bahara yatırım

üst üste kötü haberler, baktım ruh halim giderek kışın karanlık dehlizlerine doğru çekiliyor, bu gidişata bir dur demek için harekete geçtim.  önce epeydir memnun olmadığım saçlarımla ilgili radikal bir karar aldım ve kuaförün yolunu tuttum. epeydir uzatıyordum, omuzlarıma dökülüyorlardı lakin kışın kurutmak, şekil vermekte zorlanıyordum. bir ara çok severek kullandığım, arkası kısa, yanları uzun, asimetrik bir kesim vardı, yine ona döndüm. bence güzel oldu. “şimdi burda anlatıp durana kadar bi fotoğraf koysana cicim” dediğinizi duyar gibiyim. bkz yazının sonu.

epey kısa oldu, elimi enseme atıyorum, saç namına bi şey kalmamış, ilk birkaç dakika, “naptın neo” diye panik oldum ama yok, yok güzel oldu. bir de tesadüf bugün kuaförde herkesin saçı uzundu, ya boyattılar, ya fön vs. yine de kararımdan dönmedim.

evet, kuaförden memnun ayrıldım, yağmur filan dinlemeden (kocaman yeşil şemsiyem sayesinde) eminönü’ne doğru yola çıktım. evin eksikleri vardı, bir süredir kahvaltıda simit, tost, poğaça yemeyi bıraktım. yerine ceviz, çiğ badem vs koydum. çeşitli peynirler, meyve ve kuruyemiş doyurucu bir öğün oluyor, öğlene kadar da pek acıkmıyorum. eminönünden ceviz, badem bi şeyler alırım dedim. bir de geçen saatli maarif takviminde gördüm, soğanlı bitkilerin dikim zamanıymış, evde birkaç tane boş saksı ve toprak var, sümbül alsam ya baharda açsalar mis gibi diye düşündüm. badem’e de kum alırım, orda ucuz oluyor hem.

yağmura rağmen mısır çarşısı yine çok kalabalıktı, birkaç baharatçı dolaştım. ben alacaklarımı beklerken hanımlar neler alıyor diye kulak kesildim, bir kaç kişi argan yağı sordu, reklamlarda da görüyorum, bu ara epey popüler sanırım. birisi de keten yağı aldı. yağ şişelerinin olduğu rafta, vanilya, sandal ağacı, portakal yağı şişelerinin arasında istanbul gecesi, hürrem vs. “markalı” parfümler gördüm :) hürrem’in parfümünü nereden bileceksek? yaratıcı esnaf diyorum :)

çıkışta çiçek pazarına uğradım. sümbül, lale soğanları tezgahların önündeydi. sümbül 1 lira, lale 50 kuruş. mor, pembe ve sarı aldım. yarısı toprağın üzerinde kalacak şekilde dikilecek, soğuk yerde duracakmış. bakalım becerebilecek miyim yetiştirmeyi?

dönüşte yağmur hızlanmış, hava kararmıştı, badem’le battaniyenin altına girip uyuduk. bu arada badem diyince, dün akşam ona youtube’dan kuş videoları izlettim. kimisi ilgisini çekmedi ama bi tanesine resmen bayıldı. 10 dakika boyunca gözlerini ayırmadan izledi, ben seslenince de “ya bi dur şimdi” tonundan miyavladı :) siz de evdeki minnoşlara bir kıyak yapmak isterseniz tıklayın: winter birds

ve bir kitap notuyla bitireyim, eco’nun prag mezarlığını okudum. başta iyiydi, ama giderek fazla sayıda karakter girdi, yemek tarifleri azaldı :) yine de genel olarak iyi bir romandı. yahudi düşmanlığının kökenleri, 1800’lerin sonundaki paris vs. tarihi roman sevenlerin ilgisini çekebilir. şimdi ne okusam diye kararsızım, bir sürü yeni kitap birikti masanın üzerinde. ama önce bu hafta sonu için hedeflediğim sherlock 3. bölüm ve bir ayrılık (oscar almadan izlemem lazım :) filmleri var.

