yeni yıl yazısı yerine…

hmm, geçen yıla göre iki kitap daha az okumuşum… yılın bitmesine ne kaldı şurda? acilen üç kitap okuyup, geçen yılki rakamı geçmem lazım …ve neo hırs yapar :)

– şimdi yıl bitiyor ya, ben geleneksel yılbaşı yazılarından birini yazayım diye oturdum, okuduğum kitapları not aldığım yeşil defteri açtım baktım, bu sene okuma açısından pek verimli geçmemiş, kitapları yazmaktan vazgeçtim.

– geçen yılın filmleri diye bir klip vardı, onu izledim ordan da izlediğim film sayısı 10’u geçmez, öyle “yılın filmleri” yazısı da çıkmayacak.

– bu sene yılbaşı kutlayalım, hediyeler alalım, badem’li prodüksiyon yapalım hevesi de yok, onları da eledim. anlayacağınız yeni yıl yazısı yalan oldu.

– neyse, napalım, yine de yazacak bir şeyler var son günlerden:

* artık sıkıldınız eminönü lafı duymaktan ama geçen cumartesi yine ordaydım. yapacak daha iyi bir şey bulamayınca ilk aklıma gelen yer eminönü oluyor. giderken fazla ıvır zıvır, gereksiz şey almiycam, üç en fazla dört şey diye kendime söz verdim. tuttum da sayılır aslında. tabiy yine kedili bir fincandır, hiç hesapta olmayan bir çantadır vs alındı. bahsetmiştim, çizgili bir atkı örüyorum bir zamandır, kenarları içe kıvrıldı, baktım ütüyle düzelmiyor, dedim ben bunun arkasına polar kumaştan astar geçireyim, hem kıvrılmaz hem çift taraflı olur. onun için kadife polar diye tabir edilen yumuşacık bir kumaş buldum, ondan aldım. kumaşçıda çok güzel desenli, hani böyle soule mama’dır, başka marifetli hanımların siteleridir gördüğümüz kuşlu, çiçekli şahane kumaşlardan vardı. baharda gidip almak üzere dükkanın yerini iyice bir hafızama kaydettim. atkıyı da bitirince fotoğraflı filan, martha stewart kategorisinden siteye girerim artık :)

* cumartesi günü bir de sherlock holmes filmini izledim. ikincisi yeni vizyona girdi ya, arkadaşım gidelim mi deyince bi telaş oturdum cuma akşamı birincisini izledim bilgisayarda, guy ritchie filmlerini severim, holmes yorumları da hoşuma gitti. bol dövüş sahneli, patlamalı, holmes ve dr watson arasında tatlı tatlı çekişmeli eğlendiren filmler olmuş. jude law dr. watson rolünde çok tatlıydı, bir bıyık insana bu kadar mı yakışır? :)  1900’ler ingilteresini izlemek de ayrıca hoşuma gitti. büyük prodüksiyon yapmışlar, kostümler vs. bir de sinemada film izlemeyi özlüyorum, onu fark ettim.

*  barış bıçakçı’nın sinek ısırıklarının müellifi’ni okudum. çok güzeldi, bir sürü yerin altını çizmek istedim, bi sürü tespite “”hah, aynen de böyledir bu” diye canı gönülden katıldım. lakin sonunu anlamadım. yani şimdi henüz okumayanlar vardır, spoiler olmasın ama, nasıl bir sondu o öyle? noldu? karakterimiz naptı sonuç olarak? yazarımız bizi boşlukta bırakmadı mı? barış bıçakçı seven arkadaşlar, bana bi yardımcı olun, siz anladınız mı?

* son olarak abur cubur cephesinden kötü bir haber, bir süre tatlı yemeye ara verdim ve hatta karbonhidrat… karatay ve taş devri diyeti lobisinin etkisi altına girdim. bir sürü şey okudum, dinledim vs, mantıklı geldi. bir de son zamanlarda tatlı meselesini abartmıştım (bkz bi kutu donut olayı), bir deneyeyim dedim. öyle çok katı bi şekilde yapmıyorum, arada yiyorum sütlü tatlı mesela, ya da ince bir bitter çikolata vs. bakalım, bir süre böyle dengede gitsin, sonra belki sahalara geri dönerim, ne bileyim bir kutu donutla mesela veyahut koca bir porsiyon profiterolle? :)

