2011’den en sevdiğim kitaplar

geçen yılın rakamlarıyla karşılaştırıp, “daha az okudum”  diye hayıflandım ama 2011 kitap açısından verimli geçti aslında. en çok kitap hediye edilen doğum günümü bu yıl yaşadım bir kere, babam, kardeşim, arkadaşlarım bir sürü kitap aldı. e kitap fuarına da gittim, epey bi şey oradan geldi. bu sene hiç kitap almasam, yılı bitiririm yani, o derece :)

bu yılın sevdiğim kitaplarına baktım, yerli-yabancı eşit ağırlıkta gibi, hiç de fena bir yıl olmamış, siz de bir bakın bakalım, ve de lütfen siz de 2011’den sevdiğiniz kitapları yazın.

1 ) Zamanın FarkındaŞule Gürbüz: İlk kitabı Kambur’la tanıyıp sevdiğim bir yazardı, yeni kitabıyla beni yine mest etti, dönüp tekrar okunacak kadar güzel, karakterlerin kendilerine dönük acımasızlıkları, kara mizahı benzersiz, benim için yılın kitabı.

2) Sinek Isırıklarının MüellifiBarış Bıçakçı: Sonu pek sevdiğim gibi bitmedi ama olsun, çok beğendim.

3) Sen Dünyaya GelmedenMargaret Mazzantini: Hüzünlü ve de güzeldi, klasik roman formunda şeyler okuyamıyoruz artık pek, Mazzantini usta bu konuda…

4) Yaz Ortasında ÖlümYukio Mishima: Japon edebiyatı bu sene de okuma listesinin demirbaşlarından, Mishima’nın özellikle insanın sevdiklerinin kaybı üzerine yazdığı ve kitaba adını veren öykü etkileyiciydi.

5) The Possessed: Adventures with Russian Books and the People Who Read ThemElif Batuman: Edebiyat üzerine yazıları özellikle seviyorum, Nabokov, Nurdan Gürbilek vs. Batuman’ın kitabını da sevdim, bana daha önce okumadığım Rus öykücü Babel’i tanıttı. Türkçeye de çevrildi kitap.

6) Sevgili MimiTim Parks

7) Mimi’nin HayaletiTim Parks: Bir polisiyesever olarak, bu yıl okuduğum en iyi cinayet romanlarıydı diyebilirim. İtalya’da geçiyor olması, Patricia Highsmith’in Ripley’inden izler taşıması da beğenimde etkili oldu.

8) Ekmek ve Zeytin  – Ahmet Büke: Büke’yi ilk kitabından beri okuyorum, karamsar belki ama olsun, seviyorum İzmir’i, sıradan insanları anlattığı öyküleri. Bu kitabında güncel meselelerden yola çıkarak okuyanı sarsan hikayeler de var.

9) Peruk Gibi HüzünlüYalçın Tosun: İlk kitabı “Anneler, Babalar ve Diğer Ölümcül Şeyler” hemen gözüme çarpmıştı, iyi ki almışım. Peruk Gibi Hüzünlü de boş çıkmadı.

10) BizYevgeniy Zamyatin: Bilim kurgu klasiklerinden, çok sağlam bir distopya romanı. İnsan 1920’lerde yazıldığına inanamıyor, o derece bugüne yakın.

Advertisements

16 thoughts on “2011’den en sevdiğim kitaplar

  1. çok güzel bir liste, neocum. hiçbirini okumadım. bu yıl eğer yeni, yerli yazarları okumak istersem benim için süper rehber olacak. hatta kaydedip masaüstüne aldım listeni. çok teşekkür ederim.

    sevgiler.

