elizabeth yakalığı, ihtiyol ve olaylar olaylar…

leyla ile mecnun’u izleyenler bilir, orda ismail karakteri bi şeyler anlatırken “olaylar olaylar” diyor sık sık. ben de kullanır oldum bu ara. olaylar şunlar efenim:

– geçen hafta badem’i severken severken elime fındık büyüklüğünde bir şişkinlik geldi arka bacağının hemen üstünde, endişelendim tabiy. cumartesi günü de tıktım sepetine veterinere götürdüm, yaşı da ilerledi, kitle mitle bi şey olmasın diye kalbim pırpır ederek girdik veterinerden içeri. genç doktor iyice bi muayene etti, sorular sordu. iğe yapıldı mı son zamanlarda dedi, yok yapılmadı, hmm o zaman düşmüş ya da bi yere çarpmış olabilir, kan toplanması bu, derinin hemen altında, ciddi bir şey değil, merhem ve antibiyotikle olgunlaşmasını sağlayacağız, dağılmazsa müdahale ederiz dedi. oh, içim rahatladı.

– ilacı mamayla içiririz de merhem işi sakat, nasıl sürücez bir, yalamasına nasıl engel olucaz iki?. bazen köpeklere takıldığını görürdüm, şeffaf yakalıklar var ya [elizabeth yakalığı imiş adı], bizimkine de onun küçüğünden taktılar. canım, bi şaşırdı ki sormayın! önce çarpa çarpa yürüdü evin içinde, mamasını yerken filan zorlandı ama şimdi alıştı biraz. hala sinir oluyor tabiy, yalanamadığı için o plastik şeyi yalıyo şaşkın :)

– merhemi ilk zamanlar itiraz etmeden sürdürdü, şimdi anladı, kaçmaya çalışıyor ama aynı anda başını okşayıp tatlı sözler söylerseniz izin veriyor -neo the cat whisperer :) önce ihtiyol (kara merhem diye de biliniyor) üzerine de bi başka merhemi sürüp deriye iyice yedirmek gerekiyordu.  “ihtiyol, ihtiyar kediler için” diye hain espriler eşliğinde sürdük merhemi günde iki kere :) bugün dördüncü gün, işe yaradı gibi görünüyor, giderek indi şişlik, iyice geçene kadar yakalık duracak mecbur, yarayı yalamaması lazım.

– gündemimizi birkaç gündür meşgul eden badem dışında ofis çok yoğun, iki ayrı toplantının hazırlığı devam ediyor, stres altındayım… Yurt dışından misafirler vardı, bi cumartesi onları arkeoloji müzesine götürdüm, çok beğendiler, sakin, sessiz, sonbahar sinmiş o asude bahçeye bakan kafede çay içtik, pek güzel oldu. bir başka akşam doğum günü kutlamaları kapsamında japon restoranı bunka’ya gittik, yeşil çaylı profiterol yedik, nefisti!

– eve de iş getirdiğimden, doğru dürüst kitap okuyamadım, işe gidip-gelirken ahmet büke’nin son kitabı ekmek ve zeytin’i bitirdim, çok güzeldi. twitter’a da yazdım, yalnız edebi lezzeti değil anlatmak üzere seçtikleri de insanı sarsıyor. fuardan aldığım zilyon tane kitap var, bi yandan zaman çarkı’nın okuyorum ama o koca kitabı yanımda taşıyamadığımdan yavaş ilerliyor. dizi mizi izleyemez oldum. şu aralık ayını alnımın akıyla atlatırsam benden güzeli yok.

-son olarak abur cubur cephesinden bi haberle bitireyim. o kadar tatlı seven ben, hiç donut yememiş idim. buralarda (taksim-gümüşsuyu-tünel) yok, hem yağlı-şekerli bi şey diye heveslenmemişim [hayret!]. hafta sonu yolum istinye park’a düştü (hiç ünlü göremeden döndüm bu arada, tuhaf şey!) ordan amerikan filmlerindeki polisler gibi bi kutu donut aldım iyi mi? :) bazıları aşırı şekerli, ama bazıları da pek lezizdi (bavyera kremalı mesela, ya da ahududulu). öyle zırt pırt yenmez tabiy ama mayalı kızarmış hamur da nefis yahu!

