sakin

bir kitap kampanyası duyurup arazi olduk iyi mi :) buraya yazmazken acayip eğlenceli şeyler yaptım, dokuz kitap, yedi film, üç sezon dizi devirdim, eminönü’nü turladım, bi battaniye ördüm bitirdim, her gün ayrı bi yemek/kek/kurabiye pişirdim demek isterdim ama büyük yalan olur. pek bir şey yapmadım, genelde evden işe, işten ofise bi hayat. kış sonunun herkeste yarattığı yılgınlıktan, bedbinlikten ben de muzdaribim. bugün bir vesileyle eskinin, o ağır, yün yorganlarını hatırladık ofiste, çocukken yatılı misafir gittiğimiz evlerde olurdu. üzerine onu bi atarlar, ağırlığı altında ezilirsin, içinde bi taraftan öbür tarafa dönemezsin, uyur da uyursun, sabah kalkmaya mecalin olmaz. hah işte üzerimde öyle bir yün yorgan varmış gibi hissediyorum gün içinde.

– haftasonu hiç olmazsa bir günü dışarıda geçirmeye çalışıyorum, nişantaşı, osmanbey, kurtuluş civarında uzun uzun yürüdüm bi pazar, geçen hafta da karşıda bostancı sahilinde (bkz yukarıdaki foto) vakit geçirdim. zaten cumartesi toplantı vardı. bu ara seyahat de yok. pöff…

– tea obreht’in “kaplanın karısı” romanını okuyorum, güzel, ama arada çeviri çapaklarına rastlıyorum, “için” yerine “adına” diyip duruyor. kitapta baş karakterin dedesi için  rudyard kipling’in orman çocuğu kitabının özel bir yeri var. romanın ismi de zaten o kitaba bir gönderme. eh, malum rudyard reyiz bizim de isim babamız (kendinden çoğul bahsetme ekolü :) o yüzden de ilgimi çekti kitap, üşenmez isem bitirince yazayım.

– bir süredir twitter blogun önüne geçti fark etmişsinizdir, şimdi bir de pinterest’e bulaştım. sosyal medyaya doyamamak :) kısaca, sevdiğiniz, ilgilendiğiniz her şeyi sergilediğiniz bir tür pano işlevi görüyor. ben şimdilik dört pano oluşturdum, kitaplar, kediler, sevdiğim yerler, yemek ve sanat. bakmak isterseniz: http://pinterest.com/neolitikhanim/pins/

– son yazılardan birinde bahsetmiştim, ekler almaya bakırköy’e gitmiş idim :), değişik semtlerden ekler arayışlarımız sürüyor, tek şartımız beyaz kremalı olmaları. kurtuluş’ta bi yerden denedik, içi güzeldi ama üstündeki glazür (şekerli süsleme) ağırdı. wassiye sağolsun avcılar’dan iki tür getirdi, onun karamelli olanı pek lezizdi. bir de creme brulee arıyoruz ama yapan yer kalmamış pek, divan’da olurdu eskiden, artık yapmıyolarmış. karşıda, caddede bi yerlerde kesin vardır, görürseniz bi haber edin olur mu? :)

– epeydir film izlemez oldum, diziler kesiyor beni, film izlemek gözümde büyüyor. oscar törenlerine de ilgi duyamadım, zaten topu topu iki film izlemişim, eh onlar da ödül aldı, tamamdır yani :) (bir ayrılık ve paris’te gece yarısı) [iyice uyuz bi şey olmuşum ya, bırakın yazıyı okumayı, atalet size de bulaşıcak, koşarak uzaklaşın burdan!]

– yazı kitap kampanyasıyla başladı, onunla bitsin, bizim kitaplar mahmut bey’e ulaştı, teşekkür için mail yazmış, yakında fotoğraf da gönderecekmiş. bu vesileyle ilgi gösteren herkese teşekkürlerimi de sunayım.