  2. Sevgili Neolitik Hanım,
    Çok teşekkürler liste için. Pek çok kitap okudum bu yıl ama hepsini toparlayamıyorum. 2012’den itibaren liste yapacağım ben de. Çok eski kitaplar da var aralarında ancak okuyabildiğim. Daha yeni mi okudun diye kınama lütfen :) En sevdiklerim
    – Küçük Şeylerin Tanrısı – Arundhati Roy
    – Mino’nun Siyah Gülü – Hüsnü Arkan
    – Halep – Serhat Öztürk Halep üzerine mükemmel bir gezi-deneme, yazarın deyimiyle taş ve zaman üzerine bir seyahatname
    – Endülüs – İlker Özünlü – Çok detaylı bir Endülüs güzellemesi
    – Kolera Günlerinde Aşk- Gabriel Garcia Marquez
    – Ecinniler – Elif Batuman
    – Zamanın Farkında – Şule Gürbüz
    – Ve şu an okuduğum çook eski ve iyi bir kitap Zen and the Art of Motorcycle Maintenance

    Liste uzar gider… Bol okumalı 2012’ler dileğiyle…

  3. Neocuğum, kitap yazılarına ayrı bayılıyorum, biliyorsun :) Listeni çok sevdim, Şule Gürbüz, Mazzantini ve Mishima’yı not ettim, 2012’de onları okuyacağım.

    Düşündüm 2011’de en çok hangi kitapları beğenmiştim diye, aklıma pek bir şey gelmedi. :) Benim gibi kafası çalışmayanlar için yapılmış bir site var: Goodreads (eheh, site sahibi yahut üyeler böyle dediğimi duymasınlar, tabii benden başka bu siteyi şaşkınlığına alet eden yoktur :P) Yazın oraya tekrar üye olup okuduğum kitapları not etmeye başlamıştım, site girdiğin verilere göre bir sürü istatistik de tutuyor, kopya çektim bu sene ne okumuşum diye gidip oraya baktım. :) Ama acı bir şekilde fark ettim ki siteye kaydetmeye değer gördüğüm pek az kitap okumuşum bu sene. Benim açımdan epey verimsiz geçmiş.

    1. 2011’de en sevdiğim kitap Fowles’ın “Fransız Teğmenin Kadını”. Okumamı sen tavsiye etmiştin, hatırlarsın :) Uzun zamandır böyle güzel bir kitap okumamıştım, bittiğinde çok hayıflandım. Büyücü’yü pek sevememiştim, kötü bir zamanda okumuşum demek ki, Fransız Teğmenin Kadını’ndan aldığım gazla diğer bir iki kitabını daha okudum Fowles’ın, onlara da bayıldım. Fowles okurken çok eğleniyorum, “tongue in the cheek” İngilizlikleri yok mu, kıkır kıkır güldürüyor beni. :)

    2. Fransız Teğmenin Kadını’ndan sonra en sevdiğim kitap Hamsun’un “Dünya Nimeti” oldu (bazen Toprak Yeşerince diye de çevrilmiş). Geçen gün aglea ile peri de konuşuyorlardı bu kitap hakkında, nasıl anlatayım bilmiyorum, yalınlığıyla büyülendim mi desem, elimden bir türlü bırakamadım, okudukça zihnimde serin bir rüzgar esti deyip işi iyice sentimantelliğe mi vursam :) ama öyle işte, çok beğendim.

    3. İsmini görünce güleceğin bir kitabı da çok beğenerek okudum bu sene: “A Jane Austen Education: How Six Novels Taught Me About Love, Friendship, and the Things That Really Matter”. William Deresiewicz isimli bir abimiz yazmış. Başta, itiraf edeyim pek de umutlu değildim, reklam kokan hareketler gibi gelmişti ama okudukça yazarın Austen romanlarından çıkarımlarından ve yorumlarından çok etkilendim, hiç düşünmediğim açılardan bakmış ve kendi hayatından örneklerle tezlerini güçlendirmiş. Austen hakkında birçok şey öğrendim bu kitaptan diyebilirim.

    4. Kalp Ağrısı – Halide Edip Halide Edip’i seviyorum. Belki çok çok iyi bir yazar değil ama yine de seviyorum onu, tutkusunu. Epey düşündürdü bu kitabı da beni.

    5. Tanpınar’ın Mektupları – Nurdan Gürbilek’in “Benden Önce Bir Başkası” kitabını okuduktan sonra merak etmiştim Tanpınar’ın mektuplarını. Bir önceki kitap yazında bahsetmiştim, Tanpınar’ın muazzam huysuzluğuna aşık oldum. :)

    6. Kıskanmak – Nahid Sırrı Örik Çook önceden okumuştum, kıymetini bilememişim. Bu sene tekrar okudum, çok beğendim. Örik bana bir yanıyla Sabahattin Ali’yi hatırlattı.