Advertisements

19 thoughts on “bahara yatırım

  1. süper olmuş saçın. hatta hiç uzatma. bana yakışsa hep kısa kestiririm de olmuyor. ben de sümbül alayım. ben bademin kavrulmuşunu yiyorum, çiğ mi yemek gerekiyormuş? argan yağını da ilk kez duydum. ben tatlı badem yağı aldım. muhtelif yerlerime sürüyorum. bol e vitamini var. bir de yumuşatıyor ve besliyor sanki, hoşuma gidiyor. şimdi tina yanıma, minik fare oyuncağının yanına geldi (köpekbalığı ve nemo yu kaybetti odanın içinde, bulamıyorum. bu fare oyuncağı eski, bebeği gibi sever bunu, yalar durur:) ona izleteyim kuşları:)

    sevgiler.

  2. Saçların benim geçen yılki saçlarıma benzemiş, bir an kendimi gördüm sanki:))
    Güle güle kullan, severim o modeli, şu anda model aynı ama boyu uzadı benimkilerin. Sümbül soğanına imrendim, alayım bu hafta.
    Bir Ayrılık filmini geçen hafta izledim, çok beğendim ama 1-2 nokta kafamda müphem kaldı, izleyince konuşalım.
    Geç de olsa Parfümün Dansı’nı okumaya başladım, iyi gidiyor.
    Yağmurlu Antalya’dan iyi bir Pazar dileği gönderiyorum, sevgiler…
    :)))

  3. beğendin mi periciğim? çok teşekkür ederim. saçım uzadıkça yüzüm de uzuyor sanki, boynum ortadan kayboluyor filan :) bu model benimdir, onu anladım artık.

    badem, fındık gibi kuruyemişlerin kavrulmamış olanlarını öneriyorlar, daha faydalı imiş, tuzsuz oluyor ya, bir de çiğ olanda su miktarı kavrulmuşa göre daha fazla diye galiba. bademin çiğ hali güzel ama fındık kavrulmuş daha lezzetli valla :)

    badem yağını ben de kullanıyorum, bir de bir arkadaşım anemon yağı getirdi bana, yüz için. o da güzel. kışın fena kuruyor cilt, adeta içiyor ne sürsen :) arganı araştıracağım neymiş.

    tina’ya izlet bakalım, beğenecek mi kuşları? :)

    sevgiler.

    ***

    leylak dalı,

    teşekkür ederim, uzaması sorun oluyor bu modelde ama daha sık giderim artık kuaföre napalım, güzelliğin bedeli :P

    senin sayfana uğradım, ne güzel o beydağlarının olduğu fotoğraf! giderek deniz değil dağ sever oldum, muhteşemler.

    bir ayrılık’ı merak ettim ben de, genel olarak beğenilmiş ama kurgu bi enteresanmış galiba, bakayım bir.

    tom robins seversen, sirius’tan gelen kurbağa’yı da öneririm. matrak kitaptır.

    ben de yağmurlu istanbul’dan iyi pazarlar diliyorum.

    sevgiler.

  4. o saç ne ki? ben postpartumda bildiğin oğlan çocuğu olmuştum. depresyonun şiddeti ne kadar fazlaysa saçın boyu o kadar kısa :)

    sümbül yetiştirmek kolay. ekiyosun terbiyesiz gibi çıkıyo hemen. şubat gibi açarlar .

    sherlock ne şaaneydi di mi?

    kitap olarak kralların çarpışması’na başlasana işte. hep belabel winter’s coming moduna girmiş oluruz.

  5. beğendim beğendim. boynun açıkta olmalı ve çenen hep biraz yukarda. burnunla uyum içinde, böylece. çok uzun olmayan bir fuları katlayıp, boynunun önünden ensene, oradan çapraz yapıp yine öne getirip düğüm atmalısın. küstahlık ve kibir ile vakur ve mağrur görüntü arasındaki sınırda duruyormuşsun gibi bir görüntü. çok gizemli ve havalı. senin sevdiğin trençkot, gerçekten de sana yakışıyor. ayrıca açık yaka giysiler… boynun ve köprücük kemiklerini ortaya çıkaracak ama yakanın ucundaki tüyler, kumaş katlamaları başını, tıpkı 50’lerin kadınları gibi, bir süsmüş gibi vurgulamalı ama meydan okur gibi de bir hava vermeli. istediğimiz şey, sevimlilik duygusu değil, yaklaşmaya göze almak için cesaretin gerekli olduğu ve ayrıca macera duygusunu sezdiren gizemli bir hava. eh, bir akrep kadınına da bu yakışır. senin ne tatlı olduğunu biz bilelim:) başkalarına ise, acı da olabileceğini düşündürten kışkırtıcı bir duygu bırakalım, derim:)

    fena uçtum sabah sabah,. ama fotoğrafından aldığım ilham bu. çok beğendim.

