, eskisi kadar sık çalmıyo sanki o sinir bozucu program tanıtımı :) ya da bana öyle geliyor.

    çok sevgiler benden, öpüyorum.

  4. ablam kasabamızda, ben gidemedim bu yıl, dün gece aradı. hepimizin çocukluğunun bakkalı (ablamla 11 yaş var aramızda) hacı abinin bakkalına gitmişler. aynı yerde, aynı bakkal! hacı abi de hiç ama hiç değişmemiş. yine gülünce sol tarafında altın dişi parlıyormuş:) ablam öyle sevinçle anlattı ki bunu. nerdeyse teşekkür filan edecekti sanırım hacı abi ye hep orada durduğu, hiç değişmediği için:)

    o oku-getir sistemi ne iyiymiş. bizim bir kız grubumuz vardı, artık hangi kitap geçerse elimize dolaşırdı o kitap. tolstoy’un diriliş’ine de, aa güzel, derdik, yeşil gözlerinde kayboldum, adlı beyaz dizi kitabına da:) kitap yok ki… mecburen güzel bulurdun:) ablam kitap alırdı, güney’de her nedense fransız dili de edebiyatı da daha yaygındır. balzac alırdı mesela çokça. şimdi tekrar okumam lazım o balzac’ları elim varmıyor nedense. çocukluk kitabı gibi. ama hiçbir şey anlamamışsın aslında işte.

    uzatıyorum lafı. bu almanca yedi bitirdi beni:p döneyim tekrar.

    sevgiler çok.

  5. Ne güzel yazmışsın, su gibi aktı, hızla okudum sonra kesmedi tekrar. Ben Eskişehir’e hiç gitmedim Neo. (acıklı oldu bu) Belki de bu yüzden, Eskişehir imgesi tuhaftır bende. Çoook gelişmiş bir yer hayal ederim (elbette anlatılanlardan), sonra İç Anadolu, nereden baksan kasaba gibidir derim. Sonra yine vazgeçerim, öğrenci şehri çok çok medeni derler, ha tamam o zaman harika derim filan falan, böyle gider bu. Neticede, Eskişehir’i severim. Hatta baya bir severim. Gitmesem de görmesem de o köy bizim köyümüzdür durumu var işte;)
    Belki bir zaman giderim, belli mi olur.
    Dur anlattıklarına tek tek bakayım, öyle konuşayım.
    Hah tamam, bir kap dondurmaya ben de tav oldum! Valla;) Bodrum’dan otobüsle döndüm, hareket ettiğimiz gibi muavin dondurma ikramı yaptı, çilekli ve vanilyalı. Muhteşem. Ben o sıra C. ile konuşuyordum, canım dondurmamı yiyeyim, sonra konuşalım olur mu, dedim. O; a, dondurma mı veriyorlar otobüste derken ben telefonu kapatıyor ve dondurmama gereken ilgiyi göstermeye hazırlanıyordum;)

    Ailenin ilk bir araya geliş anı hoştur evet, ama ilerleyen günlerde bir sıkıntı basar beni de. İnsan doğası, huzurda bile huzursuzluk çöküyor. Saçma sapan bir durum, Freud bile çözememiş bu işi;p (ho ho, ona kalsa yine bastırılmış bilmem ne;))
    Nemsiz sıcağa kurban olunur, İzmir’in en çok nemi bunaltıyor. Beter bir şey.
    Gondol ve tekne işine şaşırdım, demek o kadar Avrupai bir yer Eskişehir? Gülme sakın valla şaşırdım, yalan değil. Çok hoşuma gitti üstelik. Senin önerin de harika, canım çiğ börek istedi bak, annem çok güzel yapar. Biz tatar böreği deriz ona, olsun öyle diyelim, ağlayacağım şimdi börek özleminden;p

    Benim hiç ama hiç hava kararınca eve dönmeliyim endişem olmadı. Ne tuhaf şimdi düşündüm de, hiç. Çok küçük yaşta yatılı okula gittim, o sıra babam öldü, herkes ayrı bir yerde okuyordu, Serap Odtü’de abim İzmir’de, Poliş annemin yanında. Serbest filan da yetişmedim, gece yarılarına kadar dışarıda eğlenecek kadar, ama olmadı işte. Hatta ben gece eğlencelerini bu yaşımda bile doğru dürüst bilmem ya, neyse geçelim şimdi, o muhabbet uzar;) Çok şaşardım arkadaşlarımın ailesi dışarıda birinde kalmalarına izin filan vermediğinde, bana tuhaf, garip, çirkin gelirdi. Sanki kalınacak yer kötü bir yermiş gibi. Kızları çok kıymetliymiş gibi. Annem de bizi çok önemserdi ama biz öyle korunmadık hiç. Aaa, çok uzattım, sayıklıyor gibi:) Bunu senin yazdıklarına karşılık söylemedim, kendi yaşamım ve gözlemlerim geldi aklıma, onları düşündüm. Hastanede bir kız var, geçen konuşuyorduk, yaşı küçük, arkadaşlarıyla eğlenmeye gidemiyor hiçbir yere. Bende kaldığını söyle, ben yardımcı olurum o durumlarda dedim, güldü, yok dışarıda kalmama hayatta izin vermezler dedi. Hava kararınca evde olmalıymış. Hatta kararmadan. Babam kapıda bekler abla dedi, beş dakika geciksin ararmış. Allahallah dedim. Şaştım o işe. İşte sen anlatınca aklıma o geldi ve başka başka şeyler.

    Şehrin yabancısını anlama yönteminize ve hüznü dağıtma şekline de bayıldım Neocuğum. Sen hep anlat böyle ben zevkle okurum. Fotoğrafları bekliyorum tabii.
    Öpüldün, çok sevgiler.

  6. pericim,

    bizim liseden beri gittiğimiz hamburgecide kasadaki kız da hiç değişmeden durdu yıllarca :) aynı permalı saçlar, 90’lı yıllar stilinde gözlükler. iyi geliyordu her gidişimde görmek ama bu sefer başka biri vardı, belki de tatile çıkmıştır.

    almanca çalışmana çok seviniyorum peri, valla bak :) kendim çalışsam o kadar sevinirim. du bist flessig meine freunde :) bak bunu bi çırpıda yazdım, var bende de bi temel.

    çok sevgiler

    ***

    justinciğim,

    ya acıklı gerçekten “ben eskişehir’e hiç gitmedim” cümlesi :) en kısa zamanda planlayıp gidin derim. sen istanbul’a gelirsin, burdan trenle dört saatte gidersiniz, bi güzel gezersiniz, akşam geç saatte trenle dönülür olmadı bi gece kalınır. sonbaharda romantik bir seyahat için idealdir eskişehir.

    hava kararınca eve dönme bizde vardı ama başkasının evinde kalma konusunda bizimkiler o kadar katı değildi, liseden en yakın iki arkadaşımın evinde kalırdım bazen, pijama partisi yapardık. onlar da bizde kalırdı. ama dogru diyosun, öyle ev kalmalarına izin vermeyen aileler de vardı, noluyosa?

    çibörek bu sefer sıcakta ağır olur diye yemedik ama ben de bayılırım. gidecek olursanız size iyi çibörek yapan yer tüyosu veririm.

    eskişehir’de pek çekmedim fotoğraf, kapadokya’da japon gibi her şeyi çektiğimden baymışım herhalde, haftasonu koyarım, hatta bi tane de içinde neo olan bi kare eklerim, turist ömer tadında bi pozum var ehehe

    peri, sen, böyle iltifat ettikçe ben nehir roman bile yazarım valla bi gün :P

    ben de öptüm, sevgiler.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s