neolitik han’ın II. eminönü seferi

“malum, önümüz kış” dedim badem’e, “biraz yün tedarik etmek isabetli olur, hem senin o tatlı paticiklerinle eşelemeye doyamadığın kumun da azalıyor. şu eminönü’ne varayım da hesaplı tarafından, kum, yün, ıvır zıvır artık Allah ne verdiyse, devşireyim geleyim.” Kafasını kaldırıp “benim mamamı koy da nabarsan yap” der gibi bakıp, uyku moduna geçti hanfendü.

bilenler bilir, her bahar çiçek, toprak vs, her sonbahar da yün almak üzere bir eminönü seferim vardır. tabii arada yine giderim de esas olarak bu iki seferi pek bi önemserim. bu sonbahar da hava iyice soğumadan yola düşeyim dedim, bi güzel liste yaptım, poşet kullanmadığımdan yanıma büyükçe bir torba aldım, ver elini eminönü… tramvaydan sirkecide inip yürüdüm biraz, şapkacıların önünden geçtim, kışlık modeller gelmiş, erkek olsam kesin şapka takardım, çok güzel şeyler var.

mısır çarşısı her zamanki gibi çok kalabalıktı, o rengarenk lokumlara, kuruyemişlere, baharatlara aval aval bakınan turist gruplarını hızla aşarak zücaciye ve bijuteri dükkanlarının sıralandığı sokağa çıktım. Köşedeki zücaciyeyi en son hangi silikon kek kalıpları çıkmış denetledim, bıçaklara alıcı gözle baktım ama almadım.

sokaktaki bijuteri dükkanlarını dolaşmaya başladım. “Hürrem yüzüğü” tabir edilen, kafam büyüklüğündeki parlak yeşil (moru da var) taşlı yüzükler hala var. Bir dükkanda küpelere bakarken 55-60 yaşlarındaki bir beyefendi ve yine aynı yaşlardaki dükkan sahibinin ilginç diyaloglarına şahit oldum. Beyefendi, kadınlara takı almanın ne kadar zor olduğundan, bir şey beğenmediklerinden yakınıyordu. Dükkan sahibi de ona hak verdi. Beyefendi, hanımının amerika’da olduğunu, ona hediye almak istediğini söyledi. Birlikte bakmaya başladılar, “şu nasıl, peki ya şu model” derken, adam “bi de benim hanım zenci” dedi. Dükkan sahibi anlamadı, “nasıl?” diye sorunca, “zenci efendim, Afrikalı benim hanım” diye açıkladı :) bijuterici ne diyeceğini bilemedi, bizimki “ona göre bi şeyler almam şart, şu renk gider mi acaba” diye konuşmaya devam etti. Adamın tipini merak ettim, çaktırmadan inceledim, ayhan sicimoğlu tarzı, fularlı, şapkalı bir bey. Baktım, bi yandan da benim duyup duymadığımı kollar gibi bi hali var. insanlar bi acayip diye düşünerek dükkandan çıktım,  punduna getirip bir zenciyle evli olduğunu söylemekten muradı nedir aceba? “Bakın, böyle de enteresan bir adamım ben!” Karısı da “biliyo musunuz, kocam türk benim” diye dolanıyo mudur acaba?

yokuştan yukarı yürümeye devam ettim, ellerinde kartvizitlerle genç adamlar vardır o sokakta, hac malzemeleri, pardesü, gelinlik vs diye müşteri çekmeye çalışırlar. Önümde 60-65 yaşlarında bir adam yürüyordu, önce, hani şu “belli bir yaş grubu erkeklerle adı anılan” mavi haplar var ya, onlardan satan bir adam durdurdu, “beyabi, lazım mı, verelim” diye, adam şöyle bi baktı, “yok sağol” deyip yürümeye devam etti. Birkaç adım sonra da bir başka satıcı “abi hac malzemeleri var, çok hesaplı, ister misin” diye sordu :) belli bir yaşa gelince, belli şeylerin hedef kitlesi içine giriliyor demek ki…

yün almak için kürkçü han’a gitmek istiyordum ama her seferinde yolunu şaşırıyorum, yine öyle oldu. fazla yukarılara çıkmışım, dönüş yolunda tam vazgeçiyordum ki hanın önüne çıktım. Krem, gri ve koyu gri tonlarda yüzde yirmi yün karışık yumaklar aldım, çizgili atkı öreceğim. Tanesi bir liraydı. Dört liraya atkı, hiç fena diyil.

