durum raporu


genelde şu blogun başına oturduğumda aklımda bi şeyler olur. konu bellidir, ilk cümleler hemen yazılıverir. bu kez öyle olmadı, on dakka falan beyaz ekrana bakakaldım. arada bi portakallı çikolata attım ağzıma, şeker beyni çalıştırır hesabı ama pek de işe yaramadı. sonuç, “yazamayan yazar” temasıyla başlanan ve vasat olma yolunda hızla ilerleyen bir yazı, peh!

– uzun bi ara oldu, iş güç arttı, deprem oldu, insanların hayatları değişti, bir şey olmamış gibi yaşamaya devam edilemeyecek şartlar oluştu. deprem bölgesine yardım konusunda bilgi vermeyi amaçlayan bir blog kuruldu,  işe yarayacak bi şeyler yapayım diye oradaki arkadaşlara destek oldum. öyle ahım şahım olmayan word press bilgimin bu şekilde işe yaraması hoşuma gitti :)

– işler çok olunca daha az kitap okur, dizi ise neredeyse hiç izlemez hale geldim. çizgili bir atkı örmeye başlamıştım, o da ilerlemedi pek. günler bilgisayar başında geçti… geceler de yine ekran başında, kucağımda fosur fosur uyuyan badem’le… havalar soğuyalı beri kış moduna geçti, zamanının büyük bir kısmını uyuyarak geçiriyor bizimki.

– bugün çok güzel sonbahar fotoğrafları görünce düşündüm, en sevdiğim mevsim geldi geçiyor. bi yaprakları hışırdatarak ormanda yürümek, kestaneleri ceplere doldurmak, mis gibi soğuk havayı ciğerlere çekmek kısmet olmadı. bayramda eskişehire trenle gidersem pencereden görürüm artık…

– sevdiğim yazar yalçın tosun’un yeni öykü kitabı çıktı, “peruk gibi hüzünlü”. yine karanlık, tekinsiz bir ruh hali hakim. henüz bitmedi, belki bitince yazarım bloga. ilk kitabı” anneler, babalar ve ölümcül şeyler”i çok beğenmiştim.

– aa, az kalsın yazmayı unutuyordum, behzat ç’nin filmine gittim. pek sinema tadı yoktu ama özlemişiz karakterleri, takılmadım. herşeyi unutarak, aralarda gülerek birbuçuk saat geçirdim, iyi geldi. bir de kitabı (son hafriyat) tekrar okuma isteği uyandırdı bende.

– neolitik cephesinden haberler böyle, pek bi şey yok gördüğünüz üzere. daha manalı yazılarla dönerim inşallah :)

fotoğraflar şurdan: http://www.dailymail.co.uk/news/article-2055301/Stunning-shades-autumn-Unseasonably-warm-weather-brings-best-Britain.html

Advertisements

yaz kitaplarından, mutfaktan vs.

efenim, yaz gelmedi gelmedi diye şikayet edip dururken, alın işte gitti gidiyor! evet hava hala sıcak ve nem hayattan bezdiriyor ama önümüz sonbahar diye acayip seviniyorum :) yakında ışığın tonu değişecek, gökyüzü koyu mavi bir tona bürünecek, böyle serinlik hafif hafif ısıracak, hırkalar, çoraplar çıkacak… sonra malum ikea kataloğu gelecek, “yaz bitti, kapatıyoruz, hadi herkes evine” diyecek :) sonbahar candır.

şimdi, yazın başında  gözüme çarpan kitapların listesini yazmış idim ya, onlardan üçü hakkında size rapor vermek isterim görev bilinci yüksek bi kişi olarak:

ambulansla dünya turu’nu okudum, begenmedim, yani anlattığı şeyler yer yer güzel ama anlatma biçimi olmamış. böyle kelime tekrarları, efenim büyük-küçük fontlar, wasfiye arkadaşımın da buyurduğu gibi, “ohoo bunları zamanında şizofrengi (hatırlar mısınız o dergiyi?) yaptı bitirdi.” valla ben gündüz vassaf’a kandım, yeni bir dil getirdi felan dedi yazar için ama abartıymış.

elif batuman’ın rus romanları ile ilgili uzun isimli kitabın ingilizcesini okudum, hoşuma gitti. edebiyatla,  edebiyat magaziniyle (justine sen seversin) ilgiliyseniz, sizin de hoşunuza gider diye tahmin ediyorum. yazarın hoş, muzip bir dili var.

murat uyurkulak’ın bazuka’sını ben okumadım ama kitap zevkine güvendiğim üç arkadaşımdan geçer not alamadı, acemice yazılmış dendi, mesaj kaygılı dediler. ödünç alıp yine de okuyayım, kararı kendim vereyim diyorum ama durum bu.

listenin kalanından sizin okuduklarınız varsa, yazarsanız sevinirim. bu sabah klasik bir polisiyeye başladım, mike hammer-karanlık yol. fena diyil sanki. tatilde de john le carre’den bir casus romanı okudum, güzeldi. benden başka da casus romanı okuyan kalmadı galiba… eski dünya, soğuk savaş insanı neo :)

mutfak maceraları

ramazan gelince birkaç klasik tarif deneyeyim dedim. insanın canı değişik şeyler istiyor iftarda. abartılı bi çeşitlilik değil de daha önce evde pişmeyen bi şey olsun diyerekten ilk kez komposto yaptım. kolaymış. vişne kompostosu tarifi buldum internetten, şekerini de tam istediğim gibi tutturmuşum, rengi de süper görünüyordu. tatlı sevmeyen arkadaşım bile begendi, o derece :) şimdi hedefim falafel yapmak. çok seviyorum, dışarlarda yedim hep, güzel bi tarif bulursam evde deniycem.

bir film önerisiyle bitireyim: ispanyol filmi “yağmuru bile”yi izledim, iyi şeyler duymuştum hakkında, gerçekten güzelmiş. su meselesiyle, beş yüz yıl önceki sömürge mantığını paralel bir kurguyla anlatmış yönetmen. paramparça aşklar köpeklerin yakışıklı oyuncusu gael garcia bernal oynuyor hem :) izleyin derim.

fotoğrafı şurdan buldum