* iş güçten bahsetmedim, oradan haberler vereyim:, organizasyonuyla uğraştığım iki toplantı, gayet güzel geçti, bir aksilik filan çıkmadı çok şükür. onları atlatınca da bana bir rahatlık geldi, hala yapılacak bir sürü iş var ama rölanti moduna girdim saçma bir şekilde. toplantı deyince, yaptığım bir saçmalığı da anlatıp bitireyim yazıyı. toplantılardan biri uluslararasıydı, kafkaslardan katılımcılar vardı, bir katılımcının ismini bekliyordum, geldi sms’le, sonra “spasiba bolşoy” yazan bir sms daha geldi. aha dedim, bir katılımcı daha mı eklendi? gönderen arkadaşa yabancı biri mi eklendi diye telaşla sordum, cevap alamadım, bi daha yazdım, yine cevap yok. neyse başka işlerle ilgineyim dedim. bi yandan da “spasiba” lafı tanıdık geliyor, teşekkür müydü bu, neydi? bizde de şükran diye isim var, demek ki ruslarda da aynı mantık diye yazıyorum habire kafadan. sonunda arkadaşım, aradı, çok güldüm mesajına diye :) kızım o çok teşekkürler  demek rusçada, bilmiyor musun demesin mi? eheh, ne bileyim ben, biz hep ingilizce anlaşıyoz ruslarla dedim, utandım da biraz. artık hayatta unutmam, spasiba bolşoy :)

Advertisements

13 thoughts on “yeni yıl yazısı yerine…

  1. eheh, yeni bulıtlı yazı, yaşasın.

    hafta sonu ben de gittim sherlock holmes’a. downey jr.’a, teee çatlak ally’ye “you are checking out my butt” dediği zamandan beri hastayım. fekat, önce de konuşmuştuk ya senle, ne yaşlanmış adamceğiz, çok üzüldüm. film boyu ona tasalandım durdum. jude law’dan normalde hoşlanma ya, bu filmde pek sevimliydi gerçekten, onun pürüzsüzlüğünün yanında downey’nin hırpani hali çok daha fazla göze batıyordu. filmin en güzel yanlarından biri de stephen fry’ın çıkmasıydı karşımıza ki onun da hastasıyım. ilk filmde de var mı stephen fry?

  2. :))

    ya evet, o ally mcbeal döneminden hastaları var downey jr’ın, bir arkadaşım daha bayılıyor, nedense ben takılmamışım, hoş adam, beyaz gömlek çok yakışıyor vs :) ben de jude law’u öteden beri severim, bu filmde de boş çıkmadı, o çizgili atkısıyle filan ne tatlıydı ;)

    stephen fry ilk filmde yok, ben de yeni yeni dikkat etmeye başladım adama, bir sürü filmde var diy mi? çok iyi seçim olmuş holmes’un biraderi için. ilk filmde bi yerde türkiye lafı geçiyor, yabancı filmde türkiye görünce garip tepkiler veren tipik türk insan moduna geçiyor insan eheh.

  3. Evet, bi sürü filmde oynuyor Fry (hmm, mesela v for vendetta), otostopçunun galaksi rehberi’ni, harry potter’ı falan da seslendirmiş, hugh laurie’nin kankası. sosyal sorumluluk proceleri insanı. (bu arada bu akşamki leyla ile mecnun’daki otostopçu şeysileri nasıldı? havlunun işlemeli olması falan? miheheh, don’t ponic. senin ruslar da mı böyle derdi acaba? :P)

    ya Neo, geçen gün Sherlock’un dizisi mayısta başlıycak demiştim ya, wiki’de öyle yazıyordu, şimdi de başka bir yerden ocak 2012’de başlayacağına dair bir duyum aldım tekrardan. işşallah doğrudur. (bu arada bu dizinin watson’ı da otostopçunun galaksi rehberi filmindeki başroldü, filmler ve olaylar arası gönderme manyağı oldu bu yorum :) )

  4. Geçen gün ben de Eminönün’deydim, çılgın bir yer orası. Her ne kadar ne zaman gitsem biraz tırssam da, keşfedecek çok şey var. Seninle kitap fuarına gidemedik ama birgün Eminönü yapalım derim. Valla bence sinek ısırıklarında yazarın kitabı düzeltmeler yapıldıktan sonra basılacak. Her ne kadar rutin bir hayatı olursa olsun hayatı olduğu gibi kabul etmeye karar verdi diye anladım ben kitabın sonunu. Bilmem doğru mu anlamışım. Ben de kitabın adını neden böyle koymuş onu anlamadım. Şu kitabı bir konuşalım, kafama takıldı şimdi. Ve Şu tatlı ve karbonhidrat olayına benim de çözüm bulmam lazım. İyice abarttım artık. Sabahları iki adet tostla başlayıp akşam koca bir tabak pilavın ardından dondurma falan yiyerek kalori alımında tepe yaptım. Bu sabahtan itibaren karbonhidrat ve tatlı alımına son. Belki yeni yılda seninle ve ekmekçikızla bir kahve içeriz ha ne dersin?

