>hatıralar mı, duygular mı?

>

tıp dizilerinin hastasıyım, dr house olsun, grey’s anatomy olsun, private practice, scrubs, ER (gerci o bitti) vs. gerçekte kan görmeye dayanabilir miyim emin degilim ama ekranda birtakım yakışıklı karizmatik adamlar, güzel komik kadınlar önlükleriyle hastalıklardan, ameliyatlardan bahsetmiyorlar mı illa ki izliyorum. geçen private practice’in bir bölümünde enteresan bir vaka vardı: Barbara ağır depresyon geçiren bir genç kız, ilaç, terapi vs. bi şey fayda etmiyor, doktoru bir de elektro şok tedavisi mi denesek diyor vee barbara elektro şoktan yüzünde bir gülümsemeyle çıkıyor. nişanlısı çok seviniyor fakat kız nişanlısını hatırlamıyor! tedavinin yan etkisi olarak sadece nişanlısını ve ilişkilerini hatırlamıyor oluşu tuhaf tabiy, doktorlardan biri kızın nişanlısıyla kötü şeyler yaşadığı için beyninin ona ilişkin hatıraları bloke etmiş olabileceğini düşünüyor ama çocuk o kadar iyi biri ve kızı o kadar çok seviyor ki, bu ihtimali eliyorlar. bir süre sonra doktoru kızın numara yaptığından şüpheleniyor. nitekim biraz sıkıştırınca kız nişanlısından ayrılmak istediğini, ama onun kendisini çok sevdiğini bildiğini, çok iyi biri olduğunu, onu üzmek istemediği için öyle davrandığını anlatıyor. doktorlardan da gerçeği ona söylememelerini rica ediyor. doktorlar da bi dilemma içinde kalakalıyorlar tabiy, söyleseler hastanın talebine uymamış olacaklar, söylemeseler çocuk kendini hatırlatmak için çırpınıp duruyor. neyse efendim, sonunda kadın doktor, kızın nişanlısıyla konuşurken kızın artık onu hatırlamadığını, dolayısıyla kızın onun için bir yabancı olduğunu söylüyor ve şu mealde bir şey söylüyor, “onu sevdiğini söylüyorsun ama hatıralarla duyguların birbirine sarmalanmış şeyler olabileceğini, ayırmanın zor olduğunu unutma, sen hala onu mu, yoksa onunla olan hatıralarını mı seviyorsun?” sonunda çocuk ikna oluyor, orası çok mühim değil de beni esas çarpan şu hatıralar ve duygular kısmı oldu.
dün akşam, evliliği pek iyi gitmeyen bir arkadaşımla buluştuk, birkaç kez ayrılmanın eşiğine geldiler ama hep bi şey durdurdu onları. tesadüfen o da izlemiş diziyi ve o da tam da o bölüme takılmış. belki biz de o yüzden ayrılamıyoruz, geçmişte yaşadığımız güzel şeyler var, onlara takılıp kalıyoruz(m), birbirimizi hala sevdiğimizden değil bir arada kalışımız” gibi bi şeyler söyledi. bu kararı ben veremem tabii ama fikir mantıklı sanki. zamanında güzel hatıralar birikmiş, özellikle ilişkinin zor anlarında yoklanıp, tozları alınıp içimizi rahatlatmış ama yenileri eklenmemiş, hatta giderek tatsız olanların sayısı artmış. hatıraların duygunun yerine geçmesi ihtimali yüksek bu durumda. artık ona olan hislerine değil de hatıralara bağlandığını fark etmek hüzün verici.
“kişisel yılbaşı hazırlıkları şenliklerini” yazıp dururken bu böyle araya girdi ama nabalım, birkaç gündür zihnimi meşgul ediyordu. bugun yeni süsler alayım diyorum, perşembe akşamı da erken bir yılbaşı yemeğine gidicem, ne pişirip götürsem aceba?
*resimdeki unutma beni (forget me not) çiçeği. hatıra felan deyince çağrışım yaptı. pek şirinler.
Advertisements

