bir zamanlar eskişehir’de…


bu kaçıncı eskişehir yazım acaba? her seferinde yazacak bi şeyler buluyor olmak hoşuma gidiyor, tekrara da düşsem eskişehir’i yazmaktan memnunum :) evet, gelsin bulıt’lar:

♦ bu bayram tren bileti almakta gecikince işi şansa bırakıp doğrudan bavulumu alıp harem’e gittim. illa ki bi otobüste yer bulurum diyordum, öyle de oldu. bayram kalabalığı ve telaşı yüzünden ufak tefek gerginlikler yaşanmadı değil ama sonrası rahat geçti. film izledim, çizgi roman okudum, mola yerinde nefis balkabağı çorbası içtim, vakitlice de eskişehir’e vardım.

♦ gece hava açık fekat fena soğuktu. hah dedim, eskişehir’in ayazı diye bi şey vardı, unuttuğun… hemen dudaklarım kurudu, burnum tıkandı kuru soğuktan. neyse ki gündüzleri hava şahaneydi, parlak sonbahar güneşi, yüksek mavi bir gökyüzü… bol bol dışarda vakit geçirdik, anneanne, babaanne ve dedeleri ziyarete kabristana gittik, dönüşte dükkanların çoğu kapalı olsa da çarşıda dolandık. eski bayramları hatırladık, aile büyüklerinin henüz hayatta olduğu, evin misafirlerle dolup taştığı o günleri…

♦ çok da hüzünlenmedik, ne de olsa bayramdı, komşular vardı ziyarete gelen, tatlılar, lokumlar, eskişehir’e özgü lezzetler :) çibörek yendi, haşhaşlı, petiför, kurtuluş’tan çekirdek, kuruyemiş… eti’nin fabrika satış mağazasından eti cinler, gofretler, finger bisküviler…

♦ doğum günüm çok sevdiğim pino’da öğle yemeği, sonrasında da porsuk kenarında tatlı+çay programıyla başladı. kardeşimle ve eskişehir’de yaşayan okuldan bir arkadaşımlaydık. akşam da evde küçük bir pastayla kutlama yaptık. babam okuldan mezun olalı beri ilk kez eskişehir’de kutluyoruz galiba doğumgününü dedi. vay be dedim, o kadar zaman geçmiş mi? yine mumları üflemeden dilek dileme kısmında heyecan yaptım, ne dileyeceğimi bilemedim (sanırım süper bi hayatım var, dileyecek bi şey bulamıyorum :P) çoğu kitap bir sürü hediyem oldu.

♦ apartmanın bahçesindeki yavru kediler de şahane bi sürpriz oldu benim için. anneleri ve iki dünya tatlısı kedi, o kadar güzeldi ki! sabahları inip mama ve su verdim, bol bol da fotoğraflarını çektim.

♦ kedilere bakmak için otoparktan bahçeye çıkarken babamın apartman yöneticiliğini yürüttüğü yazıhanesini de keşfettim :) derler ya, “every man needs a cave – her erkeğe bi “mağara” lazım”, babam da kendine şahane bi özel alan yaratmış. bi kanape, dolap üzerinde eski bi radyo, duvarlarda deniz feneri fotoğrafları, bi rafta düzenli bi şekilde dizilmiş bulmaca ekleri, aidat vs. dosyaları, doldurulmuş bir ördek :), sürahisi, bardağı… keşke fotoğrafını çekseydim.

♦ dönüş için tren bileti bulundu. kitaplarım ve eskişehir ganimetleriyle yola çıktım. bir – bi buçuk saat sonra tren önce durdu, sonra geri geri gitmeye başladı! bilecik’e bile varmamıştık, beklemeye başladık. bi açıklama filan yapılır dedik ama ne gezer? millet trenden indi, sigara içmeye, dolanmaya başladı, restorana gidip sordum, ilerde yük treni arızalanmış, o yüzden bekliyormuşuz. ne kadar süreceğini kimse bilmiyor. yerime döndüm, kitap okudum biraz, agatha christie’nin mavi tren radyo oyununu dinledim. bi saat geçti, hareket yok. bi ara şöyle bi anons yapıldı: “sayın yolcular bir müddet daha burdayız.” yolcular olarak bu “açıklayıcı” anonsu gülümseyerek karşıladık :) neyse, bir buçuk saatlik bir duraklamadan sonra tekrar yola çıktık.

♦ istanbul’a dönmeden, bikaç günü de toti hanımların sapanca yakınlarındaki evinde geçirmeyi planlamıştım. izmit’te ana hat treninden inip banliyö hattına geçip, hemencecik derbent’te olacaktım, peeh, sen burayı ingiltere mi sandın neolitik şuursuzu, öyle ana hattan in, üç dakka sonra banliyöye bin! tabii ki de öyle olmadı, derbent yönüne gidecek trene 45 dakka varmış. o kadar beklemek saçma olucaktı, yakınlarda otobüs durağı varmış, tren gelene kadar otobüse atlayıp derbent’te vardım.