    7 White Teeth / On Beauty – Zadie Smith Kıskanmak’ın hemen altına koydum çünkü Zadie Smith’i çok kıskandım okurken! Nasıl bir jonglörlük onunkisi, nasıl yazabilme yeteneğiyle biz zavallı ölümlülerle dalga geçme :) Kaç konu, kaç kişi, kaç konuşma, hiçbirinde de sıkmadan, bunaltmadan uzun uzun anlatmış. İki kitabında da yeteneğinden, ritminden hiçbir şey yitirmemiş.

    8. Her Kadın Bir Rus Şaire Aşık Olur Elizabeth Dunkel – Bunun üzerinde seninle konuşmuştuk değil mi? :) Bu da senenin eğlenceli kitaplarından.

    9. Yine güleceğin bir kitap ismi :) : Jane Austen’s Guide to Good Manners: Compliments, Charades & Horrible Blunders – çok istifade ettim okurken, o zamanın romanlarında anlamadığım bazı şeyler çok iyi oturdu. Mesela, Jane Austen’dan bahsederken soy ismiyle anmaktansa yahut Miss Jane Austen demektense authoress demek daha doğruymuş. Bak ne faydalı bilgiler, di mi? :P

    10. Kötülük Üzerine Bir Deneme – Terry Eagleton

    11.Dealing with Dragons – Patricia Wrede Kedileri sevenler bunu da sevdi :)

    Böyle işte Neocuğum, yine konu kitap olunca çenem düştü :P Hem listen için hem de benim gibi tembel ve şapşal bloggerlara da yazın sayesinde kendi listelerini yapma imkanı verdiğin için teşekkürler, öpücükler, iyi güzel seneler :)

  4. periciğim,

    beğendiğine çok sevindim. biliyorum senin kitap seçimlerin farklı, daha eskilerden, klasiklerden gidiyorsun ki kıskanıyorum bazen. ben de bırakıp yenileri, biraz klasiklere mi dadansam diyorum ama hep aklımı çelecek yeni bi şeyler çıkıyor. umarım yeni yılda listeden severek okuyacağın bir şeyler bulursun.

    benden de sevgiler.

    ***

    sevgili ışın,

    “daha yeni mi okudun” diye kimse kimseyi kınayamaz bence, endişelenme :) adalet ağaoğlu’nun iki yıl önce okumuş biriyim mesela, başka örnekler de var da ipliğim pazara çıkmasın şimdi yazmıyayım :)

    mino’yu leylak dalı’nda da gördüm, merak ettim. seyahat kitapları okumuşsun ne güzel… ben de onları not ettim, özellikle endülüs’ü.

    ben de sana bol okumalı bir yıl diliyorum.

    ***

    pa’cığım,

    ben de senin kitap yazıları yorumlarına bayılıyorum :) en son bi kitap listesi yapmıştım yine, orada banana yoshimoto hakkında iyi şeyler demiştin, o kitabı bulamadım bak, birden onu hatırladım.

    good reads’i biliyorum hatta üye de oldum ama galiba ingilizce oluşu yüzünden benimseyemedim. bi hamlede, okuduğum bir sürü kitabı girdim, sonra güncellemedim pek. aslında süper fikir, üye arkadaşlardan haber mailleri geliyor, şunu okudu bunu okudu diye, kıl oluyorum :)

    ya john fowles süper bi adam, keşke daha çok kitabı olsaydı.. hamsun’un sadece victoria’sını okudum, aşık bi gençle kız vardı’dan başka bi şey kalmamış aklımda, dünya nimeti’ni not aldım.

    jane austen’li kitapları da çok kıskandım :) ben de bulayım okuyayım inşallah bu sene.

    zadie smith konusunda tümüyle aynı fikirdeyim, safi yetenek, hem de genç, nazarım değecek vallahi :)

    dragon’lu kitabı da merak ettim.

    bak bi de bu yıl verimsiz geçti diyorsun, daha ne olsun kuzum? liste şahane, bu sene daha da zenginleşsin inşallah.

    sana da güzel seneler, öpücükler.

