kedilere dair

kitabı alalı herhalde iki yıl olmuştur, çalışma masasındaki okunacaklar yığını arasında epeyce sırasını bekledi.  bir arkadaşım övgüyle söz etti, “tamam” dedim “ben de okuyayım artık” ama bir türlü zamanı gelmedi. mürsel’i kaybedince, kedilerden söz eden bir şeyler okumak istedim…

doris lessing’in kitabı da tam olarak öyle yapıyor,  bir güzelleme, “kediler ne şirin, canlarım benim, insanlardan çok onları seviyorum”  tadında :) bir kitap değil. gerçekçi -bazen bir belgeselci acımasızlığında hatta- ve kediye hakkını teslim eden bir metin. bazen gülümseyerek bazen gözlerim dolarak okudum, hep mürsel’i anarak, bazen de kucağımda badem’le birlikte…

kediseverlere hararetle tavsiye ederim, doris lessing bir romancı olarak da iyi bir yazar ama anlatı konusunda da ustaymış.

aşağıda kitaptan birkaç alıntı var:

“Yatağın üstünde oturup camdan bakarkenki hali en hoşuydu. Bej renkli, hafif çubuklu yan yana düz uzatılmış ön ayakların bitiminde gümüşe çalan patiler. Kenarları beyazla çerçevelenmiş olduğu için simli gibi duran kulaklar dikilip, öne arkaya oynardı; dinleyereki algılayarak. Her yeni algıdan sonra yüzünü hafifçe döner, tetikte olurdu. Kuyruğu, ucu sanki diğer organlarının alamadığı mesajları alıyormuş gibi, bir başka boyutta oynardı.  Hava kadar hafif, pür dikkat oturur, tüyleriyle, bıyıklarıyla, kulaklarıyla, bütün varlığıyla, bakar, işitir, hisseder, koklar, içine çekerdi- her şeyiyle, hassas bir uyum içinde. Eğer balık sudaki hareketin somutlaşmış, şekillenmiş haliyse, endamına bakılırsa kedi de hissedilmeyen havanın çizgiye dökülmüş ve biçimlenmiş hali.”

“Mutfak kapısı açtım içeri girdi. Ona şu sandalyeye oturabilirsin dedim, ama sadece o sandalyeye; sandalye onun olacaktı, yalnız daha fazlasını istememeliydi. Sandalyeye çıkıp yattı, sürekli bana bakmaya başladı. Üstünde kaderin verdiklerinin kıymetini bilip, elinden alınıncaya dek mümkün kadar yararlanan birinin hali vardı.”

“Charles’ın bilimsel bir zekası vardır, herşeyi merak eder, insanlara ait meseleleri, eve gelen insanları ve özellikle de aletlerimizi. Ses kayıt aletleri, gramofonun dönen tablası, televizyon, radyo ona çok çekici gelir. Onu, bedeni olmayan insan sesinin nasıl olup bir kutudan çıktığına şaşarken görürsünüz. … Radyonun arkasına geçer, işittiği şeyi görüp göremeyeceğini araştırır, televizyonun arkasına bakar, ses kaydediciyi patisiyle ters çevirir, koklar, miyavlar, bu ne? Konuşkan kedidir. … General’in zekası sezgiseldir, ne düşündüğünüzü, bundan sonra yapacağınız hareketi bilir. …eşyaların nasıl çalıştığı ilgisini çekmez … sadece söyleyecek sözü olduğunda konuşur, o da sizinle başbaşa olduğu zaman. “Neyse” der, öbür kedilerin başka yerde olduğunu fark ederek, “sonunda baş başa kalabildik.”  

Kedilere Dair – Doris Lessing – Metis

Advertisements

15 thoughts on “kedilere dair

  1. sevgili neo, justine’in sayfasında bahsetmişsin, doris lessing’in kaleminden kedileri okumanın nasıl olduğunu merak ettim. yukarıdaki örnekleri de okuyunca -teşekkürler:)- almaya kesin karar verdim. nasıl ince ince, güzel güzel anlatmış öyle.
    ben de tanıdığım kedilerle ilgili notlar tutarım bazen, kimi zaman onları konuştururum kafamda. evde de iki kız (bir de arada gelip takılan bir misafir kedi, o da çok konuşkan) var zaten.
    yani bu kitap tam benlik! sağol paylaştığın için.

    hala mürsel’i düşünüyorsun değil mi? ah ah, nasıl da yer ediyor insanın içinde…

  2. Ben de uzun süre önce almıştım bu kitabı ama nedense bir türlü elime alıp okuyamadım. Bu kitabın kaderi böyle demek; alındıktan sonra hemen okuyamamak. şimdi elimdeki Barış Bıçakçı kitabını -bizim büyük çaresizliğimz- bitirdikten sonra bu kitabı okuyayım bari. zamanı gelmiş. sevgiler..