  5. bu yıl belki de yavaş okunmayı gerektiren kitaplar okudun. her kitap aynı sürede okunmuyor. ben bazı kitaplarda okuduğum sayfanın süresi kadar düşünceye, hayale kapılıyorum da bitmiyor o kitap, neo’cuğum. bence hiç üzülüp, kasma kendini.

    bir arkadaşımın erken yılbaşı partisi var bu cuma. gidersem kutlama o olacak. ama beni biliyorsun, çok üşeniyorum. arçil’e, arkadaşlarını davet et, ben de odanı süsleyip, yemekler yapayım diyorum ya, o da pek isteksiz. bakalım. oldum olası sevmediğim hadisedir yılbaşı kutlaması zaten.

    . ben kumaş tasarımlarına bayılırım, neo. o kumaşçıyı unutma. hatta bu bahar giderken ben de gelmeyi isterim seninle. seninle kumaş alır, atze ile dikiş dikersem, diktiklerimi giyecek bir arkadaş da bulurum;)

    jude law’ı belki o kusursuz, bebek yüzü nedeniyle sevmiyoruz da bıyık biraz erkeksileştirdi diye hoşumuza gidiyor.

    ben de barış bıçakçı’yı tanımak için bir kitabını sipariş verdim. veciz sözler galiba. bizim okuldan çok sevdiğimiz bir arkadaşın kardeşiymiş ve laf arasında bunu diyen arkadaşım, hiç de fena yazmıyor, çok sıkı da bir insan, diyince, bir kitabından başlayayım istedim okumaya. bakalım.

    senin tatlıdan uzaklaşman bana çok hüzünlü geliyor neocum. sen çok da uzaklaşma tatlıdan yine. benim d eşu çaya, kahveye attığım şekeri azaltmam lazım. gün boyu içtiğim bu pek de yararlı olmayan içecekler değil de içine koyduğum şekerler beni ürkütüyor.

    bu bulıtlı güzel yazı için spasiba bolşoy, diyerek gözlerinden öper, badem’e en derin sevgilerimi yollarım.

    .

  6. pa,

    çok iyiydi yine leyla ile mecnun, o uzaylı tiplerin hastasıyım :)

    sherlock haberine çok sevindim, ben de arattım şimdi, 1 ocak diyor, şahane :) ben de diyorum bu watson nereden tanıdık geliyor? bu arada filmde sherlock’un sevgilisi gibi olan kadın da tanıdık gelmişti, baktım midnidght in paris’teki adamın nişanlısını oynuyormuş. orada sarışın ya, epey farklı görünüyor.

    ***

    gamlı baykuş,

    evet kitap fuarı olmadı, eminönü olsun :) ekmekçi kız organizasyon konusunda başarılıdır, topu ona atıyorum.

    sinek ısırıkları’ndaki karakterin kitabı düzeltip düzeltmeyeceği biraz muallakta sanki? karısı çok takıyorsun bu meseleyi vs diyor, ona tamam diyor. sonra? neye karar verdiği belli değil. şart diyil tabiy de, ben daha kesinlik arzeden finalleri seviyorum galiba. öyle okurun, izleyicinin hayal gücüne kaldı mı, pek hoşuma gitmiyor. bir kahve içersek konuşalım kitabı da tabiy ki.

    ***

    periciğim,

    yok üzülmüyorum da böyle yıl sonu hesapları yaparken, bakınca ha daha az okumuşum diye bir hayıflandım. dediğin gibi daha uzun vakit harcadığım kitaplar okumışım bu yıl. üşenmeyeyim de sevdiğim 2011 kitapları listesi yapayım yine de.

    partilerden giderek ben de sıkılıyorum. yaşlanma emaresi herhalde, ama üzülmüyorum buna. direnen yaşlılardan olmamaya kararlıyım :) sen evden az çıkıyorsun, çok üşenmezsen git bence. aslında arçil’in arkadaşlarını ağırlamak da iyi fikirmiş.

    barış bıçakçı’nın üç kitabını okudum, “baharda yine geliriz”, öykü kitabıydı, fena değil diye düşündüm. sonra bizim büyük çaresizliğimiz ve bu sonuncusu. sevdim ben barış bıçakçı’yı, bir erkek yazar olarak takıldığı detaylar şaşırtıcı geliyor. sen de sevebilirsin diye düşünüyorum.

    tatlı meselesi benim için sigara gibi. bildiğin bağımlı gibi bi şeyim. kontrol altında tutmam lazım, ara verdim ama çok da uzağa gidemem, biliyorum kendimi :) allahtan ben çay ve kahveyi şekersiz içiyorum.