  6. aslı,

    benim depresyon minör o zaman, hala saçım var çünkü :)

    ekicem sümbülleri birazdan, helecan yaptım.

    ya sherlock süperdi ya, acayip gerildim o çatıdaki sahnede. şimdi bi sene bekle ki yeni sezon başlasın. öff!

    ya taht oyunlarının kitabı olayında kararsız kaldım. dizisini yapıyorlar işte mis gibi. kitapları kardeşim aldı okuyor, birincisini bitirdi. belki ondan ödünç alırım. sen bugün okuyamıycan kitabı, güneş parıl parıl :)

    ***

    sen çok yaşa peri :) ne güzel tarif etmişsin! 50’lerin kadını için söylediklerin de ne kadar doğru, hep öyle bir dik duruş, yüksek boyun vardır diy mi o dönem kadınlarında?

    “yaklaşmayı göze almak için cesaretin gerekli olduğu … gizemli hava” çok beğendim :) evet, havalar ısınsın da fularlı, açık yakalı şeyler giyeyim, trençkotlar da çıksın dolaptan. bugün hava güzel ya, birazdan sümbülleri ekicem, bahar moduna girdim kış ortasında. o da güzel.

  7. Çok havalısın!;p Şahane olmuşsun Neo, bayıldım. O bakışa bittim özellikle; nasıl bir havadır, nasıl gizemli ve gururlu duruştur o öyle, bakakaldım valla;)
    Kısa saç, kadınlar için cesaret istiyor bana kalırsa ve sen saçının hakkını vermişsin. Bugün Jean Seberg hakkında konuştuk C. ile, kısa saçın ona ne kadar yakıştığını ve çok farklı göründüğünü söyledim. O konuşmanın üstüne senin fotoğrafını gördüm. Çok güzel, iyi oldu, denk düştü;) Ben kısa saçı (ama seninkisi gibi, çok kısa olacak) ya da tam anlamıyla erkek kesimini (Seberg gibi) çok düşündüm. Seninkisine yaklaştım biraz, ama diğerine cesaret edemedim. Yazın, günde beş posta duş aldığımız için, ve deniz-güneş saçlar mahvolduğundan istiyordum özellikle. Fakat benim saçlarım çok çok hızlı uzuyor Neocuğum, yoksa senden feyzalarak hemen kestirirdim. Üstelik bundan neredeyse beş altı ay önce fön çektirmek için gittiğim, evin hemen önündeki kuaför kıza, bundan sonra sık sık gelirim, diyerek verdiğim sözü de tutmuş olurdum;p (aslında bu muhabbeti uzun uzun anlatmalıyım sana, öyle saçma ve komik ki, gülüyorum kendime)

    Modelini çok sevdim gerçekten (ki ben bu modeli Victoria Beckham’da beğenmezdim) sana çok yakışmış, dediğin gibi; bu model senindir. Neo modeli diyelim bundan sonra;) Yalnız bakım istiyor sanırım, eh sana kolay gelsin şekerim, diyecek bir şey yok;p

    Geçen gün üç film koydum izleme listeme. Biri Almadovar’ın son filmiydi, onu izledim. (o da aday olur Oscar’a kesin, Golden Globe’da vardı) Diğeri Perfect Sense diye bir film, romantik bir filmmiş, izlemedim daha. Sonuncusu da Bir Ayrılık’tı. C. buna ısrarla Cüda Nader az Simin diyor. Oradaki Jodaeiye bizim bildiğimiz cüda imiş, mış, miş, of bana ne!;) Neyse, ben de merak ediyorum, ama bir acaba var kafamda. Çok çok abartılan şeyler korkutur beni. İzleyelim bakalım, nasılmış.

    Yok, burada kesmeliyim. Anlatacak, konuşacak öyle çok şey geliyor ki aklıma, kesmezsem akşam olacak. Biraz önce, önce C.’yi sonra da Poliş’i aradım, sadece bir şey soracaktım, en fazla bir dakika. İkisiyle de on dakikadan fazla konuştum. Saçmalık!;)

    Saçını güle güle kullan canım, çok öptüm seni. Güneş de var bugün (ışıl ışıl, harika, nöbet sonrası beni bile kendime getirdi) öyleyse iyi, neşeli, sümbüllü bir gün olsun;p

    p.s.. Kime benziyor kime benziyor deyip duruyorum fotoyu gördüğümden beri, en sonunda buldum;) Bu fotoda Yeşim Tabak’a çok benzemişsin. Duruşun özellikle, çok hoş.