Tahtacılar çarşısına gitmeden yeni keşfettiğim kimyasal maddeler satan dükkana uğradım. Bir süredir doğaya dost temizlik maddeleri peşindeyim. Buğday.org web sitesinden boraks ve karbonatla yapılan deterjanları okumuştum. Boraksı denedim, çok da memnun kaldım. Bu deterjan meselesini ayrı bir yazıda ele alacağım merak edenler varsa… kimyasalcıdan  karbonat, kandil yağı, kandil fitili ve kumaş boyası alacaktım, hepsini de buldum. Aklınıza gelmeyecek maddeler var, acayip bi dükkan. Hem de ucuz.

tahtacılardan hiçbiri diğerine benzemeyen şimşir kaşıklardan aldım :) namlı’dan zeytin ve turşu, kuruyemişcilerden kuru incir derken baktım torba aldı başını gitti. Kedi kumu almaya yer kalmadı. Hesapta onun için gelmiştim ama bi dahaki sefere artık…

Dönüş yolunda, esnafla hasbihal ederek alışveriş yapmanın giderek unuttuğum, güzel bir şey olduğunu düşündüm. Bi kere Eminönü esnafı müşteri bolluğundan olacak mutlu, güler yüzlü insanlar, baştan savmıyorlar, az miktarlarda alsanız bile ilgileniyor, başka şeyler öneriyor, ikram ediyorlar, yine bekleriz filan diyorlar. Marketlerin steril, uzak, soğuk ortamından sonra iyi geliyor insana. “Çok güzel ezinem var abla, vereyim mi?” diyo, siz de gaza gelip ezine peyniridir, türlü türlü zeytindir, incirdir torbaya doldurup geliyorsunuz. iyi yani.

not: fotoğraf flickr’dan :)

Advertisements

11 thoughts on “neolitik han’ın II. eminönü seferi

  1. Bayılırım Eminönü’ne !!! Yok yoktur, eve, kendine ne lazımsa. Boş boş dolanmaya bile gidilir. Son favorim minicik bir fırça dükkanı. Aklına gelebilecek her türlü fırçayı satıyor, resim, tıraş, tuvalet, vs. Yalnız geçen sonbahar bir cumartesi günü ciddi bir izdiham tehlikesi atlattım bir ara sokakta. Turistler artalı çok kalabalık olmaya başladı.

    Atkı sanki tam da benim istediğim renklerde :) Bir kere ben de gitmiştim o yüncülere ama bir daha bulabilir miyim bilmem.

    Her zamanki gibi senin kaleminden okumak çok keyifliydi, iyi sonbaharlar !

  2. Ne güzel olmuş Eminönü seferi, ben de gitmeyi planlıyorum.
    Kedi kumu çok ağır Neocum, nasıl taşıyacaktın zaten torbada yer olsa da zor iş. Ben internetten alıyorum genelde.
    Kimyasalcının yerini tarif edermisin, Işın’ın bahsettiği fırçacı da ilginç, o nerede acaba, keşke Işın tarif etse :))
    Sevgiler

  3. Keşke tarif edebilsem fırçacıyı ama sokaklarda rastgele dolaşırken karşıma çıktı işte. Bir dahaki gidişimde adresi tespit etmeye çalışayım :)

  4. pacığım,

    bana rutin olsun, ritüel olsun zati :)

    ***

    ışın,

    fırça dükkanını duydum ama hiç rastlamadım, o kadar da dolanıyorum halbuki, bi dahaki sefere iyi bakayım, olmadı birilerine sorarım.

    yüncüler de karışık bi yerde, bu sefer sormadan bulmam tamamen tesadüf. şimdi gitsem yine zor bulurum kesin. renkler güzel gerçekten, bitirince fotoğrafını koyarım.

    sana da iyi sonbaharlar :)

    ***

    serpilciğim,

    yağmur çamur olmadan git derim, güzel havada dolaşmak gibisi yok.

    bizim badem’in kumu silika mı deniyor, o hafif taşlardan. buna alıştı, ötekileri bazen bulamayınca alıyorum, huzursuz oluyor. hafif bunlar, iki paketi rahatlıkla taşıyorum. ev de yakın, kabataş’tan sonra fazla yürümüyorum.

    kimyasalcı tahtacılar çarşısında, ara sokaklardan birinde. köşesinde ya da karşısında bir banka var ama hangisiydi hatırlamıyorum. bir dahakine iyice bakayım, yazarım.

    sevgiler

    ***

    çanakkale hotel,

    gidin tabiy, hafta içi daha az kalabalık olur hem.

