sümbülleri beklerken…

her şey ocak ayının 3. haftasında saatli maarif takviminde okuduğum bir bilgiyle başladı. soğanlı bitkileri dikmek için uygun zamanlar olduğu yazıyordu. geçen kış tembellik edip marketten açmaya yüz tutmuş “hazır” sümbüllerden almış idim. onlar da güzeldi evet ama içinde canım morları, pembeleri ve o baş döndürücü kokuyu saklayan gösterişsiz bir soğanla işe başlamak benim gibi zoru seven :P biri için daha cazipti doğrusu.

o cumartesi soğuktu ve yağmur çiseliyordu (göndermeyi anladınız sanırım benim hüzzam seven okurlarım :) hiç aldırmadan şemsiyem, lastik çizmelerim ve pazar çantalarımla eminönü’nün yolunu tuttum. lale ve sümbül soğanları sepetler içinde beni bekliyordu. kendime pek de güvenmediğimden,  “bu sene bi becereyim tutturmayı, seneye çok alırım” diyerekten temkinli davrandım. pembe, mor ve beyaz oldukları söylenen soğanlardan altı tanesini çantama attım. çiçekçiye nasıl dikileceğini sordum, ne kadar su vermeli, nerede durmalı? soğukta mı sıcakta mı? evde geçen yazdan kalma saksılar vardı, soğanlarla birlikte bir de toprak aldım.

ertesi gün, yine buz gibi soğuk balkonda, soğanları yeni yuvalarına yerleştirdim. can sularını verdim. hangi renklerde olduklarını unuttum gitti tabiy, biraz daha koyu olan mordu sanırım. önce mutfak camının dış pervazına koydum, “sümbül soğuk sever” dendiği için… ama çok kar yağdığında korktum, donmasın bunlar burada diye, balkondaki masanın üzerine taşıdım.

uzun bir süre bir kıpırtı olmadı, ara ara suladım, konuştum, “haliniz nicedir, iyi misiniz, hoş musunuz?” diye, pek oralı olmadılar. bahar bir türlü gelemeyip, havalar ısınmayınca bizim üç sümbüller uykularına devam ettiler. sümbüllerin yarısını wasfiye’ye vermiştim, babasının “geç kaldınız onları dikmekte” demesi hafiften moralimizi bozmuştu ama olsun yine de umutluyduk. her sabah badem’e mamasını verip balkona kafamı uzatıp “naptınız gençler?” diyordum ama hiç ses yoktu :(

cemreler ardı ardına düşüp hava birazcık ısınmaya başladıklarında bizim üç silahşörlerde hafif bi kıpırdanma oldu sanki. ama çok yavaştılar, bi türlü büyüyüp büyümediklerinden emin olamıyordum. neyse uzatmayayım, hem benim manevi baskım, üzerlerine titremem, itinayla sulamam vs hem de son günlerdeki ılık hava bizimkilerin hoşuna gitmiş olacak ki birdenbire boy attılar. (demek ki, sevgi neydi? sevgi emekti, benim alyazmalı okurlarım:) yakından baktım, çiçekleri yeşil tomurcukların içinde bir hazine gibi saklı duruyor. her sabah heyecanla bakıyorum patlayan bir tomurcuk görürüm belki diye. şimdi yeşil hallerinin fotoğrafını koydum ya, açınca da sizi haberdar ederim.

sümbülleri almaya gittiğim o yağmurlu cumartesi günü çok sevdiğim bir arkadaşımın da aynı saatlerde oralarda olduğunu, sümbül aldığını, pazar günü de diktiğini öğrendim sonradan. hayat güzel tesadüflerle dolu… şimdi arada soruyorum, seninkiler ne alemde diye.

bugünlerde sümbüllerden kat be kat umut ve heyecanla beklediğim bir yolculuk da yaklaşıyor. onu da bilahare yazarım size…

beklediğimiz sümbül olsun canlar…

Advertisements

10 thoughts on “sümbülleri beklerken…

  1. ;)

    Neocuğum, ilk önce Sherlock’lara başladığımın haberini vereyim, çok çok güzel bir dizi, ilk bölümü seyrettim dün gece, bayıldım.
    Dün 24 saatçiydim, berbat bir nöbetti, hastane panayır yeri gibiydi valla, bir de ilk bölümü almışım, gece 12’den 2’ye kadar koşturdum durdum. Ama, sor bakalım nöbeti hafifletmek için ne yaptım ben? Evet, Sherlock’u seyretmeye başladım. Niye beklemişim bugüne kadar anlamadım, çok keyifliydi. Sadece bir şey için üzüldüm; bu kadar güzel, ince işlenmiş, zekice yazılmış ve çekilmiş bir diziye haksızlık yapıyorum burada kesik kesik seyretmekle, diye düşündüm. Çok durdurdum tabii, hasta geldikçe ara verip, tekrar geriye alarak seyrettim. Bir bölüm iki saatte bitti. (zaten bir buçuk saat deme;p)

    Teşekkür ederim sana tavsiye için, şimdi kahve yapıp ikinci bölümü seyredeceğim. Heyecanlanıyorum;) Hatta, Rüya’yı çok özledim, Meloş ve abimle sohbet etmek için gidecektim onlara bugün, ama hayır, evde kalıp dizi seyredeceğim. Yarın yine nöbet var çünkü.