  3. benim gibi eşşeği zor bulunur sevgili neolitik hanım, şu benim son evden nereden baksanız 100’den fazla kedi gelip geçti de birini olsun doğru dürüst yazamadım.

  4. doris lessig diyince aklıma passive appathetic gelir. o çok sever ve önerirdi. maalesef hiç okumadım. verdiğin alıntıda en çok, “eğer balık sudaki hareketin somutlaşmış, şekillenmiş haliyse, endamına bakılırsa kedi de hissedilmeyen havanın çizgiye dökülmüş ve biçimlenmiş hali,” cümlesini sevdim.

    bir kediye baktığımızda onu böyle kusursuz bulmamıza neden olan kendi biçiminin uyumlu güzelliği olduğu kadar her nesneyle uyumlu birlikteliği sanırım.

    bir yas duygusuyla yazılmış sanki ve hüzünlü geldi kitap bana. arçil’le ortamızda tina sohbet ederken bazen sohbetin bir yerinde onu bir gün kaybedeceğimiz endişesiyle çocuklarının olmasını sağlamanın yollarını konuşuyoruz. onun hayatımızda olamayışına öylece belki biraz katlanabiliriz, diye.
    neyse.

    tina kapı ya da telefon sesi duyduğunda ne yapılması gerektiğini hemen bilir. benden önce kapıya koşturur; telefonun yanına gidip hızlı hızlı konuşmaya başlar. bir seferinde telefonu evde unutmuşum; kaçak aramış. tina, evet telefonun açma tuşuna basmış ve uzun uzun miyavlamış:) kaçak başıma bir iş geldi de tina yardım istiyor diye düşünüp epey telaşlanmış.

    kumu soğuk yerde diye tuvaletini sonuna kadar tutması, sonra… nihayetinde kapıyı telaşla açtırıp koridorda at gibi koşturup, virajı alamayıp kayması,.. hızlı hızlı işini yapıp, yine aynı aceleyle oda kapısına gelmesi de çok komiktir.

    kedi sahiplerinin sohbeti başkalarına sıkıcı ve bıktırıcı bir naiflikte gelir. ama insan kendini alamıyor; çok seviyor çünkü.

    doris lessing alıp, okumak artık şart oldu, diye bitireyim.

    teşekkürler, sevgiler.

  5. aa, nasıl unuturum; bugün kedili bir rüya gördüm, onu da anlatayım:) yine yabancıların olduğu bir evdeyim. odam darmadağınık ve toparlamaya karar veriyorum. kocaman, ağır, koyu ahşap bir gardrobum varmış, onu başka bir duvara almam gerek. ev arkadaşımdan kedisini istiyorum, yardım için. çünkü büyücü bir kedi o. daha önce kediyi kucağıma alıp ve resmen hokus pokus diyerek, yüksek gardrobun üstündeki kazakların uçarak yere inmesini sağlamışım. şimdi de gardrobun yerini değiştireceğiz aynı yöntemle. başka olaylar ve engeller girdi araya ve neticede değiştiremedik gardrobun yerini kedi ile.

    rüyayı görürüken bu kadar sıkıcı değildi ama anlatırken baktım çok saçmaymış. pardon. silmeyeyim.

  6. sevgili alkım,

    çok güzel anlatmış gerçekten. edebiyat ve kedi ilişkisi malum. ben bi ara yazmıştım, “bizim işte kedi önemli” diye:

    https://neolitikhanim.wordpress.com/2008/11/14/bizim-iste-kedi-onemli/

    iki kedi de ne güzelmiş, konuşkan kedi seviyoruz :) badem de öyle, ne söylersen bir cevabı vardır.

    mürsel’i ara ara düşünüyorum evet, badem’i severken özellikle.

    ***

    gamlı baykuş,

    dediğin gibi öyle bir kaderi var bu kitabın. bi başlayınca da hemen bitiyor, ince ve sürükleyici.

    barış bıçakçı’yı da seviyoruz :)

    sevgiler

    ***

    metin bey,

    aşkolsun, haksızlık etmeyin kendinize öyle, kedileri de yazarsınız bir gün. sizin kaleminizden okumak ne güzel olurdu…

    ***

    periciğim,

    ben de en çok o cümleyi sevdim :) ve tesbitinde haklısın, yalnız insanları değil kitapları da şıp diye tanıyorsun :) yas duygusu ve hüzün var kitapta, o bölümlerden koymadım ama kısırlaştırma, kaza, hastalık gibi işler geliyor kedilerin başına ve onları da anlatıyor.

    tina kesinlikle bir roman karakteri olacak güçlü bir kişilik. ne istediğini biliyor bi kere, kararlı. telefona cevap vermesine çok güldüm :) badem de ben ne zaman biriyle konuşsam telefonda ona anlatıyorum sanıp cevap verir, bi susar mısın demek zorunda kalıyorum bazen.

    rüyan çok eğlenceliymiş, büyücü kedi :) ben de görürüm kedili rüya ama ya kayıp bi kediyi ararım ya, elimde kediyle dışarı bi yere gitmem gerekir, ya kaçarsa diye endişelenirim :) sıkıcı sıkıcı rüyalar.

    sevgiler.

