bir bulıt olsam :)

 

nicedir şöyle ortaya karışık bi şeyler yazmadıydım, blogu örümcek bağlamadan harekete geçeyim de, biraz bulıt yazayım dedim:

– dizi mevsimi geldi, mentalist, good wife başladı, big c’ye devam, dexter da başlıyor. bu sene yeni bir yerli diziye başlamadım, çok memnunum. hepsi birbirinden klişe, behzat ç. başlasın da onu izleyelim.

– içinde fizikçiler, alman şehirleri ve bir cinayet olan serbest düşüş’ü okuyorum, bitmek üzere… hoşuma gitti, bazı yerler zorluyor ama olsun. o bitince “gurmenin son yemeği var” sırada, kirpinin zarafeti’nin yazarından, pek severim bildiğiniz üzere.

– gündüzler sıcak fekat akşamları hırka, çorap, battaniye olayı başladı. badem de daha bir yapışıyor, üşüyor yavrıcak, ona bi battaniye sözüm vardı geçen kıştan, ne örücem ya, polar bi battaniyeyi küçültüveririm düdük badem’e :) iyileşti ya, yine yüz göz olduk.

– örgü dedim de, geçen gün ipod kılıfımı kaybettim diye yeni bi kılıf ördüm granny square modeli, güzel oldu, fotoğrafını koymaya üşendim şimdi. bir de çizgili atkı öreceğim, geçen gün gördüm yeni sezonda ateş pahası, hangi renklerde örsem kararsızım. giderek, gri, siyah, lacivert, nefti yeşil gibi ciddi tonlara kayıyorum, -yaşlılık emaresi mi?- canlı renkler, deseni sevmiyorum giysilerde…

– evden ofise ve dönüşte yürüyorum bu ara, yürürken de radyo tiyatrosu dinliyorum, ingilizce ya da türkçe. yol bir çırpıda bitiyor, müzik dinlemekten daha iyi geliyor. en son agatha christie’nin on küçük zenci oyununu dinledim, çok hoşuma gitti. şimdi de “geriye üç ceset kaldı” diye yine polisiye bir oyun var. fonda gerilimli müzikler, efektler vs ile yürürken gördüğüm herkes bi esrarengiz, bi kriminal görünüyor iyi mi? :) hele hava kararmaya başlamışsa, çukurcuma, sıraselviler “film noir” tadında bir yürüyüş oluyor.

– bir zamanlar anadoluda’yı çok begendim, üzerine yazsam mı bloga dedim ama vakit olmadı. artık evde bilgisayarım yok, ofisteki de eski bir model, ağır; her akşam sırtlanıp götürmek zor geliyor, biraz da o yüzden boşladım burayı. twitter’ın da etkisi var tabiy, orada takılalı beri bloga uzun uzun yazmak konusunda eskisi kadar hevesli diyilim sanki. illa ki ilginç bi şey olsun, bi kitap, bi film, bi vaka diye bekliyorum. halbusi burası günlük bi nevi, yazsam ya…

-giderek “sayıklama mode on”a doğru gidiyor bulıt’lar, keseyim burda. you are very big cat :)

Advertisements

10 thoughts on “bir bulıt olsam :)

  1. 1) kahrolsun tw, ff, vb!
    2) yaşasın sonbahar ve badem!
    3) “serbest düşüş” konulu yazı isteriz!
    4) “gurmenin son yemeği”ni ben de merak ediyorum. “kirpinin zarafeti” negzeldi!
    5) siz beğendiyseniz o filmin iyi olma ihtimali yüksek demek ki!

  2. Benim için de burası günlük görevi görüyor, Neo. Sen uzun süredir yazıyorsun tabii, ben hep okuyordum, tez şu bu derken bir türlü başlayamamıştım. Şimdi uzun bir ara verince yazmalıyım hissi gelip yerleşiyor içime. Sanki önemli bir şeyi erteliyormuşum gibi, komik ama öyle;) Aslında hoşuma gidiyor ve şimdi hafif dalga geçerek yazsam da, biraz önemli bile, düşünsene kişisel bir tarih oluşturuyorsun burada. Önceden defterlere, kartlara, dolap üstlerindeki post-itlere filan yazdığın notlar düzenli bir şekilde önünde. Üstelik daha önce tanımadığın, bilmediğin insanlardan yorum da geliyor yazdıklarına. Kesinlikle anlamlı ve güzel bu.

    (çok ara verdim yine yoruma, telefon geldi. ben yorum yazmaya oturunca illaki aranıyorum, anlaşıyorlar sanırım.)