♦ toti hanım, bir gün sonra aramıza katılan e. ve evin sevimli köpeği kipper’la çoğu kuzinenin yanıbaşında ve tv karşısında geçen birkaç gün dinlendirici oldu. belki toti hanım yazar detayları,  zaten sonbahar temalı bi prodüksiyonla fotoğraf da çektim onun için :)

♦ tatilin son günü evde geçti, sapanca pazarından alınan bal kabağıyla nefis bir çorba yaptım, soğuk havalarda hiç üşenmiyorum çorba yapmaya… bu yazıyı behzat ç eşliğinde ve yine pazardan aldığım, satan hacı amca’nın, “yerken beni an olur mu, bak beğenmezsen geri getir ha!” dediği ayvadan kestiğim dilimleri yerken yazıyorum. ayva güzelmiş, güzel günler sonrası şehre geri dönmek de öyle…

not: fotoğraf eskişehir’in sıcak sular denilen sokağından, bazı eski binaları yenilemişler. flickr’a da biraz fotoğraf koydum, kuzinedir, kestanedir, kedidir :) http://www.flickr.com/photos/21753746@N06/ ha bir de yine bir ağaç bilmecem var, ekmekçi kız, sen bilirsin kesin :)

Advertisements

11 thoughts on “bir zamanlar eskişehir’de…

  1. Ne güzel, harika bir tatil geçirmişsin Neo, yavaş yavaş, zevkle okudum;) Bir şeyler yazacaktım bu akşam bloğa, seni okuyunca anlamsız geldi yazmak, keyfim yok zaten, güzel yazının üstüne güzel bir filmle günü bitirmeye karar verdim.

    So;
    -Eskişehir’e ölmez kalırsam, bir gün mutlaka gideceğim.
    -Yakın zamanda tren yolculuğu yapmalıyım, özledim.
    -Toti Hanım’ın yazısını merakla bekliyorum.
    -Bal kabağını çok severim. Varlık olarak severim dikkat et;) Çorbasını yapmaya karar verdim şimdi de.
    -Keşke babanın “özel alanının” fotosunu çekseydin.
    -Yazılarını ve seni özlemişim.

  2. Eskişehir’e yıllar önce gitmiş ve ne eski şehir demiştim:)) 2 yıl önce gittiğimdeyse bayıldım, haydi deseler yerleşecek kadar hem de:) Bu yaz Ankara’da hızlı trene binsek gitsek dedik dedik beceremedik bir türlü, bir dahaki yaza gerçekleştirmeyi umuyorum.
    Şu balkabağı çorbasının bir tarifini alsam diyorum ayrıca, bir de Behzat Ç. sonrası iyi geceler diyorum:)

  3. Sevgili Neo,

    Sizi güzel bir bergamotlu çay eşliğinde okumak enfes oluyor. Kelimeler değil de, okuduklarımdan kalan huzurlu bir hisle ayrılıyorum sayfanızdan. Öncelikle, hemşeri olduğumuzdan mı bilmem, sıkılmak ne demek, çok seviyorum Eskişehir yazılarınızı. Odunpazarı pekte seyirlik sayılmazdı, son gittiğimde yenilenen evler projesine Odunpazarındaki tarihi evler de dahil edilmiş, çiçek gibi olmuştu geçtiğim sokaklar. Pino efsanesi, çibörek ve o hayret verici sosu, hatta kendi kendine takılan tren, eti fabrikası… kendim gitmiş gibi seviniyorum Eskişehir yazılarınıza.

    Babanızın odası; hani katip, muhasebeci gibi pekte parlatılamayan meslek sahiplerini, bulundukları kurumun en ücra, merdiven altı gibi yapay köşelerine koyarlar ya, gömlek kolları kirlenmesin diye dirseklerine kadar siyah kolluklar giymiş, gözlüklerinin üstünden soru soran gözlerle size bakarken bulurdunuz. Kenarlarında köşelerinde ilgilendikleri şeyler olurdu yer varsa. Tespih, bir masa süsü, doldurulmuş ya da yapma bir kuş… İlginç bir sükunet içindedirler, iş uzun sürecekse bir çay söylerler. Babanızın odası bundan sonraki adımmış gibi, hem büro, hem o garip huzurun objeleri var bolca, çok güzel. :)

    Ağaç için önerim var, tropik bir meyve ağacı olan Jackfruit diye tahmin ediyorum. Fakat asıl coğrafyasından daha soğuk bir yerde ki meyvesi çok gelişmemiş. Yazın muhtemelen doğasının gerektiği kadar büyüyordur.

    Çok teşekkürler güzel yazınız için. :) Sevgiyle.

  4. . hastasıyız eskişehir yazılarının:) ne güzel yazmışsın yine.

    . balkabağı çorbasının tarifini istiyorum ben de.

    . fotoğraflar harika. özellikle kuzineli, kestaneli olana bayıldım.

    sevgiler.

