“Mardin benim çocukluk gökyüzüm, nereye gitsem başımın üstünde”

mardinn

görmeyi çok istediğim şehirlerden birine, mardin’e gidiyorum inşallah. üç günlük bir iş seyahati, heryeri gezip görme fırsatım olmaz herhalde ama yine de bir bilog klasiği olarak seyahat yazısı yazarım dönüşte… zihnimi şu üzerimize yağan, yapışan gündemden koparacak bir yolculuk olur diye umuyorum, bakalım… siz gittiyseniz, mutlaka gör dediğiniz yerler, mutlaka ye dediğiniz bir şeyler varsa :) yazın olur mu?

*başlık murathan mungan’dan...

Advertisements

bayram raporu

 

efenim bir eskişehir ziyaretinden daha dönüldü. bu sefer ablamların da gelişiyle daha kalabalık bir nüfus vardı evde. bayram hem sevinç hem burukluk demek benim için, bizimkilerle kavuşup hasret gideriyoruz ama bir de artık aramızda olmayan aile büyüklerinin özleminin derinden hissedildiği zamanlar oluyor bayramlar… yine öyle oldu, kabri başında dua ederken, dedemin sesini artık hatırlamadığımı fark ettim. onu ben epey küçükken kaybetmiştik, yüzü, boyu posu gözümün önünde ama sesi kayıp artık…

neyse, bayram bu yahu, neşeli şeylerden de söz etmeli. babamla dayımın geleneksel kapışmaları, mevzu mühim diyil siyaset olur, aile içi eski meseleler olur, babamın ibretlik diye anlattığı hikayeye dayımın “maşallah” diye övgüler düzmesi, yine babamın her bayram anlattığı hikayenin tam olarak aynı yerinde dönüp bana “sen o zaman ortaokuldaydın, diy mi neo?” demesi, annemin yıllar geçtikçe artan inatçılığı (dışarıda fotoğraf çektirmem diye tutturdu iyi mi, sen magazin figürü müsün, ne oluyor yahu diyoruz, yok!), odunpazarı evlerini gezerken rastladığımız “söylenecek ne çok şey var” diye bağırarak gezen amca, eski otogarın orada rastladığım karizmatik siyah pelerinli genç. aslında eskişehir’in delileri ayrı bir yazıyı hak ediyor. (deli dedim, politically correct olmadı pek ama ne diyeceğini de bilemiyor insan..)

eskişehir’de sonbahar kendini hissettirmeye başlamış bile, gece 12-13 derecelere düşüyordu sıcaklık, gündüzleri sıcak ama rüzgarlı, bulutlu tatlı bir hava… eskişehir’de erken güzün kokusunu duyunca yıllar öncesinde olsam, öğrenci olsam kitap, defter, kalem alışverişini bir an önce yapmak isterdim diye düşündüm… sonra istanbul’a döndüm ve merhaba eski dostum sıcak ve nem! neyse, şikayet yok, ağustosun yarısı kış diyolla, elbet serinler burası da, sonra gelsin hırkalar, çoraplar, defterler, kalemler…

not: fotoğraf adapazarı yakınlarındaki bir mola yerinden. şamarcı söğüt :)