    Burada hava çok güzel bugün, harika hatta. Biraz önce telefonla konuşurken balkonda oturdum. Ne hoş, serin ama üşütmeden esiyordu rüzgâr. Evi de temizlemiştim, ondan sanırım bir mutluluk doldu içime;p Yan taraflardan bir yerden yeni asılmış mis gibi çamaşır kokusu da geldi burnuma. Oh, ne hoş bir yaz artığı akşamı;)

    Radyo tiyatrosu güzel fikir, acaba arabanın radyosunda bulur muyum öyle bir kanal? Ben hiç radyo dinlemiyorum yıllardır, başımı çok ağrıtıyor müzikler. Ama tiyatro gerçekten iyiymiş. Bakayım bir.

    Hep yaz lütfen, boşlama buraları Neocuğum. Ben yazılarını -bazen yorum bırakamasam bile- merakla bekliyorum.

    Sevgiler, sarılıyorum sana.

    p.s.: A, bugün sinemaya gidecektim güya. Bir Zamanlar Anadolu’da filmini izleyecektim ya, olmadı o iş. Kötüydü gece, gün de kötü başladı haliyle. Ama şimdi gayet iyiyim. Biraz önce (sana yazmadan) alt kat komşum geldi. Genç bir kız, ilkokul öğretmeni. Türk kahvesi yaptım, lafladık biraz. Yarın 24 saat nöbet var, daha da iyi olmalıyım aslında;p

  3. Bulıtlar çok güzel olmuş bir kere. Hem herkes twitter’da falan değil ki, boşlama burayı lütfen. Yoksa ben nereden öğrenecektim Zamanın Farkında’yı ve daha bir sürü şeyi.
    Şehrin bir yerlerinde, hiç tanımadığın birilerine keyif verdiğini, onların içini ısıttığını düşün.
    Filmi ben de çok beğendim, daha çok izlensin, konuşulsun istiyorum. Yorumlarını da merakla bekliyorum.

  4. hafif abi,

    doğrusu bu twitter alerjinizi anlamakta zorlanıyorum. tam da sizin gibi bir kelime ustası için akacak bir mecra diyil mi? tamam blog ilk gözağrımız, seviyoruz, bırakmıyoruz lakin twitter’ın o nehir gibi akışı benim hoşuma gidiyor valla.

    serbest düşüş’ü bitirdim, yer yer altını çizdiğim yerler oldu, ama anlatması zor biraz kitabı bakalım, haftasonu yazarım belki.

    ben çok beğendim bir zamanlar anadoluda’yı, o da anlatması zor bir film. (üşengecim demiyo da :P)

    ***

    justine,

    yaz artığı akşamı’na bayıldım :)) temiz ev gibisi yoktur, geçen ben de evi temizledim bi güzel. o temiz evde oturmak, bi şeyler okumak, yemek-içmek şahane bi şey.

    bugün yağmurlu burası, hemen klasik müziğimi açtım, bi de dondurmam olsaydı tam olucaktı :)

    radyo tiyatrosunu internetten indirdim, trtr hala yayınlıyor ama gününü, saatini denk getirmek zor. google’dan aratıp buldum benimkileri.

    hep yazayım evet, kendime bunu telkin ediyorum, boşlamak, dediğin gibi bir şey erteliyormuş duygusu veriyor. siz okuyun ben yazarım hep :)

    ben de sarılıyorum, öpüyorum.

    ***

    ışın,

    “Şehrin bir yerlerinde, hiç tanımadığın birilerine keyif verdiğini, onların içini ısıttığını düşün.” demişsin ya çok mutlu oldum okuyunca, insan bunun için sonsuza kadar yazabilir, ben yazarım yani :)

    aynen, ben de filmle ilgili ne çıkarsa okuyorum, çok güzel şeyler var genelde. fatih özgüven’i okudun mu? dün yazmıştı.

    twitter’a arada bakan olur belki diye sayfanın üstüne linkini koydum. haberin olsun.

  5. Gurmenin Son Yemeği’ni okuyorum.
    Bir hızla başladım, ince çabuk bitiririm diyerek, sonra yavaşladım; bitmesin, yavaş tadını çıkara çıkara…
    Evet, bir bulıt olsam! :)

  6. ben de sabah başladım gurmenin son yemeği’ne. bunu kirpi’den önce yazmış, bakalım acemilikler var mı diye bir editör edasıyla okuyorum :)

    gurmenin çocukluğuna ait tatları araması, ratatuy’daki gurmeyi hatırlatmadı mı sana da?

  7. kitabı bitirdim, twitter’a da yazdım, pek sevmedim. kirpili kitaptan epey uzak geldi. “yiyecek tasvirlerini nasıl da güzel yazıyorum ben” havası sezdim. daha gençken yazdığından belki? belki de gurmeye gıcık oldum, ondan :)

  8. Acemilik kitabı diyelim. Akıcı, okurken keyif veriyor, bazı yerlerinde hoş anlatımlar var, ama haklısın, kesinlikle “kirpi” değil!
    İyi ki, önce bunu yazmış, diğ mi? :))

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s