  5. ;) Çok güldüm, her paragrafa ayrı ayrı güldüm üstelik;p

    Neo, benim laptop biraz delirdi şu sıralar, mavi ekran verip duruyor. İnat ettim tabii, yaptırmayı düşünmüyorum. Çalışma odamda desktop var ama orada oturup, bir şeyler okumak ve hele hele yazmak anlamsız geliyor bana. Onu eve gelince açıyorum, öyle açık duruyor, sadece oradaki filmleri görüp; a ne güzel filmler var aferin, filan diyorum;) Uzun lafın kısası, kucağımda laptopla senin sitendeki yorum kısmına tıklamaya çalışıyorum yarım saattir. Sanıyorum, benim bilgisayardan kaynaklanıyor sorun. Neyse, açtım ya uzatmadan yazayım hemen, belli olmaz şimdi kapanıverir.

    Eminönü’nü seviyorum; o kalabalığı, karmaşayı, fakat biraz yorucu geliyor bana, insan, insan, çok çok insan. Zenci eşin altının çizilmesi ve belli yaşlarda bazı şeylerin hedef kitlesi haline gelmek iyiymiş, gerçekten güldürdün beni, allah da seni güldürsün;)

    Ben dün akşam nöbetçiydim, Cuma 24 olduğum için sadece C.tesi boş günümdü, ben de o gün oturup keyif yapacağıma akşam kalktım mantı yaptım. Hah ha, yine keyif için oldu bu iş ama uzun sürdü ve ben normal kadınlar gibi güzel açamadığım için hamuru küçük küçük açtım merdaneyle ve şimdi de inanılmaz ağrıyor kollarım! Dün başladı ağrı, ilk başta mantı aklıma gelmedi, eşya mı taşıdım, ne oldu ki bana, diye düşündüm, marketten aldığım, bira, kola ve şarap ağırlığına verdim (şok’ta satılmıyor ya içki, kırk yıllık alkolik gibi ilk bulduğum tansaş’tan iki şişe şarap ve altılı bira aldım;p) ağrıyı. Sebap o değilmiş, mantıymış suçlu;) Bunu niye anlattım ben, çünkü kollarım ağrıyor ve seni öpüp yazıyı burada kesiyorum. Belki akşam bloğa yazarım vs. vs.;)

    Sevgiler.

  6. “Sebap”, çok sakil durmuş, fena ayıpladım kendimi;p Dil sürçmesi kadar, el sürçmesi ve hatta klavye sürçmesi de komikmiş yahu. Neyse, kaçtım ben.

  7. burada bir eminönü sevdalısı daha var, evet, bakın parmak kaldırıyorum:) yazı ne hoş olmuş, insanın hemen koşa koşa eminönüne gidesi, sokaklarda kaybolası, ne bulursa alası geliyor. burada adı geçen dükkanları da not ettim, bir dahaki sefere ziyaret edeceğim.

    meraklıları için ben de ekliyim, eminönünde, marputçular çarşısında keçe ve çok güzel incik boncuklar var.

    bu arada, justine, mantı nasıl oldu, afiyetle yedin mi?:) ama bu sorulur mu hiç, boeuf bourguignon yapmış biri var karşımızda, elbette ki lezzetli olacak:)
    sevgiler.

  8. justine,

    ben de yorumuna çok güldüm :) “aa ne güzel, filmler var aferin” ben de odamdaki çalışma masasını neredeyse hiç kullanmıyorum. mutfak masası, salondaki masa, hep oralarda takılıyorum.

    eminönü yorucu hakkaten ama başka bi enerji veriyor insana, o eski binalara kafanı kaldırıp baktığında zamanda sıçramış duygusu yaşıyorsun. bi pazar günü gidip o eski bina yüzlerini çekmek istiyorum.

    ben tek başıma hiç mantı yapmaya kalkışmadım, ofisteki kızlarla ekip çalışması yapmıştık, nefis olmuştu. bi dahaki mantı macerası öncesi ısınma hareketleri yap, antreman vs. :)

    ***

    zerka,

    o kadar geziyorum şu eminönünde, keçecilere rastlamadım iyi mi? sorsam bulurum da unutuyorum hep, bi dahaki sefere ben de onlara bakayım.

    sevgiler

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s