Advertisements

11 thoughts on “sakin

  1. Karşılaştırmalı ekler araştırmaları:) Bayağı ciddi bir çalışma Neo, bir de bedbinim diyorsun :) Ekler konusunda pek bir uzmanlığım yok ama creme brulee en sevdiğim alafranga tatlıdır. Muhtelif cafe ve restoranlarda yapıyorlar aslında Anadolu yakasında. Mesela Moda’da Moda Teras diye bir yer var, orada yemiştim ben. Kastettiğin pastane gibi bir yerse sanki Beyaz Fırında görmüş gibiyim. Yolum düşünce bakar haber veririm sana. Paket olarak da alınabilir o zaman. Bir de ben uzun zamandır evde denemek istiyorum, tarifler pek zor görünmüyor.
    Kaplanın Karısını ben de merak ediyordum ama çeviriden bahsedince tereddüt ettim şimdi. Çok kötü çeviriler var piyasada, bu yüzden mimlediğim yayınevleri bile var.
    Pinterest hesabına bakmak isteriz tabii, çok iyi yapmışsın. Ben de oluştururum belki bir sayfa. Blog yazmak gözümde çok büyüyor ama en azından bunu başarabilirim sanırım…

  2. ışın,

    bedbinim ama tatlıyla ilişkiyi de koparırsam ölmeye yatmam lazım :) creme brulee’yi ben de çok severim. zaten karamelli şeyler olsun bana. evde yapmak şu açıdan zor, o üstteki yanık şeker tabakasını özel bir aletle yapıyorlar, bir tür kaynak makinesi gibi :) ondan lazım. bu yakada bebek divan’da yapıyorlardı yıllar önce, orası kapandı zaten. mevcut divan’da da yapmıyorlarmış. varsa karşıda vardır diyorum.

    kaplanın karısı kötü bir çeviri değil ama takılıyorum işte bazı şeylere.

    pinterest’in görsel oluşu hoşuma gitti, tam biz zaman canavarı ama, bi kaptırırsan saatlerce bakabilirsin :) sen de oluştur bence, çok iyi olur.

  3. *
    şimdi ben ne istiyorum biliyor musun neocum, layout bu senin pinterest gibi olsun. tıklayınca o fotoğrafın olduğu kısa bir yazıya, habere, bilgiye ulaşılsın. nerdeyse,tek başına bir dergi çıkarıyormuşsun gibi. dekorasyon, yemek, bilmece, edebiyat, sinema… genel beğeniye hitaben değil; bir kişinin bakışını resmeden bir dergi. böylece, peri, lusin, perilinka sitelerinin hepsinin bir arada olacağı bir site. pinterest buna olanak veriyor mu, yoksa bunu sağlayan bir yer var mı?

    teşekkür ederim:)

    *
    fotoğraf çok ama çok güzel. sen mi çektin?

    *
    ‘için’ yerine ‘adına’ denince, böyle zorlamaları ben de sevmiyorum. daha sevmediğim birkaç şey var. takılıp düşüyorum sanki onlara okurken, yola devam edemiyorum.

    * izlebizle.net adında bir siteden bahsetmiştim. orada eski siyah beyaz filmler var. çok hoşuma gidiyor. yoksa ben de hep dizi izliyorum. the good wife’ın 15. bölümünün sonunda çalınan şarkıyı aradım bulamadım. çok güzeldi.

    * yemek yeme işini iyice boşladım. çorbayı içerken, tepside hazırlayıp getirdiğim tabaktaki yemek buz gibi oluyor. o hald eyenmez diyip, tekrar ısıtıp yemek vs ile saat 11’i buluyor yemeği bitirmek.

    öpüyorum çok. sevgiler.

  4. periciğim,

    şimdi senin ordan geldim. dediğin gibi bir şeyi pinterest’la yapılabilir mi bilmiyorum. ben de yeni öğreniyorum pinterest’i, bir kullanıcı olabiliypr gördüğüm. peri, lusin, perilinka sitelerinin hepsinin bir arada olacağı bir formüle wordpress imkan verebilir. halid anlar bu işten, ona sorayım.

    evet, fotoğrafı ben çektim, çekerken de anlamadım güzel bir kare olacağını, denizle gök nerdeyse aynı renk, hareket namına birkaç kuş, ama bilgisayara aktarınca aa dedim hiç fena değil :)

    good wife 15. bölüm dediğin son sezon mu? 3 yani? şöyle bi şey mi? seven days – azure ray

    ben bi gayret yemek pişiriyorum, sen de pişiriyorsun biliyorum, ama yemeye de çalış lütfen. havalar soğuk, hastalanmamak için gücün kuvvetin yerinde olsun, e bu da yemekle olur. (yaşlılık alametleri, öğütlere de başladım iyi mi? :)

    ben de öptüm çok.