  5. Sevgili Neolitik,
    Ne güzel bir liste olmuş bu böyle! Şule Gürbüz’ü senden duyuyorum ilk kez, merak ettim iyice. Ahmet Büke de okumadığım ama en kısa zamanda okumak istediğim bir yazar. 1+1’de güzel bir röportajını okumuştum.Aslında yazdığın kitapların hepsini merak ettim. Zamyatin ve Batuman’ın kitapları özellikle.

    Ben de böyle bir liste yazmaya hazırlanıyordum tam. İşte benim listem:
    -Bin Dokuz Yüzlerin Başında Çocukluk (Walter Benjamin) : Benim için her zaman ilham verici yazdıkları.
    -Eşlik Eden (Nina Berberova) : Klasik Rus Edebiyatı tadı bambaşka!
    -Lucas Diye Biri (Cortazar) : Çatlak adam! Güzel ama:)
    -Elhamra (Robert Irwin) Nesnel bir tarih okuması için.
    -Frankenstein (Mary Shelley) : 19. yüzyılın gotik romanlarını seviyorum ben.
    -Her Dağın Gölgesi Deniz’e Düşer (Evrim Alataş) : Kıyıcı bir döneme tanıklık. İyi ki yazmış keşke daha da yaşasaymış.
    -Kör Baykuş (Sadık Hidayet) : En ürpertici olanı buydu.
    -Soğuktur Akşam Rüzgarı (Ingrid Noll) : Öyle çok harika olduğunu düşünemedim, tam havasına giremedim aslında.
    -Bizim Büyük Çaresizliğimiz (Barış Bıçakçı) : Çok yer etti içimde. Çok sevdim.
    -Sinek Isırıklarının Müellifi: En son okuduğum kitap, hatta bir iki saat oldu bitireli. Sevdim sevmesine, Barış Bıçakçı’nın yazdıklarını su gibi okuyabilirim, ama bir şeyler eksik sanki. Senin dediğin gibi sonu da olabilir, bilmiyorum, hala düşünüyorum. Birşeyler bulursam haber ederim:)

    Sevgiler.

  6. Şimdi şöyle yapalım Neocuğum, liste işini bir kenara bırakalım ve sohbet edelim havadan sudan, olur mu?;p Hah ha, liste nereden çıktı yahu?! Bu arada Passive’e ben de “daha ne olsun” diyorum ve madem sohbet edeceğiz, aklıma düştü, kahve yapıp geliyorum.
    Hmmm mis gibi, üşenmedim (sinbo, iki dakika;p) yaptım geldim. Güzel güzel konuşabiliriz şimdi.
    Canım, yazdığın isimlerden Gürbüz’ü, Batuman’ı, Bıçakçı’yı ve -elbette- Zamyatin’i duymuştum ben. Gürbüz’ün Kambur’u bende vardı ama bulamadım seninle konuştuktan sonra. Bir yerlere sıkışmış kalmıştır, küçük bir kitap diye hatırlıyorum, okumadım tabii. Sen sevdin madem, aklımda kalsın, okurum bir ara (hangi ara?;)). Diğerleri çok konuşuldu zaten, Zamyatin’i ayrı bir yere koyuyorum, ölmüş gitmiş adam onun hakkında küstah bir dille konuşamam, ayıp olur;p
    (ya, bugün iyi tarafımdan kalktım sanırım, keyfim yerinde. ben cümle sonlarına işaret koymasam, sen hepsini espri yapılmış gibi düşünüp öyle okusan, nasıl olur? yoksa işaretlerden çorbaya dönecek yazı. kapiş;p)