Advertisements

12 thoughts on “elizabeth yakalığı, ihtiyol ve olaylar olaylar…

  1. Şu donatların çikolatalısı var, üstüne de çikolata sosu döküyorlar. Ben “asılacaksan İngiliz sicimiyle asıl” diyorum kendime ve kırk yılda bir yiyecek olursam, onu seçiyorum.
    Bunka’ya gitsek birlikte, bir başka doğum günü vesilesiyle mesela, hoş olma mı? :))

  2. Bunka’ya beni de götürün, götürün de isterseniz yerlerde yatırın:))
    Öven övene yahu, bir dahaki İstanbul hac farizamda gitmek şart oldu.
    Badem Bey’e geçmişler olsun efendim…

  3. Şeker Badem’i öpüyorum, çok geçmiş olsun, aralık ayında nöbetlerimiz fazlaymış benim de sağlıcakla atlatmam şart, mcdonalds’ın donutlarını bile zevkle yiyorum ben Neocuğum, ve yerken de aynen senin gibi Hollywood filmlerindeki dedektifler gibi hissediyorum tabii, ne travmaymış ama yaşadığımız;p

    Justine the nokta koymadan söze daha ne kadar devam edebilirim insanı!

    p.s.: Ah, gönül Joyce ya da Atay olmak istiyor ama, olmuyor elbette;p Son olarak, yakalık esprisine çok güldüm.

  4. Hmm, ben de Bunka’nın sitesine bakıyordum, menüye. Yeşil çaylı profiterolünü daha önce de duymuştum, C.’ye gidelim mi canım, diye yazdım az önce. Özsüt’ün bayıldığın profiterolüne ne oldu, modası mı geçti, diyecek şimdi, eminim;p
    Japonlar yapmış diyeceğim ben de;)

  5. ekmekçi kız,

    gidelim valla, ortam da şahane, istersek caponlar gibi yere de oturabiliriz, öyle geleneksel döşenmiş bölümleri de var.

    yakalık hakkaten bi hava kattı bizimkine :) acil şifa dileklerine teşekkürler.

    ***

    leylak dalı,

    sen de gel hadi, gidelim bi gün. değişik bir lezzet, bi kere krema açık yeşil, öyle çok şekerli de değil :)

    geçmiş olsun dileği için teşekkürler. akşama ileteceğim kendisine.

    ***

    justine,

    mcdonalds’a yıllardır gitmedim. hakkaten hollywood nasıl zehirlediyse bizi, “donutlar tamam, şimdi kahve alıp, bir arabanın içinde gün boyu birilerini izlemek gerekiyor” diye havaya girdim :)

    japonlar hakkaten yapıyor :) ben şusi de seviyorum, gitmişken suşi de yedim. noodle, pilav vs porsiyonları büyük, iki kişi paylaşılır, aklında olsun.

    öpücüklerini ileticem badem’e.

  6. Neocum Ahmet Büke’yi hiç okumadım, ilk hangisinden başlayayım sence
    Tepebaşı’nda bir binanın yan duvarına kocaman NEO yazmışlar, gördün mü, resmini çekecektim ayarlayamadım, hani Flash Tv falan vardı, stadyumun sol tarafında eski bir bina
    Badem’e geçmiş olsun, yakanın ismine gülmekteyim şu an :)))

  7. Geçmiş olsun kediciğe. Ben de hep bu başlıkların ne işe yaradığını merak ederdim, demek bu gibi sebeplerdenmiş. Hamurişi ne kadar güzel bir şey, değil mi ?

  8. serpilciğim,
    ilk kitabı izmir postasının adamları güzeldir, alnı mavide ve çiğdem külahı ile devam eder. kumrunun gördüğünü pek sevmedim nedense. ama bu sonuncusunu begendim. kısa ve acılılar, haberin olsun.
    NEO yazısını görmedim, bazen geçiyorum ordan, bi bakayım. ve şöhretim dalga dalga yayılıyordu :)
    ben de güldüm valla, kraliçe gibi kedi işte bizimki de :)
    ***
    ışın,
    teşekkürler, evet bu işe yarıyormuş başlıklar. komik görünüyor epey, bi yuvarlağın içinden bakan bi badem :)
    sorma sorma, hamur işi zayıf noktam. hele de tatlı olursa.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s