Feeds:
Posts
Comments

Archive for the ‘edebiyat’ Category

vintage

elimde buzlu kahveyle ofise çıkan merdivenleri tırmanırken, günlerini bir ofise gelerek değil de evde bir masa başında yazarak geçirmek istemez miydin diye sordum kendime… Badem minderinde uyuklarken, denize, ağaca, kıyıya yanaşıp açılan vapurlara, bazen uzaklara bakarak bir kitap yazsan mesela? orhan pamuk gibi kendini disipline ederek hergün dört sayfa yazsan ya da murakami gibi yazma havasında olsan da olmasan da o masaya illa ki oturup bir saat geçirsen?

peki bu soru nerden çıktı geldi, neden şimdi? memleketteki “bunlaaarrr” kategorisindeki herkes gibi sıkışmış hissediyorum kendimi, ofiste takvimin baskısı altında bir şeyler yetiştirmeye çalışıyorum, artık bitiyor diye sevindiğim nemden öldüğüm bir yaz yaşadım, ondan mı? ne zamandır bloga yazamıyorum ama bazen bir vesileyle eski bir yazıyı okuyorum, unutmuş oluyorum bazılarını, hatırlamak hoşuma gidiyor. yazarkenki ruh halimin, nerede olduğumun bilgisi çıkıp geliyor bi yerlerden, başka biri yazmış gibi ama tanıdık da aynı anda… eski yazılar kokular gibi, hafızada o anı oluşturan parçaları bir araya getiriveriyorlar.

vintage1

yazsam ne yazarım diye de düşünüyorum. nasıl bir yazar olur benden, karakterleri ve olay örgüsünü kendimden, hayatımdan uzak bir şekilde ustaca kurgulayabilir miyim yoksa metne bi yerlerden sızar mı hatıralar? ilki mümkün müdür, yazarın karakterinden, yaşadıklarından tümüyle bağımsız bir metin? orhan pamuk’un saf ve düşünceli romancı kitabında bahsettiği gibi kendiliğinden, çok doğal bir şey yapıyormuş gibi mi yazarım ya da hesaplı kitaplı? kurgulayan değil de aktaran & anlatan yazar tipi varmış gibi geliyor bende…

yazmak üzerinde bu kadar durunca asla yazamayacağımı da düşünüyorum. o kadar istesem çoktan yazmaya başlamıştım, yıllar boyu bir gün çıkacağı dünya turunun detaylarını planlayıp sokağından bile ayrılamamış birinin durumuna benziyor hâlim diye dertleniyorum.

vintage2

bu aralar okuduğum murakami’nin yeni romanı colorless tsukuru…’nun da etkisi var galiba, kitabı sevdim, tsukuru’nun haline üzülüyorum. bi yandan kitabın tadını çıkarıyor bi yandan hmm murakami nasıl kurmuş romanı, karakterleri diye sinsi gibi inceliyorum :) arada nabokov’un edebiyat dersleri kitabını karıştırıyorum, sevdiğim romanların ilk cümlelerine bakıyorum felan.

böyle işte, niyeti bozdum, sanki böyle bi oturuşta nehir roman çıkartıcakmış gibi halleniyorum. “hah, bloga yeni yazılar yazmayı becerdin de nehir romanın eksik kaldı” dediğinizi duyar gibiyim, taam haklısınız da böyle eziklemeseniz, “sen yazarsın neo, aslansın kaplansın neo” deseniz, nehir olmasa da bi novella yazardım belki, ühü!

not 1: başlık turgut uyar’dan, romanımın bir bölümüne epigraf yaparım diye düşündüm eheh

not 2: ikinci foto bu aralar ben (temsili), üçüncü foto romanı bitmiş, yayınlanmış, gelen röportaj tekliflerinden hangisi kabul etsem diye düşünen ben :)

 

Read Full Post »

Older Posts »