    öpüyorum, benden de ev ahalisine selamlar, sevgiler.

  7. Hooop! Attığın topu tuttum bile Neocum. :))
    Hımmm, çalışma saatlerinizi filan karşılıklı bir denk düşürmek gerekecek, bakalım…

    Barış Bıçakçı’nın Sinek Isırıkları’nın fazla kesin olmayan sonu benim özellikle hoşuma gitti. Hayat gibi, bir ucu açık, yarın ne olur belli değil. Bir de itiraf edeyim ki, ben roman ve film sonlarını aklımda tutamam, özelliği yoksa hatırlayamam. Belki de bu nedenle aykırı gelmemiştir.
    :)

  8. A, Neo yazmış, ne güzel;p
    Çok çok yorgunum Neocuğum (acaba bunu kaç kere yazarsam rahatlarım, yorumlara cevap verirken yazdım iki kere, şimdi sana söylüyorum ve bir de akşam post girersem yazarım, ohh tam olur:/), sabah nöbetten çıktım, uyudum ve kalktığım gibi kendimi sokağa attım. Bir saat filan oldu geleli. Çayımı bile şimdi koyabildim, ne zor işmiş yaşamak yahu!;p

    -Demek geçen yıla göre az okumuşsun ha? Hmmm, az derken neyi kastediyor Neo acaba, neye göre az, kime göre az? (burada, sinirden kendi kendime konuşuyorum tabii;)) Ben bir zaman, bir bloğa rastlamıştım, geçen yıl aldığım kitap, okuduğum kitap sayısı diye anlatıyordu sitenin sahibi, aman tanrım, nasıl kaçacağımı şaşırmıştım oradan. O kadar kitap nasıl okunur, ne zaman okunur, okunursa ben ne oluyorum burada, elimde aylardır sürünen zavallı bir kitapla ne yapıyorum, vs. vs. böyle acıklı düşünceler dalmıştım. Bu da böyle bir anımdır;)

    -Sherlock Holmes’a Poliş de gidecekti. Biliyor musun, ikincisine gideceğim diye bir telaş oturup ilkini izlemişsin ya, aynı şeyi biz de konuştuk. Ama kiminle konuştuk? Hah ha, sorun orada işte, valla bu muhabbeti yaptım fakat kiminle yaptığımı unuttum, sevgilimle bile olabilir, düşün o kadar leylayım bu günlerde. Hatta bugün adımı bile unutuyordum az kalsın, isminizi yazıyorsunuz dediler, tamam biliyorum adımı, yazarım şimdi dedim, çok komik bir hava oldu, güldük öyle. Alışığım ben tabii, daha önce de unutmuşluğum var;p

    -Telefon arası…………………….

    -Ne diyordum ben? Böyle ara verince kötü oluyor, ne güzel almış başımı son hız saçmalıyordum. Kaldım şimdi;)

    -Hah tamam, Jude Law’u The Talented Mr. Ripley’de sevmiştim ben, sonra sevmedim. (nasıl cümle bu yahu?) Hep sevgilisini (ya da karısı, unuttum şimdi) bebeğinin dadısıyla aldatan adam diye kalmış aklımda. Bir de Nuri Bilge’ye Cannes jürisiyken hayran hayran bakan adam olarak, komikti;p

    -Robert Downey Jr.’ı da Chaplin’le sevmiştim ben, sonra unutuldu o (ben unutmadım;p), kokain dalgaları filan, tam adam sefil oldu gitti diye hayıflanıyordum ki tekrar gündeme geldi. (var ya ben o kadar uyuşturucu kullanıp, dağıtsam kimse suratıma bakmaz, bunu da yazmadan geçemedim) Bir şımardı, havalandı, Oscar töreninde çocuk gibi hareketler filan sevmedim. Bana ne oluyorsa?;p

    Yazın çok iyi geldi Neo, çok güldüm, daha sık yazsan keşke. Spasiba bolşoy, demek, hiç unutmam artık, Rusya’ya gidersem önüme gelen herkese söyler dururum, zaten kibarcık bir kızmışım, madem!;p

  9. ekmekçi kız,

    tamamdır, karşıya da geçerim bu arada, bana da değişiklik olur. haftasonu caddede buluştuk bir arkadaşımla, çok iyi oldu. baymışım istiklalden biraz.