    Sen sümbül deyince benimki aklıma geldi, bir zamanlar bir sümbül almıştım ya, hatta bloğa fotosunu koymuştum. Şu;
    sümbül

    İşte, onu annem bu kış tekrar dikmiş (on günlüğüne gelmişti kadın, ne ara dikmiş anlamadım) başka bir saksıya, soğanını tabii. Geçenlerde bakmıştım açmış, öyle güzel açmıştı ki yine, yüzümü güldürmüştü. Fakat biraz uzun açmış bu sefer, öyle olunca da çiçek sarkmış aşağıya, boynu çok uzun gelmiş ağırlığı taşıyamamış haliyle.

    Yolculuğunu merak ettim, sana umut ve heyecan vermiş ya, ne güzel;)

    Sümbüller candır, deyip bitirelim;p Öpüldün çok, sevgiler.

  2. Ben de zambak diktim üç saksı, soğanlarını bir arkadaşım göndermişti hediye olarak. Paketinde Mart, Nisan, Mayıs aylarında dikilmeli yazıyordu, Mart başında diktik. Tık yok Allah seni inandırsın:) Öööle bekliyollaa torpağın altında. Her sabah ilk iş ziyaret ediyorum, sencileyin hal hatır sorup arada haşlıyorum “nerdesiniz la?” diye, malum Behzatçıyız:) Bilmiyorum ne olacaklar, şimdi sen ocakta diktim yeni yeşerdiler diyince azıcık umutlandım, belki benimki de beklemededir diye. Umarım ben Ankara’ya gitmeden açarlar. Pek de güzel görünüyorlardı ambalajın üstünde resimde. Kısmet bakalım ne olacak. Bir kere de bir derginin verdiği ne idüğü belirsiz tohumları ekmiştim çiçek diye, bezelye çıkmıştı:))
    Sevgiler, yolculuğu ben de merak ettim…

  3. A, ne güzel herkes bir şeyler ekiyor;p
    Sana yazdıktan sonra markete gittim Neocuğum, arabayı az ileriye çekecektim ve ekmek alacaktım güya, ya da şöyle; esas amaç oydu. Bir de baktım harika laleler var markette. Çakıl taşlı küçük plastik saksılarda. Aldım, eve gittim, boş saksı ve toprak aldım terastan, eldivenlerimi takıp, laleyi diktim. Biraz açmış, sarı bir lale. Sonra baktım, balkon öyle kirlenmiş ki (uzun süredir balkonları unuttum ben, yıkamıyordum) o güzel lale için büyük bir saygısızlık olacaktı onu öylece orada bırakmak. Hastalığı filan unuttum (boğazımın ağrısı geçti, şükür, sadece yutkunurken biraz kaşıntı var), eşofmanımın paçalarını sıyırıp, başladım balkonu yıkamaya;) Bir saat sürmüştür kesin, demirlerini sil, diğer saksıları temizle, masayı ve sandalyeleri sil vs. vs.
    Güya ben keyif yapacaktım bugün değil mi, dizi seyredip bir şeyler atıştıracaktım, ara öğün niyetine. Hah ha, yalan oldu, akşam yemeği zamanı geldi yahu;) Neyse, çok iyi oldu, yine senin yazın sayesinde çiçeklendim bugün.
    Şimdi yemek yapmaya kalkayım ben, ıspanak yapacağım sanırım ve yemeğimi yediğim gibi çay keyfiyle diziye devam edeceğim. Bira işi sonraya kaldı haliyle, iyice yaz olsun bir, boğazlar nanay tabii;p

    Sarıldım ve kaçtım.

    p.s: Kaçmamışım, pardon;p Balkon kurusun, masayı ve sandalyeleri yerleştirip çiçeği koyayım üzerine, fotosunu çekerim belki. Yazının rüzgarını görürsün böylelikle, sarı lale şeklinde elbette;)

  4. neocum, yeni yazını görünce çok sevindim. hevesle okudum. baharın ilk yazısı ve buna yakışır derecede harika olmuş yine. bir sümbül soğanının macerası ancak bu kadar tatlı anlatılabilir. hep gülümsedim.

    yolculuk nereye acaba, yurtiçi mi, yurtdışı mı? yurtdışında olsun, lütfen. ayrıntılarıyla anlat sen yine. merakla bekliyorum.

    ben çok yorgunum. gmail’i açtım az önce ama sen yoktun. ben biraz dinleneyim.

    sevgiler.