    Hmmm, ben neler okudum bu yıl? Aslında, yeni yazarlara şans vermiyorum sanırım ben (şans? o la la, bu ne kibir!), hep çok iyi bildiğim, ama okumayı nedense ertelediğim ve iyi olacağına neredeyse emin olduğum yazarları okuyorum. Bu yıl da öyle olmuş. Şvayk’a yılın tam son günü başlamıştım, iyi biliyorum. Yeni yıla (2011) eğlenceli bir kitapla gireyim demiştim ve Şvayk uzun süredir aklımdaydı. Aslan Asker Şvayk, hem çok eğlenceli hem de müthiş alaycı bir roman. Hani hiciv türünde yazılmış bir kitap ismi sorsalar, vereceğim ilk isim o olur ihtimal. İki ciltlik -Celal Üster’in muhteşem çevirisiyle- Can Yayınları basımını okudum ben. Tavsiye ederim, fakat şunu da kesinlikle söylemeliyim; Şvayk’ı herkesin aksine sevmedim ben. Roman iyi, ama karakter ı ıh. Şimdi tamam, biliyorum romanlardaki karakterlerin hepsine hayran kalmıyoruz, yok böyle bir şey, fakat bu karakter özellikle sevilmesi için yaratılmış. Komik, saf, şirin, zavallı bir tip. Hatta bizde, tiyatroda Genco Erkal filan oynamış, sevilir bilirsin. İşte tüm bunlara rağmen, bu kadar sevilmek için yaratılan Şvayk karakterini sevemedim ben. Laf uzayacak biliyorum, onun için kısaca şunu diyeyim; Şvayk gördüğüm en faydacı ve umursamaz karakter. Saflığı bile adamına göre şekilleniyor. Kendinden daha zavallı bir karaktere yapmadığını bırakmıyor mesela. Neyse, komedi olarak sunulan bu manzara benim hiç hoşuma gitmedi.

    (devam edecek)

  7. ……………………..

    Conrad okudum, biliyorsun, Narcissus’un Zencisi. Müthiş bir yazar Conrad. Dili benim sevmediğim bir dil aslında; süslü, ağdalı. Şöyle bir parantez açmalıyım burada Neo; ben abartılı tarifleri, süslü kelimeleri ve oynanmış, kurulmuş ifadeleri sevmem. Hatta bir ara öyle çok sadeliğe takmıştım ki, kelimelerin hepsini atmaya başlamıştım beynimden. Bunu daha önce birisiyle de konuşmuştum, unuttum şimdi, ego demek havalı geliyordu mesela, ego korumaya alınmamalı, benlik korumaya alınmalıydı. Kar, binlerce ışık hüzmesinin arasından nazlı nazlı yağmamalı da sulu sepken adam gibi yağmalıydı örneğin. (Beckett hayranıyım ben, belki ondandır böyle sadeliğe takmam;p) Conrad, tüm bu süslü, havalı dilin ötesinde bir şeyler anlatmaya çalışıyor bize. Bunu çok önemsiyorum. Demek istediği şeyler öyle sert ve öyle önemli ki, o zaman o ağdalı dil hediye gibi geliyor bana. Kısaca, çok sevdim Conrad’ı ve diğer kitaplarını kesinlikle okuyacağım (ölmez, kalırsam tabii). Sırada Batılı Gözler Altında ve Karanlığın Yüreği var. A, Gizli Ajan’ı da C. almış, bu gidişimde hediye etti bana, sağolsun. (ee, diğerlerini de o almıştı zaten, pardon Narcissus’u ben almıştım;p) Onu da okumalıyım. Bloğumda yazmıştım Narcissus hakkında, uzatmayayım daha fazla.

    Kara Kitap, Anayurt Oteli okuduğum diğer romanlar. Onları herkes iyi bilir ve onlar hakkında da yazmıştım, hızla geçelim.

    Bülent Somay’ın Şarkı Okuma Kitabı’nı okudum ve epey eğlendim. Bu tür kitaplar deneme tarzında (bana kalırsa) ve aralarda okumak için ideal. Roman gibi peşinde yüz yıl sürüklemiyorsun hem. (Cohen’den bahsediyor Alkım’ın da haberi olsun, okumadıysa iki Cohen şarkısı analizi var, sevecektir.)

    Lorca’nın Bernarda Alba’nın Evi’ni okudum ve ben Lorca’yı şair olarak seviyorum. Buna karar verdim;)

    Sıkı Kontrol Edilen Trenler, Hrabal’ın kitabı. Bu yıl Çek yazarlara takmışım, evet;) Bu roman da Şvayk gibi ironik bir dille yazılmış. Şöyle diyelim öyleyse; şu Çekler de pek eleştirel canım, taşlama yapmadan duramıyorlar;) Menzel’in filmini seyredeceğim bir ara, aynı isimle çekilen ve çok beğenilen bir film. Bende de duruyor epeydir, romanı okuduktan sonra dedim, yıl oldu.

