“zamanın farkında”

öyle okuduğumuz her kitabı, yazarı hatırlıycaz diye bi şey yok evet, ama bazen geçmiş yıllarda okuduğum kitaplarla ilgili en ufak bir şey bile hatırlamıyor olmak sinir bozucu. bahsetmişimdir, 90’lı yılların ortasından itibaren okuduğum kitapları not aldığım bir defter var. ona yeni kitapları eklerken, eski sayfaları karıştırmak hoşuma gidiyor, orada işte bazen, “bunu da mı okumuşum, ne anlatıyordu yahu?” sorularına cevap veremiyorum. bi de bunun tersi bir durum var, bazı kitaplar da acayip yer etmiş, tam olarak nerede okuduğumu, okurken yanımda kimin olduğunu çok net hatırlıyorum. kitabın ismini görmek o zaman dilimine dönmeme yetiyor, parfüm etkisi yaratıyor sanki… şule gürbüz’ün “kambur” kitabı bunlardan biri…

üniversitenin son yılıydı galiba, yazın staj yapmaya istanbul’a gelmiştim, emirgan’da bir arkadaş evinde kalıyordum.  bir bozkır çocuğu olarak sokakları türlü şekillerde denize inen emirgan’da hayran hayran dolanıyordum. duygusal olarak karışık zamanlardı. iletişim yayınlarından çıkmış minik “kambur”a o zaman denk geldim. bi de sarı duvar kağıdı diye bi minik kitap daha vardı, onu pek hatırlamıyorum mesela… kambur’u çok sevmiştim, etkilemişti beni. hem karanlık hem mizahi yönleri vardı. şule gürbüz’dü yazarı, kitap yıllarca durdu kitaplığımda, dönüp dönüp okumadım ama aklımın bi köşesindeydi hep. geçen bir bültende “şule gürbüz, yeni kitap vs” okuyunca bi sevindim :) bu aralar hayatımdaki sevindirici şeyler unicorn nadirliğinde olduğundan bu haber iyi geldi. gittim hemen aldım, hemen başladım. altını çizerek okumayı seviyorum kitapları ama baktım başa çıkacak gibi değil, hiç kalkışmadım. kara mizahın, ironinin, insanın türlü ve acınası hallerinin, öfkenin, hayatın/ölümün satır satır dizildiği bir kitap “zamanın farkında”… bazen içini sıkıyor bazen bildiğin kahkahayı patlatıyorsun. bir uzun, üç daha kısa öykü var. hemen bitmesin dedim ama hızlı ilerledi.

altını çizmedim ama bazı sayfalara işaretler koydum buraya alıntılarım diye, ayrıca kitabın arka kapağındaki metni kopyaladım aşağıya. ha bi de, yazarın kısa biyografisinde “mekanik saat ustası” yazıyordu, “he, kitap da zamanla ilgili ya, ona bir gönderme, bi metafor zaar” diye düşündüm ama google sağolsun bi baktım, yazar gerçekten de saat ustası imiş :)

“Devir öyle bir devir ki insan kalkıp da “Şuyum” diyemiyor; iyi bir şey zannedip “Ben de” diyorlar. Şöyle gönül rahatlığıyla bir içimi döküp, “Yahu ben şizofrenim galiba” desem, “Aa devir şizofreni devri, kim değil ki, sen beni bilsen” diyorlar. Onları duyunca birden benim şizofrenim ister istemez iyi bir şeye dönüşüyor.

***

Cenazemi gözümün önüne getiriyorum. Kış olsun, kış günü. İnsanlar aptaldır. Kimin öleceğini düşünmez yazlığa filan giderler, kalırım dımdızlak. … eylül sonu, nedensiz denecek hafiflikte, önceden hiç belirti vermeden tak diye ölüversem. Ama o vakit daha şehir tam dolmuş olmaz, emekliler hala domates dibi kokluyor, Ege pazarlarından dağ çileği topluyor, sepet peyniri vakumlatıyor, “İzmir tulumu da iyi yağlıymış bak, nasıl terlemiş maşallah”larla dört dönüyorlardır. Değil benim ölmem, mehdi çıksa, sur üflense, en gür sesli imam kulaklarına telkin verse duymazlar.

***

Elde etmek, aynı zamanda elde edilmek istenenin tatsız karakterine de bürünmek demekti ki. Elde edenlerde artık sevilip beğenilecek hal bırakmıyordu. … Elde etme süreci çok uzun sürdüğünden hiç uçarı, havai bir sevinç de vermiyor, zor iyileşen bir yara gibi hep, her hali takip edilerek, kabuklar kalktıktan sonraki kırmızı lekeye mahzunlukla bakılıyordu. Bu bakışın adı sabırdı, çalışkanlıktı, tevekküldü…

***

…namazdan çıkanlara bakmayı, sabah erken cami avlularında gezmeyi, kedilerin mezhebini tahmin etmeyi severim.