    hmm, işte tam senlik olmuş o zaman kitabın sonu. beni ise kesmedi. “bir ucu açık, hayat gibi” demişsin ya, ben biraz sonuca odaklı bakıyorum kitaplara, filmlere. bana mutlu son olucak, sonsuza kadar mutlu yaşadılar vs :)

    ***

    a justine gelmiş, ne güzel :)

    ben de yorgundum, dediğim gibi toplantıları atlatınca kuş gibi ferahladım, sana da ferahlık ve uzun dinlenmeler diliyorum.

    ya, ben de yapıyorum onu işte, yani aldığım kitaplar değil de okuduğum kitaplara bakıyorum yıl sonunda. peri de demiş ya, sayılara takılmamak lazım, bazı kitaplara fazlaca zaman ayrılıyor, aynen öyle. toplam rakamı kafaya takmıycam, kendime göre bir kitap top 10 listesi yaptım, onu giricem bloga, listeleri seviyorum nabayım :)

    jude law’u ben closer’da sevdim galiba. o film de ne acayiptir! clive owen filan, denk gelsem yine izlerim valla. jude law evet çapkın bi arkadaş, ingiliz magazin basınından takip ediyorum kendisini, pek çok hanım arkadaşı oluyor. (ne kadar kibar yazdım, görüyo musun?)

    yazımın iyi gelmesine çok sevindim, gerçekten bak, öylesine yazmıyorum, ben de de diyorum keşke daha sık yazsam diye, bana da iyi geliyor yazmak, burada sohbet etmek. yeni yıl kararları alma zamanı ya, yazıyorum bak buraya, 2012’de daha sık blog yazısı. hadi bakalım :)

  10. – Eminönü’nden hiç bıkmam, senin Eminönü yazılarından da. Komşusu Karaköy’ü de çok seviyorum ben. O kadar ıvır zıvırcı yok tabii ama farklı, özel bir havası var bana göre.
    – Çok güzel kumaşlar var gerçekten ama nerede bende o dikiş yeteneği ve azmi…Bir tek örgü becerebiliyorum, o da yıllar öncesinde kaldı.
    – Sinek Isırıklarının Müellifi aniden bitti gerçekten de. Yaz, yaz, nereye kadar demiş ve aniden bitirmiş sanki yazar. Bana düzeltme yapacak gibi geldi ama editörün lafı da manidar doğrusu : “Lütfen hiç acele etmeyin !”
    – Biz yine de bir 2011 kitapları listesi isteriz, az olsun öz olsun. Okunacak ve izlenecek şeylerin sayısı o kadar arttı ki bu bile stres yaratabiliyor, bazen insanlık olarak hep beraber saçmaladığımızı düşünüyorum.
    – Blogunu okumak da iyi geldi, umarım yine yazarsın 2012’den önce..

  11. Bu arada, bululşma, kitap derken oyuncu beğenme faslını es geçmiş es geçmiş gibi olmuşum, hemen onu da telafi edeyim! :))
    Jude Law’ı ilk Enemy at the Gates ile hatırlıyorum, sarışın olmasına rağmen (!) beğenmiştim. Closer’dan önceki Cold Mountain ve sonraki Breaking and Entering sevdiğim filmlerindendir.
    Robert Downey Jr’ı ise ilk kez Chaplin filminde tanımıştım. Sonra Ally McBeal’de karşılaşınca diziyi daha da keyifle seyretmiştim. Arada bağımsız filmlerde oynar, bu hali hoşuma gidiyor.

  12. ışın,

    doğru diyorsun, karaköy de güzeldir. iskeledeki balıkçılar, güllüoğlu, eski binalar, hakkını yememek lazım.

    dikiş yeteneği şart diyil bence, heves ve azimle deniyorsun, oluyor :) örgü de öyle. kumaşları görsen sen de heveslenirsin.

    kendi 2011 listemi yaptım, öğle yemeği arasında gireceğim, en çok beğendiklerimi seçtim.

    ne güzel demişsin, “bazen insanlık olarak hep beraber saçmalıyoruz” bence de :)

    teşekkür ederim ilgin ve yorumların için. ben de daha sık yazayım istiyorum. bakalım.

    ***

    ekmekçi kız,

    cold mountain’i izlemedim, nicole kidman mı vardı, ondan olabilir, hiç sevemedim o kadını.

    robert downey severler cemiyetinin üyesisin demek sen de? :) ben de alıcı gözle bakayım bundan sonra.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s