    Borges’in Atlas’ını okudum ve çok sevdim. Bir gezi kitabı aslında Atlas. Eşi Maria ile yazmış. (Maria’nın ismi kapakta küçücük. tabii hep öyledir.) Arkeoloji’ye çooook uzun ara vermiş, eski bir arkeolog olarak(!) özellikle sevdim Atlas’ı;p Tapınaklardan ve mitolojiden bahsediyor Borges ve İstanbul’u anlatıyor. Üç günde Türkiye’yi nasıl tanıyabilirim diye uyarıyor elbette. Biz otuz küsur yılda tanıyamadık desem nasıl olur? Sana da tavsiye ederim eğer okumadıysan. Hem sen benden daha çok geziyorsun, beğeneceksin bana kalırsa. Bu kitabı da C. hediye etmişti. Ona şükranlarımı sunarak bu bahsi de kapatıyorum;)

    Şimdilerde Tanpınar’la birlikte Eduardo Galeano’nun Kucaklaşmanın Kitabı’nı okuyorum. İki kitabı birlikte asla okumam fakat bunlardan birisi roman biri deneme türünde olunca fena gitmiyor. Zaten yatarken ve uyandığımda Galeano’dan parçalar okuyorum, iyi oluyor.

    Bir iki kitap daha var yanımda (sana yazmadan koltuğa getirdim kitapları, nasıl disiplin ama;p) bu yıl okuduğum, onları da anlatırım ama çok geç oldu Neocuğum. Akşam nöbet var ve ben banyo yapmalıyım, sonra yemek filan. Yetiştiremem kesin yemek işini, bakalım nasıl olacak?
    Şimdi kaçmalıyım canım, çok sarıldım. Belki yarın fırsat bulursam devam ederim.

    p.s.: İşbu yazı Giora Feidman müziği eşliğinde türk kahvesi içilerek ve keyifle yazılmıştır. Tutanaklara geçsin istedim;p

  8. sevgili alkım,

    ahmet büke röportajı güzeldi gerçekten. umarım şule gürbüz’ü seversin sen de.

    senin listen de çok merak uyandırıcı. berberova, ingrid noll duymadığım isimler. kör baykuş’u bir türlü elim varıp okuyamadım, yıllardır duruyor kitaplıkta, bu sene inşallah. gotik romanları ben de seviyorum.

    işte, barış bıçakcı sonunu öyle açık bırakmasaydı böyle hissetmeyecektik :) paul auster’ın bazı romanlarından da var öyle ucu açık finallar, sevmiyorum ben, benimseyemedim. yazar tanrılığına devam etsin ve hükmü de versin, bize bırakmasın mümkünse :)

    sevgiler.

    ***

    tamamdır justine, bırakalım listeleri sohbet edelim :)

    bu ara ben de kahveye daha düşkün oldum, genelde çay içerim ama bazı akşamlar tchibo’nun wiener melange diye yumuşak içimli bir kahvesinden yapıyorum, sütle nefis oluyor. bana kahve zaten aromalı, sütlü vs olucak. senin türk kahven nasıl?

    keyfinin yerinde olmasına çok sevindim, öylesine demiyorum bunu bak, ne zamandır sıkkındı canın, şimdi sesin iyi geliyor,ne güzel.

    evet sen de yeni yazarlara şans vermiyorsun, yazık onlara :) şvayk’ın oyununu izlemiştim, güzeldi -ki tiyatro sevmem pek-. genco erkal diyil de genç biri oynuyordu. dediğin gibi şirin ve zavallı olduğunu hatırlıyorum. sevilmeyen roman kahramanları deyince de masumiyet müzesi’nin kemal’i geldi bak aklıma, pek az karaktere bu kadar gıcık olmuşumdur. kitabı sevmememde payı büyüktür, gerçi başka şeylere de kızdım o kitapta, neyse…

    bense severim süslü tasvir olsun, bir mekan, bir tabiat parçası bize her türlü sıfatla anlatılsın :) basitliğin de yeri ayrı ama tasvir candır. şimdilerde izak babel’in odessa öykülerini yeni bitirdim. onda da bol tasvir, az olay vardı. mekanları, sofraları tasvir edip bir atmosfer yaratmada usta ama bana biri hikaye anlatacak, ben onu seviyorum.

    conrad’ı -peri sağolsun- ben de sevdim, hakkını vererek okumak konusunda kendimden yüzde yüz emin değilim ama karanlığı yüreği mesela, etkiledi beni epey. lord jim’i okudum, ben de diğerlerini okumak niyetindeyim.