  7. Kedilere Dair’i çok severim, senin de beğenmene sevindim Neocuğum. Peri’nin dediği gibi (Peri’nin tespitleri, canımın sıkkın olduğu ve bazen de huysuzluk etmek istediğim zamanlar hariç her zaman doğru ve yerindedir) sakin bir yas havası var kitapta. Onun için çok etkilenmiştim zamanında belki de. Kedileri büyük bir sevgiyle anlatıyor ama yazında da belirttiğin gibi ünlemli, aşırı ve yüzeysel bir yön yok bu sevgide, anlatışta. Eh, bu kadar adanmış, içten içe tüten bir sevgi karşısında umutsuz bir romantik olarak yelkenleri indirmeyeyim de ne yapayım, değil mi? :)

    Doris Lessing bu aralar yine aklıma düşmüştü, dün otobüste giderken bir cümlesini düşünmüştüm onun. Onun ifadeleri zihnimde imge imge, sahne sahne şekilleniyor, yazdıklarını hatırlarken zihnimde kelimeler değil o sahneler canlanıyor. Belki de bu yüzden onu hep apayrı bir yere koyma ihtiyacı hissederim. Eğer, Kedilere Dair’de yaptığına benzer bir şeyi insanlarla ilişkisinde nasıl ele aldığını görmek isterseniz size “In Pursuit of the English” isimli anı kitabını önerebilirim. Fazla uzun değildir, Güney Afrika’dan İngiltere’ye geldiği ilk seneyi, -yeni boşanmış, iki çocuğunu geride bırakmak zorunda kalmış, beş parasız ve yanında dört yaşlarında oğluyla hiç bilmediği bir şehirde, yazar olmak için azimli genç bir kadın olarak- karşılaştığı kişileri, yaşadığı ortamı anlatıyor bu kitapta.

    Neyse, Lessing hakkında konuşmaya başlarsam çok uzatırım, keseyim en iyisi burada. :)

    Herkese sevgiler, öpücükler.

  8. yok, canım pa’cığım, ben bazen aşırı, gereksiz, manasız tepki veriyor. sonra ben bile neden yaptığımı anlayamıyorum. anlat desen, tutarlı şekilde anlatamam, o derece. seni sevdiğimi hiç unutmamandan başka dileğim yok, ne olursa olsun. şu ara acıklı şeylerden hemen kaçıyorum. bir tür depresyonda mıyım, neyim,hemen ağlamaya başlıyorum üzüntülü şeylerde. o nedenle hele ki kedilerin talihsizliğini anlatan bu kitabı okumasam iyi olur şimdilik. ama doris lessing aklımda.

    benden de sevgiler herkese.

  9. pa’cığım,

    bahsettiğin kitabı duymamıştım, merak ettim, yeni defterime not aldım. eskisi bitti, yeni deftere geçtim diye bi heves, bi sevinç bende, hey yarebbim :)

    doris lessing bundan sonra daha çok ilgi, alaka göstereceğim bir yazar olacak. bakayım senin blogda başka lessing kitapları var mı?

    periciğim,

    madem öyle sana neşeli bir kitap düşünelim :) bu ara pek neşeli şeylere rastlanmıyor ama o gözle ararsam bulurum bi şeyler.

    benden de herkese sevgiler.

  10. Ben de çok sevmiştim bu kitbı, bir de Kedi Gülüşü var, okumadıysan söyleyeyim, Deniz Kavukçuoğlu yazmış, o da güzel, en son yky Kedi Hikayeleri’ni aldım ama okumadım henüz, şimdi yazdıklarımı gören de sadece kedili kitap okuyorum sanır :))

  11. Kedilere dair her şeyi çok severiz ne de olsa, kedili kitapları ise haydi haydi severiz. Kedi Mektupları vardı bir de, senelerce önce okuduğum.
    Kedi ve edebiyat bitişikler gerçekten.
    In Pursuit of English’i de merak ettim ben. Doris Lessing de 2012 ‘de okunacaklar arasına girmiş oldu böylece…
    Sevgiler,

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s