***

Bir keresinde bir yağmur sonrası bahçe kapısının demirinin az ötesinde, ayakaltı bir yerde orta boy bir salyangoz gördüm. Eğilip yerden aldım. … o da yeryüzünden debelenenlerden biri olarak bana baktı. … Gövdesine yapışmış minik ot süprüntülerini ve minik taşları temizledim. Gövdesindeki kayganlık, serinlik ve hala bana bakışı aklımda kaldı. Onu alıp duvarın üstüne koydum. … Bu esnada gençten bir adam gözlerinde bir ışıltı ile bana “Allah gönlünüze göre versin” dedi. Ben tabii anında saflığımı kaybedip kendimi Allah adamı, Ebu Hureyre’nin salyangoz babasına çevrilmişi yaptım. …Sağ yanımdaki görünmez meleğe her iyi hareketimden sonra yaptığım gibi hafifçe dönüp “Yazdın değil mi?” diye sormayı ihmal etmedim. 

***

Ömrüm sanki Fransızcam kadar; az çok neden bahsedildiğini anlıyorum, ötesi, ezberi, kuralı… yok. 

***

Düşündüm ki hakikat evde, gerçek notları bilen bir anne gibi karne sallıyor. 

***

Bu da kitabın arka kapağından:

Hayatı anlayamamak kadınları anlayamadığını söyleyen adamın sözü kadar perişan ifade gelir bana. Be nabekâr, kadını anlayıp da ne yapacaksın, yapacağını değiştirecek mi? Peki, hayatı ne yapacaktım? Onu anlayayım diye psikanaliz mi öğrenecektim, Jung’ları, Laing’leri okuyup şizofreni yolculuklarına mı çıkacaktım, şeyhleri ayrı, doktorları ayrı mı etekleyecektim, kendimle ilgili hem de bu dünyama ait bir söz söyleyecekler diye kulak mı kabartacaktım? Söz doğru olsa zaten kaçardım, yalan olsa bayılır tekrarını duyayım diye yapışırdım da bunun neye faydası olurdu? Zavallı Reich gibi dolaplar yapıp içine mi girseydim, o pos bıyıklı filozof gibi coşkunluk seline mi kapılsaydım, ikinci benlik, birinci benlik öndeki, arkadaki, birincinin sesi, ikincinin ayak sesi diye huzursuzluk ve yetersizlikten tuhaf ama kibirli bir dünya mı inşa etseydim, kibrimin nedenini anlatacağım diye canım mı çıksaydı, birinin ruhu az öteye kıpırdayabilsin diye elli sene gırnata mı çalsaydım, zaten öbür dünyada göreceğim cini, nekiri, meleği göreceğim diye gece üçlerde kalkıp namaza mı dursaydım, avizeler sallanıyor, başım secdeden bir saatten evvel doğrulamıyor diye sonra kime anlatsaydım, arabayla on iki saatlik yolu kendimden geçerek iki saatte almış olsam bile varacağım yere on saat evvelden gelip de ne yapsaydım?”

Advertisements

5 thoughts on ““zamanın farkında”

  1. Vovv( yomba vovv w ile mi yazılacaktı:), alıntılar müthiş, çok beğendim. Hemen ısmarlayım enişte getirsin. Beleşçiyim ha, İletişim’de editör kendisi, ısmarla getirsin:)) Neyse başka yayınevlerine verdiğim parayla kefaretini ödüyorumdur Kitap İlahlarına bedavacılığımın. Tanıtttığın için teşekkürler, en kısa zamanda okuyacağım. Sevgiyle…

  2. Bende de bir sevinç, hiç duymadığım bir kitap çıkınca alana kadar bir telaş. Bak şimdi bayıldım bu kitaba da.
    Bu arada Neocum, harika bir dergiyi geç te olsa keşfettim, adı Roman Kahramanları, almadıysan bir bak mutlaka.
    Çok çok sevgiler :))

  3. Bir vovv da benden madem. Ben de çok beğendim. Yazarı da ilginç bir kişiye benziyor. Yine alınacak bir kitap çıktı maalesef :) Kamburu da bulma şansı var mı hala acaba ?
    Ne güzel bir tanıtım yazısı yazmışsın, çok teşekkürler neo. Bazen dikkatimizi çekmiyor, atlıyoruz böyle sessiz sedasız kitapları.
    Sevgilerimle,

  4. leylak dalı,

    iyimiş ya iletişim’de enişte :)

    blogu takip edenlerin beğeneceğini tahmin ettim. tam bizlik diy mi? :) iyi okumalar diliyorum. bi de kıskanıyorum valla, ne çok okuyorsun, maşallah.

    sevgiler

    ***

    serpil,

    aynen ben de, kafaya taktıysam bi kitabı illa ki almam lazım.

    roman kahramanlarının bir-iki sayısını almıştım, iyi fikir gerçekten :) son sayısına bakayım, iyi hatırlattın.

    çok sevgiler.

    ***

    ışın,

    evet, ilginç biri şule gürbüz, mekanik saatler, edebiyat… kambur idefiks’te yok galiba, belki başka sitelere bakmak lazım. yazıyı beğendiğine çok sevindim. iyi kitaplara denk gelmiyordum ne zamandır, bulunca hemen haberdar edeyim dedim.

    sevgilerle.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s