2011’den en sevdiğim kitaplar

geçen yılın rakamlarıyla karşılaştırıp, “daha az okudum”  diye hayıflandım ama 2011 kitap açısından verimli geçti aslında. en çok kitap hediye edilen doğum günümü bu yıl yaşadım bir kere, babam, kardeşim, arkadaşlarım bir sürü kitap aldı. e kitap fuarına da gittim, epey bi şey oradan geldi. bu sene hiç kitap almasam, yılı bitiririm yani, o derece :)

bu yılın sevdiğim kitaplarına baktım, yerli-yabancı eşit ağırlıkta gibi, hiç de fena bir yıl olmamış, siz de bir bakın bakalım, ve de lütfen siz de 2011’den sevdiğiniz kitapları yazın.

1 ) Zamanın FarkındaŞule Gürbüz: İlk kitabı Kambur’la tanıyıp sevdiğim bir yazardı, yeni kitabıyla beni yine mest etti, dönüp tekrar okunacak kadar güzel, karakterlerin kendilerine dönük acımasızlıkları, kara mizahı benzersiz, benim için yılın kitabı.

2) Sinek Isırıklarının MüellifiBarış Bıçakçı: Sonu pek sevdiğim gibi bitmedi ama olsun, çok beğendim.

3) Sen Dünyaya GelmedenMargaret Mazzantini: Hüzünlü ve de güzeldi, klasik roman formunda şeyler okuyamıyoruz artık pek, Mazzantini usta bu konuda…

4) Yaz Ortasında ÖlümYukio Mishima: Japon edebiyatı bu sene de okuma listesinin demirbaşlarından, Mishima’nın özellikle insanın sevdiklerinin kaybı üzerine yazdığı ve kitaba adını veren öykü etkileyiciydi.

5) The Possessed: Adventures with Russian Books and the People Who Read ThemElif Batuman: Edebiyat üzerine yazıları özellikle seviyorum, Nabokov, Nurdan Gürbilek vs. Batuman’ın kitabını da sevdim, bana daha önce okumadığım Rus öykücü Babel’i tanıttı. Türkçeye de çevrildi kitap.

6) Sevgili MimiTim Parks

7) Mimi’nin HayaletiTim Parks: Bir polisiyesever olarak, bu yıl okuduğum en iyi cinayet romanlarıydı diyebilirim. İtalya’da geçiyor olması, Patricia Highsmith’in Ripley’inden izler taşıması da beğenimde etkili oldu.

8) Ekmek ve Zeytin  – Ahmet Büke: Büke’yi ilk kitabından beri okuyorum, karamsar belki ama olsun, seviyorum İzmir’i, sıradan insanları anlattığı öyküleri. Bu kitabında güncel meselelerden yola çıkarak okuyanı sarsan hikayeler de var.

9) Peruk Gibi HüzünlüYalçın Tosun: İlk kitabı “Anneler, Babalar ve Diğer Ölümcül Şeyler” hemen gözüme çarpmıştı, iyi ki almışım. Peruk Gibi Hüzünlü de boş çıkmadı.

10) BizYevgeniy Zamyatin: Bilim kurgu klasiklerinden, çok sağlam bir distopya romanı. İnsan 1920’lerde yazıldığına inanamıyor, o derece bugüne yakın.

Advertisements

yaz kitaplarından, mutfaktan vs.

efenim, yaz gelmedi gelmedi diye şikayet edip dururken, alın işte gitti gidiyor! evet hava hala sıcak ve nem hayattan bezdiriyor ama önümüz sonbahar diye acayip seviniyorum :) yakında ışığın tonu değişecek, gökyüzü koyu mavi bir tona bürünecek, böyle serinlik hafif hafif ısıracak, hırkalar, çoraplar çıkacak… sonra malum ikea kataloğu gelecek, “yaz bitti, kapatıyoruz, hadi herkes evine” diyecek :) sonbahar candır.

şimdi, yazın başında  gözüme çarpan kitapların listesini yazmış idim ya, onlardan üçü hakkında size rapor vermek isterim görev bilinci yüksek bi kişi olarak:

ambulansla dünya turu’nu okudum, begenmedim, yani anlattığı şeyler yer yer güzel ama anlatma biçimi olmamış. böyle kelime tekrarları, efenim büyük-küçük fontlar, wasfiye arkadaşımın da buyurduğu gibi, “ohoo bunları zamanında şizofrengi (hatırlar mısınız o dergiyi?) yaptı bitirdi.” valla ben gündüz vassaf’a kandım, yeni bir dil getirdi felan dedi yazar için ama abartıymış.

elif batuman’ın rus romanları ile ilgili uzun isimli kitabın ingilizcesini okudum, hoşuma gitti. edebiyatla,  edebiyat magaziniyle (justine sen seversin) ilgiliyseniz, sizin de hoşunuza gider diye tahmin ediyorum. yazarın hoş, muzip bir dili var.

murat uyurkulak’ın bazuka’sını ben okumadım ama kitap zevkine güvendiğim üç arkadaşımdan geçer not alamadı, acemice yazılmış dendi, mesaj kaygılı dediler. ödünç alıp yine de okuyayım, kararı kendim vereyim diyorum ama durum bu.

listenin kalanından sizin okuduklarınız varsa, yazarsanız sevinirim. bu sabah klasik bir polisiyeye başladım, mike hammer-karanlık yol. fena diyil sanki. tatilde de john le carre’den bir casus romanı okudum, güzeldi. benden başka da casus romanı okuyan kalmadı galiba… eski dünya, soğuk savaş insanı neo :)

mutfak maceraları

ramazan gelince birkaç klasik tarif deneyeyim dedim. insanın canı değişik şeyler istiyor iftarda. abartılı bi çeşitlilik değil de daha önce evde pişmeyen bi şey olsun diyerekten ilk kez komposto yaptım. kolaymış. vişne kompostosu tarifi buldum internetten, şekerini de tam istediğim gibi tutturmuşum, rengi de süper görünüyordu. tatlı sevmeyen arkadaşım bile begendi, o derece :) şimdi hedefim falafel yapmak. çok seviyorum, dışarlarda yedim hep, güzel bi tarif bulursam evde deniycem.

bir film önerisiyle bitireyim: ispanyol filmi “yağmuru bile”yi izledim, iyi şeyler duymuştum hakkında, gerçekten güzelmiş. su meselesiyle, beş yüz yıl önceki sömürge mantığını paralel bir kurguyla anlatmış yönetmen. paramparça aşklar köpeklerin yakışıklı oyuncusu gael garcia bernal oynuyor hem :) izleyin derim.

fotoğrafı şurdan buldum