  5. leylaam zambak daha çıkmaz, erken. sümbül ise az gecikmiş neo’m. benimkiler geçti bile :) ama geç olsun güç olmasın diyoruz, öyle ya da böyle geliyorlar. geldiler mi uzun süre kalıyorlar. hatta geçen sene bir tane bis de yaptı sağolsun. çiçek bitti ama arkasından ikincisi geldi güçsüz de olsa.

    sümbül sağlam bi hayvan. öyle nazenin değil. saksısında bırak geçtikten sonra soğanı. hiç de elleşme. seneye mis gibi açar tekrar.

  6. justine’im,

    önce, çok geçmiş olsun, fırsat bulup da yazamadım sayfana. bu kış biraz fazla hasta olduk diy mi? neyse ki artık bahar. boğazın için zencefil diyorum, bol bol çayını iç, sen sevmezsin bitki çayı ama ilaç diye düşün.

    sherlock’u kime önerdiysem çok beğendi. bi arkadaşım da yazdı dün, ya daha yok mu bundan diye :) az bölüm olması sıkıntı tabiy, bekliycez nabalım?

    senin sümbül benim geçen yıl aldıklarımdan. epey bi dayanıklı oluyor onlar, evi günlerce mis gibi kokutuyor.

    bu evde balkon atıl durumda, boyacıköy’deki evde güzel bir balkonum vardı, bahçeye bakıyordu, yan taraftaki kilisenin çan kulesi görünüyodu, serviler filan. balkonların kıymetini bilmek lazım. laleleri aldığın çok iyi olmuş. fotoğraflarını bekliyorum, yazının rüzgarı da ne güzel bir ifade :)

    ben de sarıldım.

    ***

    leylakçığım,

    soğanlı bitkilerin olayı bu sanırım, toprak altındaki maceraları epey bi sürüyor. aslı yazmış bak, erkenmiş daha seninkiler için.

    ankara’ya ne zaman gidiyorsun? yetişir belki gidişine.

    bezelye macerası da süpermiş!

    ***

    serpilciğim,

    niçün gülmeden okumaya çalışıyorsun kuzum? gülesiniz, neşelenesiniz diyerekten debeleniyorum burda, çok reca edicem, gülünüz, güldürünüz :)

    beğendiğine çok sevindim :)

    ***

    periciğim,

    gerçekten harika olmuş mu? :) neşeliyim son günlerde, yazıya da geçti haliyle. seni gülümsettiysem de ne mutlu bana.

    yolculuğu anlatıcam, netleşmesini bekliyorum.

    sana kolaylıklar diliyorum, ekstra vitamin alıyor musun? o tempoda çalışınca gerekir sanki?

    sevgiler.

    ***

    asli hayvanım,

    diy mi gecikti biraz? saatli maarif’in aklına uyduk işte. gerçi sen demiştin, sümbül terbiyesiz gibi açar diye, ona da güveniyorum :) teşekkürler önerilerin için.

  7. Geçen sene bir arkadaşımın hediyesi beyaz sümbüllerin büyümesini ve açmasını öyle gün gün izlemiştim. Sonra soğanlarını sakladım, bu sene yeniden canlandıracaktım, güya. Bu kış böyle üstümden ağırca geçince unutmuşum. Seneye denemeli…
    Bu sene senin sümbülleri ekranaşırı seyredeceğim artık. :))

  8. yer yer güldük, yer yer düşündük, duygulandık, göndermeleri, mesajları aldık başımızın üstüne koyduk sevgili yazar. baharla gelen yolculuk umudu varmış bir de, daha ne olsun:)

    benim de kış boyunca uyuklayan menekşem çiçek açtı geçenlerde, çok sevindim, bir de sardunya dikmek istiyorum ama ne zaman dikilir, nasıl bakılır falan hiç bilmiyorum.

    beklediğimiz sümbül olsun, gül olsun, bahar olsun.
    sevgiler.

  9. zerka,

    ben de menekşeye hevesleniyorum ama hiç denemedim. sardunyanın zamanı yok sanırım, çok dayanıklı bir bitki, her mevsim dikilir. ben minik bir daldan köklendirip dikmiştim, kocaman bi sardunyam oldu. güneş seviyolar, çok su istemiyorlar.

    sevgiler.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s