  5. evet, bu şarkı! bravo iyi bulmuşsun. teşekkür ederim.
    aslında demek istediğim, o üç sitede ne yayınlarsam tek sitede görünmesi değil. konsept olarak üç sitede olanları kullanmaktan bahsetmiştim. sorunum teknik; kare kare konu resimleri, başlıkları olsun; tıpkı derginin içindekiler sayfası gibi. bir kareye tıklayınca o konuya ilişkin metnin, yazının olduğu bağlantı açılsın.

    halid… hmm… halid beni hatırlıyor mu emin değilim. benim site için uğraşmıştı zamanında sağolsun.

    bu fotoğraf eni konu çok güzel. bravo, valla.

    haklısın yemek yemem lazım. bazen bir iştahla yiyorum ama çoğu kez yemek yemek bir azap.

    sevgiler.

  6. Neocuğum, Eminönü’nü sen turlamadın ama ben senin yerine de turladım;p Hacı Bekir’e gidip çeşit çeşit lokumlar aldık C.ile ve aklıma elbette sen geldin. Ben bazen fısır fısır konuşurum kendimle, orada da “a, neo’nun bahsettiği portakallı şekerlemeler, alsam mı acaba”, filan dedim, artık benimkisi ne anladıysa hâlimden;)

    Yün yorgan benzetmesini sevdim, ve tam da öyledir anlattığın çocukluk misafirlikleri.

    Öpüyorum seni, iyi geceler.

  7. beyaz kremalı eklere bayılırım ve çok canım çekti şu anda, alacağın olsun neo:) havalar biraz düzelince bir pastane keşfine çıkmayı planlıyorum ben de. creme brulee için bir adres bilmiyorum ama kup griye için kesinlikle önereceğim yer kadıköy’deki baylan pastanesi! seveni varsa akıllarda olsun.
    bu arada bu pinterest ne ola ki? sanal bir albüm gibi bir şey mi? pek fenayım bu konularda. üç beş yıla kalmaz nine muamelesi görürüm herhal:)

  8. justineciğim,

    demek buralardasın, ne güzel! bi yerlerde rastlaşsak ne güzel olurdu. eminönü’ne gidemedim kaç zamandır, gidip çiçek almak istiyorum ama bu sefer böyle bakımı zahmetli, kendisi ilginç çiçeklerden :) öyle kanaatkar sardunya diyil nazlı olsun, uğraşayım biraz. (ya sardunyaya da haksızlık olmasın, onu da seviyorum)

    aldın mı portakallıdan, canım istedi bak şimdi :)

    ben de seni öptüm. iyi gezmeler.

    ***

    alkım,

    evet böyle hain bi kişiyim, türlü türlü tatlı yazarım :) ya benim bildiğim ekler beyaz kremalı olur by default, istanbul’da gördüm kreması kakaolu, e zaten üstü de çikolatalı, içimi bayıyor. eskişehir’de küçücük mahalle pastanesi bile beyaz kremalı yapar ekleri. şu havalar ısınsın memleketime gideyim de yiyeyim bol bol.

    sana inanmakta zorlanacağın bi şey diyeyim mi, ben kup griye yemedim henüz! bi türlü olmadı ki bi ara sık geçiyordum baylan’ın ordan, kısmet işte.

    pinterest, doğru dedin, bir tür albüm, çeşitli başlıklar altında sevdiğin şeylerin fotoğraf ve linklerini yüklediğin ve paylaştığın bir platform. üye oldum ama çok ilgilenemedim, haftasonu vakit ayırıcam, çok zevkli. bi bak sen de.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s