  8. justine,

    sahi mi diyosun? fotoğraf çekilirken gerilirim ben, güzel de çıkmam zaten o yüzden. bunu web cam’le çektim, fena olmadı gibi gelmişti ama sen böyle deyince bi daha baktım :) gizemli ha?

    kısa saç benim için de hep mesele olmuştur. çocukken hep kısa kesilirdi, kolayca taransın vs diye ben çok özenirdim uzun saça, lisede uzattım, sonra da hep uzun oldu. ya omuzlarımda ya küt, dalgalı ama hep uzundu boyu. seberg’e kim özenmez ki? öyle çıtı pıtı biri olsam kesin denerdim, kafam büyüktür benim, iyice kısa kesim güzel olmaz diye düşünüyorum.

    dediğin gibi biraz uğraştırıcı olacak ama eskiden de uğraşıyordum, düzleştiriciyle kendim de verebilirim şu resimdeki modeli (iyimser neo:)

    bir ayrılık’ı izledim bu öğleden sonra, tam da dediğin şey oldu, yani çok methini duyduğum için biraz mesafeli izledim, tamam beğendim ama biraz da “hmm bu muymuş” dedim valla ne yalan söyliyim. bir zamanlar anadolu’da daha güzel bence :) valla, nbc filmi diye demiyorum, baş yapıt sıfatını daha çok o hakediyor. ama bir ayrılık’ın da neden beğenildiğini de anlıyorum, din, ahlak, günümüz iran’ı, yalan, hukuk vs.

    sherlock’u izledin mi pekiy sen?

    bu arada yeşim tabak sinema eleştirmeniydi diy mi? bir tv programından hatırlıyorum. hoş bir yüzü vardı.

    ***

    tolga-ahmet,

    teşekkürler. sözünü ettiğiniz yorumdan yalnız değilsin van grubuna bahsedeceğim. bu tür şeyleri yorum olarak değil de e-mail olarak göndermenizi öneririm.

    baktım sayfada görünmüyormuş e-mail’im, bu vesileyle onu da koydum sayfaya.

  9. Ben de çok beğendim, harika olmuş! Fotoğraf da öyle. Bir de fularlı bahar fotosu istiyoruz o halde:) Saç kestirme ile bir yük atıldığına inanıyorum kesinlikle. Çatlak bir kuaförüm var. Her gidişimde, “yelelerimiz, çok önemli, çok” deyip durur (Aslan Burcu). Kuaförler ilginç mekanlar. İçinde hep bir yabancı gibi hissederim kendimi, ama bir şekilde -belki de o yüzden- zaman durmuş gibi gelir, iyi olur.
    Bir Ayrılık filmi bu yıl izlediğim en etkileyici filmdi. Hatta filmle ilgili bir şeyler deyazmıştım. Justine iyi film beklentisinin korkuttuğunu söylemiş. Ama çok güzeeel! Bir izleyin bakalım, ne düşüneceksiniz merak ediyorum:)

    Bir de çiçeklerin nasıl da mucizevi bir yanı var, değil mi? sevgiler.

  10. mükemmel valla sherlock. dizi bööle olmalı diyo insan. başroldeki abiden de ilk gördüğümde acayip tiksinmiştim, şimdi pek karizmatik :)

    aslında bu kitap serisini okumak gözlere yazık etmek olabilir tabii. vakit kaybı da kabul edilebilir. dizisi de şahane oluyo zira ama ben bu ara bööle hafif montanlı bir şeylere ihtiyaç duyuyorum. iyi geliyor. o baabta.

    evet, bugün hiç okumadım :)

  11. Kuaföre gitmek hafifletir insanı, sümbül ekmek umut verir. İklimi değiştiremesek de daha iyi hissettirir insana bu kesin. Ben ocağın bir yüzünün bahara dönük olduğunu düşünürüm hep. En soğuk günleri yaşasak da en azından günler uzamaya başlamıştır, cemreler yaklaşmıştır. Sabırsızlıktan neredeyse şubatı bahar ilan ederim ben. Ne güzel bir giriş yapmışsın bahara.
    Sümbül ekmek istedi canım ama çiçek yetiştirmekte o kadar başarısızım ki.
    Şu soğukların bitmesini bekliyorum Eminönü’ne gitmek için, bir süredir gidemedim, özledim çok. Böyle İstanbul’un muhtelif semtlerini özlüyorum ben hep, her an her yerde olabilmek istiyorum :)