  5. Ne güzel bir yolculuk ve tatil yazısı ! Çok keyif aldım. Eskişehir’i görmeyi çok istiyorum, keşke bir tur düzenlesen biz okuyucularına. Trenle gidip gelsek. Ama öyle klasik, turistik olanlardan değil, Neo’ca bir tur. Anılar, sokaklar, yemekler, dükkanlar, kitapçılar, vs.
    Bu okuyucular da çok yüzsüz dediğini duyar gibiyim :)
    Balkabağı çorbasını ben de yaparım. Hatta şimdi evde var. Ben bolca baharat koyuyorum içine. Köri, kimyon, zerdeçal…Senin tarifini merak ettim çok.
    Fotoğraflar, hele o kuzineli olan nefis !
    Sevgiler…

  6. eskişehir bende kırmızı toprak, ince ince düşen yağmur ve trenin raylardaki tıkırtısı demek. çok severim. hep yaz sevgili neolitik hanım eskişehir’i lütfen.

  7. bayramda eskişehirdeydik biz de iki gunlugune. seni oyle cok andim ki anlatamam. ne guzel bir sehirmis sahi. yedim, ictim, semirdim iki gunde :)
    yasgunun tekrar kutlu olsun bu arada tatlim. operim bol bol

  8. justine,
    güzel geçti gerçekten.
    – eskişehir yolcuları çoğalıyor :) bu gidişle bir tur organizasyonu yapmak şart olacak gibi.
    – tren yolculuğunu ben de seviyorum çok, hele sonbaharda şahane oluyor.
    – babamın yazıhanesinin fotoğrafını çekmediğime pişmanım ben de, aslında niyetlendim ama aceleye geldi, kardeşime söyliycem, çeksin göndersin bana.
    – ben seni özledim, yazılarım birazcık keyfini getiriyorsa çok mutlu olurum.
    ***
    leylak dalı,
    hızlı trenle pek kolay ankara’dan eskişehir’e gelmek, yazın da güzel olur.
    balkabağı çorbasını ayrıca yazayım, peri de sormuş.
    behzat ç’ye kavuştuk, pazar gecelerimiz şenlendi :)
    ***
    sevgili atze,
    demek hemşeriyiz? çok sevindim bunu duyduğuma :) bergamotlu çayı ben de çok severim. odunpazarı’nın önünden geçiyorum bazen ama yeni halini gezmek kısmet olmadı. güzel görünüyor yenilenmiş ahşap evler.
    babamın odasını ne güzel anlatmışsınız :) tam da öyle gerçekten.
    ben teşekkür ederim yorumunuz için, yazılarımdan emin değilim çoğu zaman. çala kalem mi oldu diyorum, bi bakıyorum güzel deniyor filan, seviniyorum :) sevgiler. (baktım yorum “siz”li yazılmış, ben de mukabele edeyim dedim, değişik oldu :)
    ***
    peri,
    beğendin mi gerçekten? senin katkın büyük eskişehir yazılarında, biliyorsun değil mi?
    çorbayı yazacağım, ben çok seviyorum ama kimileri yadırgıyor balkabağını çorbada, tatlı geliyor sanırım? gerçi benimkinde soğan, sarımsak, baharat bol. yazayım da bi deneyin bakalım sevecek misiniz?
    kuzineli fotoğrafı ben de çok sevdim. soba şahane bi şey. sevgiler
    ***
    ışın,
    hiç öyle demem :) bir zamandır başka arkadaşlar da “neo bizi eskişehir’e götür” :) diyor, bi türlü fırsat bulup bir organizasyon yapamadık. belki bu bahar trene doluşup gideriz hakkaten. seve seve gezdiririm.
    aynen, ben de bol baharat koyuyorum, muskat, karabiber… ilk fırsatta yazacağım tarifi. sevgiler.
    ***
    metin bey,
    bu gidişimde hava açıktı ama şehir yağmurda da güzel gerçekten. inşallah hep yazarım, siz de hep okursunuz. sevgiler.
    ***
    jasmina,
    teşekkür ederim ağacı bulmuşsun :) epey okudum hakkında, ana yurdu amerika imiş, kızılderililer yay yapmakta kullanıyormuş…
    tren seyahati gecikme dışında güzeldi. size de yakın zamanda bi tren yolculuğu diliyorum efenim.
    ***
    şule,
    demek sen de oradaydın, süpermiş :) eskişehir öyledir, semirirsin, ben de hemen bi kilo almışım, tatlıyı kestim bu hafta. ben de seni çok öpüyorum.
    ***
    ekmekçi kız,
    yaa, hayır hayır, bi daha hiç öyle itiraz etmiycem, sen ne agacı dersen doğrudur :)
    eskişehir turunu ciddi ciddi düşünmeye başladım. du bakalım…
    ***
    serpil,
    evet, hep benden ötürü :) yapıcaz bi şeyler artık.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s