Feeds:
Posts
Comments

Archive for the ‘badem’ Category

image

bir rüya görmüştüm geçen pazar, kar yağmıştı, çokça yağan karın üzerine yatmış, vücudumun şeklini çıkarmaya çalışıyordum, sol tarafı olmadı galiba diye uğraşıyordum. uyandım ve endişelendim, mevsimsiz yağan kar görmek iyi şeylerin habercisi değildi, biliyordum. rüyamı kimseye anlatmadım önce, sadaka kutusuna biraz para attım ama tedirgindim. ankara’daki patlamadan bir gece önce kardan kapanan yolları, birilerinin gelip beni almasını boşuna beklediğimi gördüğüm rüyayı unutmaya çalışıyordum.

Badem bir süredir akşam yemeklerinden sonra arka odada, kitaplığın önündeki minderine oturuyor, yanımıza gelmiyordu. gidip bakıyordum, karanlıkta öyle oturuyordu, uyumadan. “Badem kızım neden karanlıktasın, gel hadi yanımıza” diyordum, bazen geliyor, bazen oturmaya devam ediyor, sonra da uyuyordu. daha uzun saatler uyuyordu bir süredir. çok mu yediriyoruz acaba, ya da hava soğudu ondan mı? diyorduk. salonda yanımızdayken illa ki kucağıma yatmak istiyordu. sabah namazından sonra kanepede güneşin ilk ışıkları Üsküdar’a düşerken, Badem kucağımda tatlı bir uykuya dalıyordu. çayın suyu kaynıyor, kucağımdan onu kaldırmaya kıyamadığımdan demlemeden soğuyordu. yemek bitmişse, masa toplanmış, ayakta dolanıyorsam yanıma gelip otur da kucağına yatayım diyordu hep. hiç geri çevirmiyordum onu, alıyordum, güzelce yerleşip uyuyordu.

çarşamba akşamı da öyle oldu, sandalyede otururken yanıma geldi, aldım ama rahat edemedik, biraz tombuldu malum, önce sağ tarafa yattı, biraz öyle kaldı. sonra kalktı, yüzüme baktı, ben de baktım, “rahat edemedin mi düdük?” diye güldüm. bir daha baktı bana, ben de ne istediğini anlamaya çalışarak baktım. birkaç dakika sonra da rahat etsin diye kucaklayıp kanepeye geçirdim, oturur oturmaz tuhaf bir ses çıkardı, başı düştü, vücudu hafifledi, panikle “Badem ne oldu, Badem ne oldu?” deyip yere koydum, hiç kıpırdamıyordu, Emine kalktı hemen, elini ağzına soktu, boğazına bir şey mi takıldı diye ama nefes almıyordu, uyuyor gibiydi. geri getirmek için çok uğraştık kendimizce, sırtına vurdum, kalbine masaj yaptık ama canı bir anda kuş gibi uçup gitti…

Badem şimdi Bağlarbaşı’nda onun gibi tombul kozalakları olan çok güzel bir fıstık çamının altında yatıyor. Bembeyaz bir tülbende sardı arkadaşlarım onu, son kez kucağıma aldım, hafiflemişti sanki, yüzü kıbleye dönük toprağa yatırdım. yanına bir kalp koydum. üzerini örtüp, ayak ucuna bir asma diktik.

o çok sevdiği yatağını, mama kabını, kumunu kaldırdım ama ne çare, boşlukları nesnelerin kendisinden daha etkili hatırlatıcılar… bu ev bizden çok onundu, her köşesi, her eşyası Badem’indi. Yaşlıydı evet, sorduklarında hep birkaç yıl eksik söylüyordum yaşını, kendimi hazırlamaya çalışıyordum.

Öleceğimizi bilerek yaşıyor, bu dehşetli bilgiye rağmen gülüp, sevebiliyoruz. Buna bir gün sevdiklerimizi de kaybedeceğimiz bilgisini ekleyerek hayata devam ediyoruz. İnsanı yaratırken kendi ruhundan üfleyen Allah iyi ki muhabbeti kalbimize koyuyor. Birini sevmek o kadar güzel, o kadar güçlü ki kaybetme korkusunu yeniyor. Sevmek korkmaktan her zaman daha güçlü. Korku arada bir gölge gibi geçse de sevmekten vazgeçiremiyor kalbi olanı, insanı, kediyi, köpeği, sevdikçe sevesin geliyor.

Bir arkadaşım cennet kedisi Badem diye seviyordu, şimdi öyle bir yerde hayal ediyorum onu, yaşlı bedeninin, yürürken çıtırdayan eklemlerinin bağlarından kurtulmuş, ağaçlara tırmanıyor, en sevdiği japon şemsiyesinin dallarını çiğniyor, derelerden taze su içip bizi bekliyor.

bir sonbahar günü gelmişti bana, yalnız, kederli zamanlarımın eşlikçisiydi, sahur arkadaşımdı. bu kışı beraber geçiririz diye umuyordum, bir sonbahar sabahı uğurladım onu.

Badem. Güle güle benim güzel kızım…

Read Full Post »

Older Posts »