bence vermeer ve arkaaşları

yine soğuk, yine gri bir pazar sabahına uyandın. şaşırdın mı, hayır! kaç gün daha giyilecek şu ağır palto, atkı, eldiven, botlar vs diye düşündün ama “evde kal, gir battaniyenin altına, ne işin var bu soğukta dışarlarda” diyen şeytana da kulak asmadın. madem ışık yoktu, ben de ustasına gideyim diye yollara düştün. başkaları da senin gibi düşünmüş olmalı ki sabancı müzesi kalabalıkçaydı. justine’in uyarısına rağmen sesli rehber cihazlarından aldın, iyi de oldu zira tabloları anlatan metinler çok güzel hazırlanmıştı. biraz uzun olmaları dışında ilginç detaylar ve anektodlar içeriyordu. resimlerin yanındaki bilgilendirici metinlerden farklıydılar,  mesela ailenin bir arada resmedildiği bir tablodaki köpeğin sadakati simgelediğini anlatılıyordu.

sergi salonunun girişinde hollanda’nın o dönemdeki zenginliğinin sebepleri anlatılırken sömürgeleştirdikleri ülkelerden hollanda’ya akan hammaddelerden, kölelikten “okyanusların ötesinde yeni keşfedilen topraklarda yaşayan halklarla kurduğu ilişkilerden de maddi ve kültürel kazanç sağlayan zengin bir ülke” veya “denizaşırı ticaret şirketlerinin öncü çalışmaları, ülkeye akan kalifiye işçi ve tüccarlar muazzam bir servet birikimine neden oldu” gibi suya sabuna dokunmayan ifadelerle bahsedilmesine sinir oldun.

aslında vermeer’i görmeye gelmiştin,  bi inci küpeli kız, sütçü kadın portreleri ya da delft manzaları yoktu ama olsun, aşk mektuplu olan resmi de merak ediyordun. önce rembrandt ve adlarını tabii ki de hemen unuttuğun ressamların tablolarına baktın, bazı resimlerin önündeki kalabalıklar yüzünden zorlandın ama güzel resimlerdi hep. zengin detaylar, gündelik yaşamdan sahneler, pazarlar, fırınlar, balıkçılar, portrelerdeki yüzlerin canlılığı… hayvan figürlerinde usta bazı ressamların, başka ressamların resimlerindeki hayvanları çizdiklerini okumak gülümsetti seni: “üstad, benim şu tabloya iki tavşan çiziktiriver” :)

şansına vermeer’in başında kimse yoktu -madrid’de edward hopper’ı da böyle yalnız yakalamıştın, en azından müzelerde şanslıydın :P resme tek başına uzun uzun bakabildin, az önce mektubu hanımına veren hizmetçinin muzip ve “hadi yine iyisin” ifadesiyle, hanımının neredeyse aptal ve soran bakışları, terlikler, kapıya dayalı süpürge… kapının önünden geçerken görüverdiğimiz bir sahne hissi uyandırsın istemiş vermeer. bir de sesli rehberin anlattığına göre, duvardaki yelkenli tablosu romantizmin simgesiymiş.

çıkışta müzenin bahçesinde mimoza benzeri bir ağaç gördün. bu mevsimde açmaz ki mimoza deyip yanına gittin, kokmuyordu ama sapsarı çiçekleriyle buz gibi havada münasebetsiz bir şaka gibi duruyordu. son olarak da alt bahçede içindeki duru, durgun suyuyla kıpırtsız duran havuza takıldı gözlerin, bir ofelya’sı eksik dedin içinden. hah, bi ışıklı resimle kapıldığın neşe, soğuğu görünce koşarak uzaklaşmıştı. en iyisi eve gitmekti, eve gitmek ve kış bitene kadar battaniyenin içinden hiç çıkmamak…

*not: günümüzden vermeer ve rembrandt uyarlamaları, tıklamayı ihmal etmeyin, şaşıracaksınız
(via twitter.com/numuque)

 http://www.janbanning.com/work-in-progress/national-identities/

Advertisements

9 thoughts on “bence vermeer ve arkaaşları

  1. bu resmini bilmiyordum, çok iyiymiş. kadının mektuba şaşkınlığı biraz fazla ama, neyse:) süt döken kadın tablosu var mıydı? ben onu seviyorum bir de. o süt, akar, akar, akar ve sanki durağan resme bir süreç eklenir böylece. inci küpeli kız tablosunu, scarlett o’hara oynadığındna beri sevmem. onun o dolgun dudakları, budala ama arzulu bakışları, tablonun ruhunu iyice sığlaştırmıştır bana kalırsa.

    ben de gideyim, ama ne zamana kadar sürüyor acaba? senin aksine bu havada ben battaniyeyi tercih ederim. bende 4 derecede sanat aşkı filan kalmıyor:)

    güzel bir yazı olmuş. yine çok beğendim.

    sevgiler.

  2. periciğim,

    ben de bilmiyordum bu resmi, sen diyene kadar da kadının şaşkınlığının “biraz fazla” olduğunu fark etmemiştim :) sergide vermeer’in sadece bu resmi var, süt döken kadını çok severim, delft manzaralarını da. inci küpeli kız tablosunu hakkaten scarlett bozdu. ondan bağımsız bakmaya çalışıyorum, çok güzel çünkü.

    serginin daha epey vakti var, 10 haziran galiba. baharda git sen periciğim, şöyle erguvan zamanı, emirgan da şahane olur hem.

    yazıyı beğendiğine çok sevindim yine. bu sefer 2. tekil şahısı benimsedim, tarz denemeleri :P

    sevgiler benden de.