>dexter

>
dexter diye bir dizi var. polisiye, adli tıp, doktor vs. dizilerini seviyorsanız adını muhtemelen duymuşsunuzdur. ben bir arkadaşımdan aldığım dvd’lerden üç günde izleyip bitirdim ama normalde e2’de yayınlanıyor.

dexter miami’de geçen bir tür “dr jekyll/mr hyde” hikayesi. burada dizinin bütün hikayesini anlatıp izlemek isteyenlerin heveslerini kaçırmayayım ama kısaca şöyle özetlenebilir: dexter, normal hayatında cinayet masasında çalışan bir adli tıp uzmanı; “anormal” hayatında da kötüleri kendine kurban seçen bir seri katil. gün içinde göreve çağrıldığında elinde çantası gayet soğukkanlı bir şekilde suç mahalline intikal edip hemen çalışmaya başlıyor, kendisi de cinayet işleyen tayfadan biri olarak bazen bulunan cesetlerden etkileniyor ve olağanüstü bir sanat eseri görmüş bir eleştirmen edasıyla övgülerini saklayamıyor.

dexter ülkenin en iyi kan izi uzmanlarından biri. kan izlerinden yola çıkarak cinayetin nasıl işlendiği (bir tutku cinayeti mi, yoksa sıradan bir mafya hesaplaşması mı) hakkında isabetli tahminlerde bulunuyor.

gündüzleri uslu uslu işini yapan dexter, geceleri avının peşine düşüp, geride en ufak bir iz bırakmadan,”kusursuz cinayetler” işliyor. kurbanları arasında küçük çocuklara tecavüz edip öldüren zengin bir adam, kübalı kaçak göçmenleri para için boğarak öldüren bir karı-koca gibi insanın kanını donduracak kötülükler yapmış kişiler var.

dexter’ın hikayesinde özellikle geçmişe dönerek babasıyla konuştuğu sahneler çarpıcı ve dramatik. babası dexter’ı çok küçük yaşta evlatlık alan ve dexter’ın normal bir çocuk olmadığını kısa sürede fark eden tecrübeli bir polis. küçük çocuğun kesici aletlere olan ilgisini, duygusuzluğunu ve soğukkanlılığını gözlemleyince, ona bu sıradışı özelliklerle nasıl hayatta kalacağını, masum insanlara zarar vermeden nasıl yaşayacağını öğretmeye çalışıyor.

bu sahnelerden birinde, mutlu bir aile pikniğinde fotoğraf makinasına bir türlü gülümseyemeyen oğlunu kenara çekip, öyle hissetmese de mutluymuş gibi yapmasının çok önemli olduğunu, sıradan insanların arasına karışmak istiyorsa başka şansı olmadığını söylüyor. küçük dexter da bunun üzerine kırık bir gülümsemeyle objektife bakmaya çalışıyor.

dizide en çok dexter’ın sürekli olarak, olmadığı biriymiş gibi davranma çabası etkiledi beni. seri katil falan olduğumdan degil ama ben de bu günlerde sürekli surat asmamak, gereksiz gereksiz konuşup canımı sıkan insanlara ağzıma geleni söylememek ve en ufak bir aksilikte oturup ağlamamak için kendimi zorluyorum. epeyce zor bir iş bu… keşke kimseyle konuşmak zorunda kalmadığım bir iş yapıyor olsam diye geçiyor içimden, günde bir-iki müşterinin uğradığı eski bir kitapçı dükkanında çalışsam, günümü kitapları sınıflayarak geçirsem, akşamları da sessiz sessiz evime dönsem. kimse bana bir şey sormasa, kimsenin asabiyetini çekmek ve sakin sakin konuşup onları yumuşatmak zorunda kalmasam.

neyse daha fazla şikayetlenmeyeyim… bu da çok sıkıcı zira..

zaten birazdan çıkıp dondurma yiyecegiz…