    çek yazar deyince ben de macar yazar okudum, buda’da bir boşanma, listeme girmedi fekat, biraz donuk geldi bana.

    borges’in atlası var bende. istanbul’u görünce şaşırmıştım kitapta, yıllar oldu alalı, bakayım kitaplıkta mı hala, görmedim ne zamandır…

    ben de iki kitap aynı anda okuyamam, çok nadir. şimdi eco’nun prag mezarlığı’na başladım, iyi gidiyor. yazarım bitirince muhtemelen.

    nöbette kolay gelsin sana. ben de öpüyor, kucaklıyorum.

  9. I ıh, sütlü kahve sevmem, hiç sevmem hatta. Kahve dediğin sade olacak, krema, süt ve benzeri şeylerle tadı kaybolmayacak bana göre. Türk kahvesini, şekerli içerim, ben aslında her şeyi şekerli içerim Neocuğum, ve bu son tahlillerde şekerim epey yüksek çıktı, hekim bile uyardı, aman ha, şeker çok zararlı diye, bilmiyoruz sanki;p

    Bir soru sorulmuşsa, illaki cevaplarım, huy işte can çıkıyor, o çıkmıyor;)

    Öpüyorum seni, hoşçakal.

    p.s.: Diğer kitapları da yazacaktım ama bloğumda bahsetmişim onlardan, Zweig, Faulkner filan. Başlayıp bitiremediklerim, yarım bıraktıklarım var bir de, Gargantua mesela. Of, onların listesini yapsam ne komik olurdu yahu!;)

  10. Pingback: Ne Kahramanlar Okudum Zaten Yoktular | Passive Apathetic

  11. şimdilik üstünkörü okudum yazınızı ve yorumları neolitik hanımcığım, olay rusya’da geçiyordu. esasen yeni yılınızın iyilik hoşluk yıllarınızdan bir yıl olmasını dilediğimi arzetmek için çaldıydım kapınızı. neyse, bu arada, bülent somay’ın adı geçen kitabını okumuş birine rastlamak ne güzel oldu benimçün.

    sevgiler, selamlar.

  12. justinecim,

    şeker hepimizin derdi, ben çayı kahveyi şekersiz içiyorum ama yanında götürdüğüm tatlılar, açığı fazlasıyla kapatıyor. azalttım bu ara ama fazla uzun sürmez :)

    başlayıp bitirilemeyen kitaplar listesi de iyi fikirmiş.

    öptüm

    ***

    pa’cığım,

    senin listeye uzuun bir yorum yazdım. yaşasın listeler :)

    ***

    metin beyciğim,

    :) sizin için de 2012 çok güzel geçsin, iyi hatırlanan, bol kitaplı bir yıl olsun inşallah.

    sevgiler.

  13. Bülent Somay’ın adı geçen kitabını okuyabilen biri, Metin Bey’in bloğunu okuyamıyor ama, enteresan işler bu işler;p

    Neocuğum, bloğunda gevezelik ediyorum, kusura bakma lütfen, iyi yıllar dileyeyim ve gideyim hemen.

    Herkese sevgiler, selamlar, iyilikler, güzellikler olsun;)

  14. justine her zaman beklerim gevezeliğe :) vakit geçti üzerinden ama hastalıktan başımı alamadım, yorumlara da cevap veremedim, sana da iyi yıllar, neşeli bir yıl olsun.

    sevgiler

    ****

    tolga-ahmet,

    size de mutlu yıllar :)

  15. “Bülent Somay’ın adı geçen kitabını okuyabilen biri, Metin Bey’in bloğunu okuyamıyor ama, enteresan işler bu işler;p”

    aaa! nası yani justine? jazzetta hariç bütün bloglarımın kapısı açık, tımbır’ım da öyle.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s