  3. Sen gerçekten şanslısın Neocuğum, benim baktığım resimlerin önünde kalabalık topluluklar vardı;)
    Aşk Mektubu tablosundaki duruşa, bakışa pek bakmadım da ben, ışığın o sarsıcı vuruşuna, odaya doluşuna hayran kaldım en çok. Çok önceden senin kısa ve etkili yazında söylediğin gibi; birileri ressama ışığın resmini yapabilir misin, diye sorup, sınamış olmalı. Müthiş.
    Eğer tekrar gidebilirsem, alayım olmazsa o dinleme cihazlarından, dediğin gibi daha güzel olur belki. Ama biliyor musun Neo, ben arkeoloji lisanstan beri hep böyle anlam arama ve bir şeylerin sembolleştirilmesinden sıkıldım. Bir de köpeğin sadakati simgelemesi çok ilginç bir detay değil ki, köpek tabiatı gereği sadık olacak hâliyle. Hani ne bileyim düşmanlığı filan simgeleseydi belki tamam derdim açıklamaya;p (şaka yapıyorum, ne güzel uğraşıp böyle bir hizmet vermiş adamlar, geyik benimkisi.)
    Mimoza ve havuz hakkındaki düşüncelerine bayıldım; münasebetsiz bir şaka, çok hoş.
    Verdiğin linkleri merak ettim, ama burada (nöbetteyim) tıklanmıyor. Yasaklı sanki çoğu site. Eve gidince hemen bakayım. Sağol yazı için Neocuğum, zevkle okudum, ayrıca olmuş bu tarz;)

    Battaniyeli sıcacık günler diliyorum, sevgiler.

  4. justine,

    bazı resimleri fazla birbirine yakın asmışlar, onların önünde ben de zorlandım, bir de sesli bilgi bazen tabloya bakma süresinden uzun geldi :) ama bi daha gidersen al, hoş metinler hazırlamışlar.

    anlam aramaktan sıkılmanı anlıyorum lakin ben arıyorum hep :) gördüğümün aslında şöyle de olabileceğini söyleyince biri, “hmm” diyorum, “enteresan” ya da hadi “canım, gerçekten mi?” :) köpeğin sadıklığında enteresan bir şey yok dediğin gibi, onun ailenin resmedildiği bir tabloya illa ki konuyor olmasını öyle okumuşlar ya, hoşuma gitti.

    bir tablo vardı, “babanın nasihati” imiş başlığı, ayakta arkası dönük genç bir kadına bir adam elini uzatmış bi şeyler anlatıyor. önceleri bu resmi babanın kızına azarla karışık nasihat ettiği şeklinde yorumlamışlar ama sonradan, adamın kızın babası olamayacak kadar genç olduğu, yanındaki orta yaşlı kadın, arkadaki yatak vs ile okunununca kızın para ile aşk yapan (ne güzel ifade ettim :P bir kadın olabileceği, adamın da ona kur yaptığı iddiası atılmış. bilemiyoruz tabiy.

    linklerde bir fotoğraf sanatçısının zenofobi temasıyla tabloları yorumladığı kareler var, ilginç olmuş.

    yazıyı beğendiğine çok sevindim. bu ikinci tekil kişi anlatımı ilgimi çekiyor, az kullanılan bir tür sanki. çalışayım ben buna biraz :P

    ben de sana güneşli günler diliyorum, izmir kesin bizden iyi durumdadır.

    sevgiler.

  5. Senin anlatımından hemen anladım Neocuğum resmi, verdiğin linke baktım, doğruymuş;) Sevmiştim ben onu. Şimdi tekrar bakıyorum da, diğer kadın (oturan) mama filan mı oluyor şimdi, ya da madam?;) Kibarlıktan kırılacağız valla;p Kur olayı da ne kadar görece imiş, şaştım kaldım, biri bana öyle kur yapsa; “önce o eli bi indir” derim sanırım;))

    İzmir yağmurlu, ama olsun bahar geldi hissediyorum;)

    Çok sarıldım, sevgiler. (nöbetten geldiğim gibi verdiğin linke bakmıştım, gerçekten ilginç, tekrar teşekkürler.)

  6. of, çok kötü bir şey yaptım ve yanlışlıkla yazdıklarımı sildim. çok sinir bozucu. insan aynı cümleleri kurmaya kalkınca da tuhaf bir yabancılaşma yaşıyor.
    neyse, diyordum ki, koşa koşa gideyim ben bu sergiye;) justine de yazmış. senin de yazını okuyunca öyle hissettim. yukarıdaki resmi ayrıca çok ilginç buldum. diğerlerinden ayrılıyor sanki. insanların öndeki detayların arkasında değişik bir perspektifle ve adeta gizlice gözetlenircesine resmedilmesi… aslında resimler hakkında konuşmak ne hoş, daha önce pek yapmamıştım bunu.

    babanın nasihati’ne de baktım. bana açıktan bir kur yapma durumu varmış gibi geldi. bir zamanlar yakın bir arkadaşım beden dili kitapları okur, bir zat nedeniyle çeşitli şifreleri çözmeye çalışırdı. ben de ondan öğrenmiştim tuhaf tuhaf bilgiler. o bilgilerin ışığında yani:)
    janbaninng’in sitesi çok ilgi çekici bu arada. teşekkürler.
    sevgiler.

  7. alkım,

    sergiye bence de gitmelisin. resimler hakkında konuşmak gerçekten eğlenceli. keşke vermeer’in daha çok resmi olsaydı, bi tablodan bile amma malzeme çıkardım baksana :)

    bana da o tabloda kur yapma durumu var gibi geliyor, muhafazakar bir okuma yapılmış ilk dönem, sonra durun yahu, öyle olmayabilir demiş birileri sanki.

    sevgiler

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s