    Prag Mezarlığını çok merak ediyordum, demek yemek tarifleri de var, o zaman kesin farz oldu okumak :) Senin değerlendirmene güveniyorum kitap konusunda :) Bir Ayrılık’ı çok beğenmiştim ben. Ama bence de bizim film çok daha iyi. Aday olamadığına üzüldüm. Bir de Filmekiminde izlediğim Peki Şimdi Nereye (Where do we go now ?) vardı, Lübnan’ın Oscar aday adayıydı, onu da tavsiye ederim. Maalesef aday olamamış o da.

    Güle güle ve sağlıkla uzasın saçların, sevgiler.

  12. Neocum saçın çok güzel olmuş, bu modeli severim ben de.
    Argan yağını ilk kez kuaförde gördüm, saçıma sürdüler ve çok beğendim, sonra araştırdım epey, Fas’tan geliyormuş, websitesinde başka ürünler de var, ben yağ ve el kremi aldım, deneyebilirsin, ben websitesini sana mail atayım.
    Maviş’e kuş seslerini dinleticem şimdi :)
    Çok çok sevgiler

  13. alkım,

    çok iyi geldi bu beğeni yorumlarını duymak :) bahar gelsin fularlı fotoğraf da çekerim söz. kuaförler gerçekten ilginç, ben pek isteyerek gitmem ama genelde de memnun çıkarım :)

    bir ayrılık’ı izledim, justine’e yazdığım yorumda [yukarıda] dediğim gibi güzel film ama o kadar etkileyici gelmedi bana, benim için bu yılın filmi bir zamanlar anadolu’da oldu.

    gerçekten öyle, sümbülleri diktim, can sularını verdim, her gün bakarım artık ne durumdalar diye :)

    sevgiler.

    ***

    aslı,

    ben baştan beri hastasıyım sherlock’u oynayan abinin :) gıcık filan ama etkileyici, kabul etmek lazım. bi sürü yazı okudum sherlock son bölümle ilgili. bakalım nasıl çözülecek? watson’a da yazık, sevimli şey.

    çok kitap birikmese ben daha sıcak bakabilirdim taht oyunları kitaplarına ama fuardı, doğum günüydü dağ gibi yığıldılar. onları biraz eritmem lazım.

  14. ışın,

    ben yorum yazarken gelmiş senin ve serpil’in yazdıkları. hafiflemiş hissediyorum gerçekten, sümbülleri de diktim, biri mor, biri pembe, biri de de sarı, bakalım sevecekler mi saksılarını? bence sen de yapabilirsin, zahmetsiz çiçeklerle başla, baharda çuhalar çıkar mesela, sonra dertsiz sardunyalar…

    hava kötü de olsa bazen kendimi zorlayıp dışarı çıkıyorum, evde olmak çok güzel ama güzel bi yerlere gidip, eve eli kolu dönme hissi de öyle :)

    prag mezarlığı dediğim gibi başta daha güzeldi sonradan fazlaca karakter girdi, yemek tarifleri azaldı :) ama ben beğendim, detaylara aşırı takılmamak şartıyla keyifle okursun.

    lübnan filmini duymadım, bakayım ona da.

    sevgiler.

    ***

    serpilciğim,

    çok teşekkür ederim. argan yağıyla ilgili web sitesini bekliyorum.

    bakalım maviş beğenecek mi kuşları?:) kediler renkleri nasıl görüyor diye düşündüm izlerken, sanki badem kırmızı kuşlara daha bir ilgiyle bakıyordu. ya da tamamen benim uydurmam :) bi gündüz vakti izletip, onu izlerken badem’i videoya çekmek istiyorum.

    benden de çok sevgiler.

  15. Neocuğum Sherlock’lar indi. En yakın zamanda izleyeceğim, zaten her sezon üç bölüm, bu da demek oluyor ki; izle izle bitiremiyorum, millet aya gitti, ben kaldım yaya, derdi de olmayacak;p
    Öpüldün.

    p.s.: Bu akşam izlesem mi acaba, oyalanıp duruyorum. Mentalist’in son bölümü de dün akşam inmiş. Hmmm, düşüne düşüne uzaklaşıyorum;)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s